16 Temmuz 2010

Neeee Guti mi? Yok Artık...


Canım Beşiktaş'ım dün açılışı yaptı. Biz takıma, takım taraftara, Quaresma futbola susamıştı. Rakipler ise gerçekten susamış...

Tamam rakip mahalle takımı modunda olabilir ama bu adamlar liglerine Nisan'da başlamış. Yani aylardır form tutuyorlar. Bizim takım yeni ve bu sezon ilk ciddi maçımız bu. Eee bir de adamların her ne kadar defans yapmayacağız dediyse de, 8 kişi defans oynamaları (Buna mecbur kaldılar, çünkü Beşiktaş onların sahasından neredeyse hiç çıkmadı)  skorun biraz kısır (!) olmasına neden oldu.

Maç güzeldi. Ortam güzeldi. Taraftarı anlatmaya gerek yok. Ama atak yapan, sürekli ileri oynayan Beşiktaş'ım güzeldi. Quaresma'nın penaltıyı attıramayan heyecanı bile güzeldi.

Takım gelecek vaadediyor, hepimizi ümitlendiriyordu ama taraftarın bir derdi vardı yine. Şimdiye kadar kimi zaman işçinin, kimi zaman depremzedenin, kimi zaman araştırma görevlilerin, kimi zaman çevrecilerin sesi olan taraftarımız, dün gece de renklilerin sesi oldu....:) Renklilerin bakış açısı ile Guti transferini değerlendiren pankart açtılar. Neeee Guti'mi Yok Artık...:D:D

Malumunuz, bir gün önce Guti transferi bitirilmiş, gelip de gelmemezlikten gelme stratejisi uygulanmıştı. Beklemedeyiz...İşin resmiyete bürünmesi ile antideprasan kullanan renklilerin sayısının artışındaki istatisiksel ilişkiyi ıspat etmek için bekliyoruz.... Renklilere kombine aldırtmak için bekliyoruz....Üzerinde Guti, Quaresma ya da Raul (!!) forması görünen herkesin beşiktaşlı olmadığı günleri bekliyoruz... Ekşi Sözlük'teki bir yorum, şuanki Beşiktaş'ımın halini iyi anlatmış.

Beşiktaş: Raul'u, Robinho'nun alternatifi olarak beklemeye almış takımdır.
Dip Not: O haaaaa




13 Temmuz 2010

TDK İş Başında !!!



Bildiğiniz gibi, ara ara Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı kelimelere karşılıklar bulur. Biz de bunları ne kadar kullanabiliriz, ne kadar sürede uyum sağlarız gibi konuları konuşacağımıza espriler yaparak, işi gırgıra vurarak alay eder, konuyu kapatır, söz konusu kelimeleri yine yabancı kökenli kullanmaya devam ederiz.

Evet bana da komik geliyor bazan ama kendime hep "Bilgisayar" ifadesini hatırlatıyorum. "Bilgisayar" ilk bakıldığı zaman komik, olması mümkün değil gibi görünüyor ama bir şekilde yerleşti dilimize. Garipsemiyoruz..O nedenle bence TDK'ya yüklenmek yerine azıcık bakış açımızı genişletelim. Yeniliğe hazır olalım. Milletimizin enterasan bir yapısı var zaten. Bazı kurumları işlerini yapmadığı için eleştiririz, bazılarını da işlerini yaptığı için :)

İşte size son yapılan TDK çalışmalarından örnekler...

Amblem - belirtke
Anchorman - ana haber sun.
Aspiratör - emmeç
Banliyö - yörekent
Bypass - köprüleme
Billboard - duyurumluk
Çip - yonga
Dart - oklama
Duayen - aksakal
Ekspres - özel ulak
Eküri - ahırdaş
Gurme - tatbilir
Happy hour - indirim saatleri
Kapora - güvenmelik
Klip - görümsetme
Light - yeğni
Lot - tutam
Metroseksüel - bakımlı erkek
Migren - yarım baş ağrısı
Navigasyon - yolbul
Ordövr - yemekaltı
Panik - ürkü
Pime time - altın saatler
Raket - vuraç
Reenkarnasyon - ruh göçü
Self servis - seçal
Sürpriz - şaşırtı
Terör - yıldırı
Tirbuşon - burgu
Tribün - sekilik
Türbülans - burgaç
Ultrason - yansılanım
Voleybol - uçan top
Zapping - geçgeç

Kaynak : Hürriyet




12 Temmuz 2010

Guti Guti Pense... :)



Erdem Abi öyle bir yazıya imza atmış ki, kelimeler kifayetsiz kalıyor yazıyı tanımlamak için :)
İyisi mi olduğu gibi ekleyeyim :D:D

" GUTİ GUTİ PENSE

Transfer sezonunda yorulduğumuz kadar sezon içinde yorulmamıştık…
En kritik maçı beklemek ile Quaresma’yı beklemek arasında ki fark,
Mecnun’un Leyla’yı beklemesi ile , Bihter’in Behlül’ü beklemesi kadar büyüktü..
Hiçbir maçta yitirmediğimiz aklımız transfer sezonunda bonservisi elinde dolaştı durdu.
Allahtan bir alan olmadı da yuvada kaldı.
Şimdi dört gözle Guti’yi beklemeye geçtik.
Alt dudağını aldığı kişinin erkek olmaması bu transferi , “Ön sevişmeden” daha ilerilere götürse de.
Quaresma’da ki orgazmı yaşatacağı şüpheli.
Tabi bunda Quaresma’nın daha “çıtır” olmasının etkisi büyük sanırım..
Ferdinand, Amokachi, Pascal Nouma. Hepsinin tadı hala damaklarda…
O yüzden de benim aklım hala Zenci olanda.
Yanlış anlaşılmasın Robinho ‘da !..
Ama o da çok fanteziye girdiğinden olsa gerek aşırı pahallı!
Quaresma’nın gelmesi ile cümle-alem “Tam “Guti” kurtardık” derken;
Tekerleme gibi çıkıverdi diğerleri…
Yetmez Demirören Yetmez…
Guti -Guti pense…
Robinho’da gelse…
Arkadaşım Q7…
Rakipler “BQ 7”…

Allahım şu transfer sezonu bitmeden aklımıza mukayyet ol…
ERDEM ULUS / HABER1903 "








9 Temmuz 2010

Gel de fark at ...:)


Beşiktaş, UEFA Avrupa ligi, ön eleme maçında Faroe Adaları'nın takımı Vikingur ile eşleşti. Çok kolay (!) bir rakip gibi görünüyor. Gerçi bu futbol sonuçta korkmak ve ciddiye almak gerekiyor. Diyelim ki çok kolay bir rakip, gene de Kartal'ımın bu takımı rencide edecek bir skor almasını istemem. Garantiye aldığımız yerde durmamız gerek çünkü bu takım oyuncuları çok mütevazi. Mücadeleleri de saygı duyulacak cinsten.

Takımda birisi kaptan olmak üzere iki Beşiktaşlı var :) o derece yani..... Size aşşağıda, Vikingur Takım Kaptanının kuradan sonra bir Türkle yaptığı yazışmayı aynen iletiyorum. Siz karar verin..Bence Beşiktaş Taraftarı şimdiden bu takıma bir güzellik hazırlıyordur :)

"Merhaba; Kurada Beşiktaş ile eşleştiğimizi öğrenince hem heyecanlandık hem de çok mutlu olduk. Elbetteki sizler asıl favori olansınız ama bu bizim gibi amatörler için belki de karşımıza hayatta ancak bir kez çıkabilecek bir tecrübe demek. Beşiktaşı daha önce gerek şampiyonlar ligi gerekse de uefa kupası maçlarında tvden izlediğimiz kadar biliyoruz. Takımınızın yıldızları ile tanışacak olmak bir onur; bu yüzden İstanbulda oynamayı heyecan içinde bekliyoruz ama elimizden gelenin en iyisini yapmak ve Beşiktaşın yıldızlarına zorlu bir mücadele içinde geçirecekleri maç sunmak istiyoruz. Vikingur takımını ve gündelik yaşamını sizlere şöyle özetleyebilirim; Haftada 40 saat çalışıp bazen 4, bazen 5 gün olmak üzere genelde akşamları saat 6 ila 8 arası idman yapan işçileriz bizler. Yarı profesyonel ve amatörlerden oluşan bir takımız. Benim gibi bankada çalışanından, fabrika işçilerine kadar ve hatta hala eğitimine devam eden öğrencileri de barındıran bir takım.

Toplam nüfusu ikibin olan birbirine yakın iki köyün takımları GÍ Gøta ve Leirvík ÍFin iki yıl önce birleşmesi sonucu Vikingur olarak doğduk. Bu kulüpler küçük kulüplerdir ama özellikle GÍ Gøta gurur duyulacak bir geçmişe sahiptir ki Faroede altı şampiyonluk kazanmıştır. Fakat Vikingur daha ilk günden itibaren tam anlamı ile bir başarı hikayesidir çünkü kulüp mümkün olduğunca yerel sporcularla hayatta kalmak istiyor. Asıl amacımız her zaman için yerel oyuncuları kazanmaktır. Beşiktaş maçını başarı ile geçmenin bizler için büyük bir hedef olduğunun farkındayız, hatta çok büyük bir hedef. Fakat avrupa liginde Faroe futbolunu temsil edecek olmanın gururunu yaşıyoruz. Futbolu seven, forması için kalpten mücadele edecek olan bir grup işçi olan biz amatörler için bu durum muazzam bir şey.

Bizler şu an Beşiktaş gibi uluslarası saygınlığı olan bir takıma karşı oynayacak olmanın önceliğine sahibiz. 30 bin kişilik bir kalabalığın önünde oynama şansına sahip olmak bir çoğumuz için rüyanın gerçek olması gibi bir şey. Özellikle de dünyaca ünlü olmuş Çarşı gibi bir taraftar topluluğunun olduğu kalabalığa oynamak Sıcak karşılanacağımızdan ve bu çok çalışan, yıldızı olmayan ama tıpkı sizler gibi futbolu çok seven biz amatörlere karşı saygı ile yaklaşılacağından şüphemiz yok. Takımım adına şunu söylemek isterim ki bir an evvel İstanbulda olmayı gözlüyor ve sizleri de ikinci ayakta Faroe Adalarına bekliyoruz. May the best team win ! İyi olan kazansın ! "






Hatırına Sustum...



Nazan'ımın bir önceki albümü. Açıkça itiraf etmeliyim ki, önceki iki albümünü çok fazla dinlemedim bile çünkü bana eski Nazan Öncel albümlerinin tatlarını vermiyordu. Daha popüler ve güzel çalışmalardı ama bir "sokak kızı" olamamıştı hiçbir şarkısı...Albümün çıktığını bile arkadaşımdan öğrenmiştim. Takip etmeyi bırakmıştım yani. Ama bu albüm beni tekrar O'na yöneltti. O ki, şarkılarında hep farklı ritimler yakalayarak bizi coşturdu,O ki kimsenin kullanmayı akıl edemediği kelimelerle hislerimizi ifade etti,O ki "bu şarkıda da mı Nazan imzası varmış?" dedirtecek kadar çeşitlilik sahibi insan.

Benim için bu albümle geri geldi. Bende bu güzel albüm hatırına yazdım.İlk şarkı yani "Öp barışalım" başlar başlamaz anlamıştım bu albümün güzel olduğunu, sonra son şarkıya nasıl geldiğini anlamadım. Çok uzun zamandır bir albümü bu kadar sık tekrar tekrar dinlememiştim. Her şarkıda kendinize ait birşeyler bulabilirsiniz, " Seni bugün görmem lazım ", "Canım Benim Nasılsın", veee tabiki "Hatırına Sustum". İlk dört şarkı vurmuştu bile, devamının bende bırakacağı etkiden korkmaya başlamıştım ama vurgun devam etti ve bende katlandım. "Nereye Gitti Bu Adam", "Ankaralı Sevgilim", "Bu da Hayat Mı" ......... böyle gitti albüm. Sonra tekrar ilk şarkı başladığında yorulmuştum. Bu kadar kaliteyi kaldırmadı kulaklarım :)

"Canım Benim Nasılsın" isimli şarkıyı Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi isimli kitabından esinlenerek yazmış. Ben de o nesneler ne diyordum..."Çiçekçi Geldi" nin finali ise tek kelime ile mükemmel.Sözler güzel, müzik güzel, ses var, duygu var, bunlar belki birçok albümde yanyana gelir ama Nazan Öncel farkıyla....zor gelir. Çok sevdim bu albümü çok. Dinledikçe sevdim, sevdikçe dinledim


Turkcell Süper Lig Kaç Büyük?



Malum, bu yıl "üç büyük" çuvalladı. FB ikinci olurken, GS ve BJK 3. ve 4. lüğü paylaştı. Şampiyon ise Bursaspor oldu. Kimine göre "üç büyük", kimine göre de, özellikle o üç büyüklerden herhangi birinin Trabzonspor ile maçı varsa, maça derbi demek adına "dört büyük" dediği ligimiz şu aralar kaç büyük olduğunu şaşırmış durumda. Zaten oldum olası bu ifadeye karşıydım. "Üç Büyük".

Düşünsenize, resmen rekabeti zedeleyen, rakibi küçük düşüren bir ifade ve biz yıllarca, gerek medya, gerek spor klübü başkanları bu ifadeyi övünerek kullanmışız.Ama bu ifadenin zaten olmayan geçerliliğini son iki yıldır yitirmeye başladığını görüyoruz. Geçen yıla kadar Sivasspor'un başarısına tesadüfi deniyordu. Trabzonspor hep tehlikesiz gibi görünüyordu. Üstüne bir de Ankarspor da geldi ve bunlar bu yıl, üç büyüklere tabiri caizse, 3.5 attırıyolar.Bunun nedeni ne olabilir ?Bazen gerçekleri basitte aramak gerekir diye düşünüyorum. Olay şu, malum "üç büyük" lerimiz, o kadar kaptırdılar ki kendilerini, birbirleri ile didişmeye, özel kanallardan gelir elde etmek için kadroda nereye konduracaklarını bilemedikleri yıldızlar transfer etmeye, futbolu unuttular. Çıkar yeneriz, derbiler zorlar dediler, sadece birbirlerini yener duruma geldiler. Ve şu anda da ligde, iki anadolu takımının 4 puan gerisinden geliyorlar. Olay basit "rakibi küçümsemek",Olay basit, "futbolu iyice ticarete döküp, amatör ruhu öldürmek",Şimdi devamı ne olur? Aslında çok bilinmeyenli denklem gibi bu,

1. Ya bu gidişata dur denir. Aba altında sopa gösterilerek, hakemler ve medya bir araya gelir ve anadolu takımları puan kaybetmeye başlar. Malum bu işin arkasında, özel kanallardan ciddi gelir var. Kimse bu kitleyi kaybetmek istemez. Anadolu takımları hariç bu durum herkesin işine gelir.

2. Ya "üç büyük" ler futbolu hatırlar, kadrolarının kıymetini bilir, adam gibi oynar, hakkı ile lider olurlar.

3. Ya da Anadolu takımları amatör ruhları ile devam eder ve çatır çatır kazanırlar maçlarını, "üç büyük" lere de, forma altından " Neydik ne olduk" tişörtleri giymek kalır.Bazıları, gerçekten "hakeden kazansın" zihniyetini taşısaydı, zaten bu tabir olmazdı ama ne olursa olsun artık bence "üç büyük" ler devri bitmiştir. Bitmelidir. Geç bile kalınmıştır.












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...