21 Eylül 2016

Böyle Geçti Günler...


Uzuuunn zaman oldu yine. Araya bayram tatili de girdi tabi. Dönüşü de çok yoğun bir iş temposu derken haftanın ortasında post yapacak zamanı buldum :)

Bu bayram Ankara'daydım. Tembellik, dinlenme, gezme, okuma, sinema, çizim ve puzzle ile geçti günlerim. İyi de oldu. 

Akvaryuma gittik önce, anemonlara bayıldım mesela (Bkz. İlk foto)
Sonra doğal ortama gidelim dedik. 
Mogan gölüne gittik ama açıkçası vasat buldum. Belki bayramın tenhalığı... bilemiyorum...








 Bir şeyler çiziktiriyorum şu ara. Bakalım nasıl olacak... !!!


Sadece iki puzzle yapmakla kalmadım. 
Evde yaptığım bir sürü puzzle ı da çerçevelettim. Aferin bana. 


 Yeni kitapcıklarım da geldi ama önce elimdekiler bitecek...


 Lübnan'dan gelme nefis bir şarap eşliğinde puzzle yapmak.... 
Sonra neden parçaları bulamıyorum diyorum.. :))



Tanrıların hamlelerini okumak çok zevkli....




29 Ağustos 2016

Alisa Mode On


Yaptıkları ile bana sürekli ilham verem harikamsı insan Alisa Burke sayesinde sehpalarımı şenlendirdim geçen hafta sonu. Uzun zaman önce aldığım renksiz ahşap kaseleri boyadım, çizdim, şeberdim ve ortaya pek sevimli şeyler çıktı. Bunlar ilk tabii daha da güzelleşir ilerde, tabii eğer yapmaya devam edersem...







18 Ağustos 2016

Ayçiçeği ve Çekirge



Ayçiçeği iş yolculuğum sırasında karşıma çıktı. Birlikte yolculuk yaptığım arkadaş allahtan anlayışlıydı da durup foto çekebildim. 


Çekirgemiz ise sabah sabah oluşan kahve krizi sonucu kahveciye yürürken karşımıza çıktı. Hiç bu kadar büyüğünü görmemiştim. 





10 Ağustos 2016

Kürk Mantolu Madonna



Hazır kitap moduna girmişken, bir önce okuduğum kitabı da yazmasam olmaz. Sanırım bir tek ben kalmıştım okumayan. Herkesin elinde görüp "bir gün seni okuyacammmm" triplerine girdiğim, ama nedendir bilinmez hep sakladığım, ertelediğim bir kitaptı Kürk Mantolu Madonna. Tatlının en güzel kısmını sona saklamak gibi. Gerçekten de öyle oldu. Başlamamla bitirmem bir oldu neredeyse. Su gibi aktı o cümleler, o kişilik analizleri, o duygu betimlemeleri...

Nefis bir tat aldım bu kitaptan. Bedensel değil belki ama kalben, ruhen "güçlü" nedir in cevabı oldu bana bu kitap. Böyle güzel mi sevilir, böyle özel mi sevilir... 

Adama "Şimdiye kadar neden Sebahattin Ali okumadım ki" diye sorduruyor... 

Kitapta hoşuma giden yüzlerce cümle var tabi ama beni en çok etkileyen cümleyi buraya bırakıp kaçıyorum. 

"O beni mahzun zannediyordu. Halbuki değildim. Şimdi gülemeyecek kadar mesuttum ve saadetimi ciddiye alıyordum."




9 Ağustos 2016

Mülksüzler

 


Uzun zamandır okumak isteyip, hatta uzun zaman önce başladığım bu güzelim kitabı bugün itibariyle bitirdim. Yine her zamanki gibi güzel bir şey okumanın, izlemenin, duymanın verdiği saçma gülücük var yüzümde. 

Mülksüzler iki gezegen (Urras -  Anarres), iki yaşam biçimi arasında geçiyor (Arşizm - Anarşizm). Bir bilim insanı olan Shevek'in Annares'ten Urras'a yolcuğu, iki gezegeni, iki yaşam biçimini kıyaslaması, eleştirmesi, özeleştiri yapması, başından geçen olaylar olaylar...

Kitabı okurken çok şey yazarım diye düşünmüştüm. Ancak kitabın sonundaki Bülent Somay'ın sonsöz'ü varken "Çok beğendim" demekten başka bir şey kalmıyor bana. "Yıllar öncesinden aldığı tüm ödülleri hakediyor" diye de ekliyorum kendimce. 

Bir sonraki kitap alışverişimin kahramanı Ursula K. Le Guin olacak orası kesin. 






2 Ağustos 2016

Devam...



Sıkıntılı zamanlardan geçsek de hayat devam ediyor. Böyle bir durumda bile biraz dışarı çıkmak, gezmek, fotoğraf çekmek, biraz muhabbet, bir içki normal hissettiriyor kendini... 
































19 Temmuz 2016

En Uzun Gece...


15 Temmuz Cuma gecesi, tüm Türkiye'nin de bildiği gibi sanırım ülkemizin en uzun gecesi oldu. Büyüklerimizin anlattığı, korktuğumuz, bize olmaz artık dediğimiz "Darbe" nin ucundan döndük. Tepemizde uçaklar, atılan bombalar, sonar patlamalar, silah sesleri... Psikolojimiz bozuldu eminim ülkecek. Herkes bir tatsız, herkes bir gergin. Neyse ki küçük bir girişimdi sadece ve başarılı olamadı. Ama verilen nice can vardı yine de, aldatılan nice genç yürek. En acısı da ülkenin iki silahlı gücünün birbirine silah çekmesiydi. Bizi onlar koruyacaktı düşmanlara karşı, suçlulara karşı...

Bir filmin içinde yaşıyormuş gibi hissediyorum kendimi, ya da absürd  komedi bir oyunun oyuncusuymuş gibi. Hiç bir şeyin kontrolü bende değilmiş gibi, evrende bir toz zerresi gibi. 

Dileğim odur ki bu zor günleri sakinlikle, kimseyi incitmeden atlatalım. Ama ben o geceyi, o gerginliğimi, o her seste zıplamalarımı unutmayacağım. O nedenle buraya not düşmek istiyorum. Yıllar sonra bugünleri anmak için...



13 Temmuz 2016

Maviliklerden...



Yine bir tatil dönüşü... Yetmiyor artık tatiller. Dönüşleri daha mı bir zor ne? Bu maviliklerden şehrin griliğine gelir mi insan?...Şimdi fotoğraflara bakarken bile tatilim geldi. Nasıl olacak bilmiyorum...































16 Haziran 2016

Safran Han Müzesi


Koç Grubunun, tıpkı Çukur Han gibi restore ederek kültürümüze kazandırdığı Safran Han Müzesi' ni gezdik geçen hafta. Teknolojinin ve sanatın tarihine tanıklık ettik. İlk araba motorundan, I. Dünya savaşından kalma uçak pervanesine, bebek arabalarından oyuncaklara kadar bir sürü parça vardı. Ayrıca içinden Çukur Han'a geçiş yapıp tüm gününüzü orada geçirmenizi sağlayacak zenginlikte koleksiyonu gezmeye devam edebiliyorsunuz. Biraz detaylara ilgili iseniz bir gün yetmeyebilir bile :)






















Hazır oradayken Çukur Han'a da girelim dedik. Daha önce orayı görmüştüm ama şansımıza orada "Hayallerle Dolu Küçük Evler" sergisi varmış. Minicik evlerin detayları muhteşemdi.




















Eee oraya kadar gitmişken Pirinç Han'dan birkaç kare çekmemek de olmazdı yani :)
















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...