3 Şubat 2017

Kaotik...!!!!


Geçen hafta çok kaotik bir gün yaşadık iş yerinde. Öyle ki, bunu buraya gecikmeli de olsa not düşmek istedim. İşlerin ters gitmesi, üstüne bir sürü farklı farklı işlerin çıkması, bir de bonus olarak ofisi su basması... Bir noktadan sonra sinirden gülersiniz ya her şeye, işte o ruh haline kavuştuk. İnanılmaz bir gündü. Hala düşününce histerik bir gülme alıyor beni. Özellikle elimde temizlik sopası ile, bir müşteriyi kovalama sahnem (gerçekte olmadı tabii ama komedi film tadında hayalimde kovaladım)... :))

Neyse o günü atlatıp eve gittiğimde, bir duş alıp, bir şeyler atıştırıp TV'ye bile doğru dürüst bakmadan yatağa girdim. Çay ve kitapla durumu nötralize etmeye çalıştım :). Bu da böyle bir anımdır. 


2 Şubat 2017

Nostalji Rüzgarı


Bu hafta sonu benim için resmen nostalji oldu diyebilirim. Öncelikle Sezen Aksu'nun yeni albümü "Biraz Pop Biraz Sezen"' dinledim. Tıpki lise çağlarımda dinlediğim gibi. Sözlerine, enstrümanlarına dikkat ederek. Öyle olunca daha bir kolay oluyor şarkıların yüreğinize dokunması. Albümden de o tadı aldım zaten. Eskinin tadını. Işık Doğudan Yükselir albümü ilk çıktığında bir günde 7 kez dinlediğimi hatırlarım :)) Öyle bir tat bu. En son sanırım Tarkan'ın Ahde Vefa'sını böyle kendimi vererek dinlemiştim. Büyüdükçe insan uzaklaşıyor böyle güzel şeylerin hakkını vermekten. Sonra o dönemden bir el çekip çıkarıyor sizi bu boşluktan. Hoşgeldin eski (umarım) Sezen...



Bir diğer nostaljiyi de teniste yaşadım. Bu sadece tenis severler için değil, tüm spor severler için özel bir hafta sonu idi.  Avusturalya Açık finalinde hem kadınlarda Serena-Venus Williams eşleşmesi, hem de erkeklerde Rafael Nadal - Roger Federer eşleşmesi beni yıllar öncesine götürdü. Bundan 6 yıl önce adam akıllı izlediğim ilk tenis maçı yine Rafael Nadal-Roger Federer karşılaşması idi. Biliyorum böyle 6 yıl  demek çok da nostaljik olmuyor ama bu insanların maximumum da 10 yıl kaldıkları düşünülünce gerçekten şanslıydık bu finali izlemekle. Belki (büyük ihtimalle) bir daha karşı karşıya gelemeyecekler...



25 Ocak 2017

Karanlığın Sol Eli


Tam da bu mevsimde okunacak kitapmış. Bu okuduğum ikinci Ursula K. L. Guin kitabı ve hayalgücüne bayılmış bulunmaktayım. Tamamiyle hayali canlılar ve gezegenler düşleyip, bunları hikayeleştirmek sanırım kuvvetli bir edebi dil kadar önemli benim için. Bu romanda da zengin bir betimleme ile anlatıyor hayal ettiği dünyayı. Öyle bir gezegen ki, tamamen kış ve soğuk. Canlıları ona göre evrimleşmiş, mimarileri, ulaşımları... her şeyleri kışa göre adapte olmuş bir gezegenin hikayesi bu. Bu gezegene gelen misafir bir canlının tecrübeleri anlatılıyor. Kitabın en ilginç yanı ise söz konusu gezegende cinsiyet ayrımının olmaması. Yani insanlar hormonal bir denge ile kimi zaman erkek, kimi zaman kadın oluyorlar. Öyle ki bazen baba, bazen anne olabiliyorlar. Bunu bir düşünsenize... çevrenizdeki insanlara cinsiyetten bağımsız bakabilmeyi... Çok beğendim bu kitabı. 


12 Ocak 2017

11. Ankara Kitap Fuarı


Ankara'ya döner dönmez gittik kitap fuarına. Cuma olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. İnsan oraya girince dayanamıyor ya, yine bir sürü kitap ve kitaplarla ilgili aksesuarlar alıp çıktık :))





11 Ocak 2017

Kozmos


2016'nın son kitabıydı Kozmos. Benim gibi bilim-kurgu severin mutlaka okuması gereken bir kitapmış. Hani biliyoruz artık dünya yuvarlak, dönüyor, güneş sistemi, vs. ama yok sadece bunlar değil mesele. Kendini evrenin minicik bir parçası olarak görüp bütüne bakmak için gerekliymiş meğer okumak. Üstelik bundan çok çok uzun zaman önce insanların bilim adına yaptıklarını okumak da ayrı bir hayranlık uyandırıyor...


9 Ocak 2017

2017' ye Girerken...


Bu yılbaşını da ailemin yanında geçirdim. Antalya sıcaktır diye umduk ama çoğunlukla yağmurlu bir hava vardı. Olsun, evde sevdiklerimizle zaman geçirmek de güzeldi. Güneşi gördüğüm zamanlar da hemen su kenarına attım kendimi :)

Eveeett, aldık bavulumuzu, düştük yollara. Yolculuk başlıyor. 
Yeni yıla yeni kitapla girme klişesi de tamamdır. 


Varır varmaz, beni suya götürün, deniz, ırmak farketmez krizlerine girdim. 


 Havanın güzel olduğu her anı değerlendirdim. 


 Kafamı sağa çevirsem turunç, sola çevirsem limon, önüme baksam portakal...


 Daha çok su, daha çok su...


 Hawaii'de tatil yapıyormuşum gibi çek panpa.


 Aramızda hala yapraklarını dökmeyen ağaçlar var. Cık, cık, cık.


 Ben yukarıdaki gibi bir havadayken, Ankara'da evimin önü böyleymiş...


 Soba üzeri kestane klişesi - tamamdır. Tombala da oynadık da 
oyun çok mücadele içeriyordu. Fotoğraf çekemedim. 


 Yağmur'un böyle de güzel bir yönü var. 


 Arkadaşımla termosa çay doldurup deniz kenarında aldık soluğu. 
Muhabbet, dedikodu, dalga sesleri, bulutlar ve tabii ki denizzzzz..... muhteşemdi. 


 Daha çok deniz..


 Bu açı da bir Özlem klişesi...


 İskelesiz olmaz...


 Gölgelerin gücü adınaaaa.....


 Kıyıda yürürken bir yengeç kabuğu buldum. 
Çok güzeldi ama Ankara'ya getirene kadar kırıldı :/


 Tamam dönüyoruz artık, bırak fotoğraf çekmeyi. 


 Bu son, bu son....


Tatil bittiiiiii, dönüyoruz artık. 




31 Aralık 2016

Mutluluklar Getirsin...


Kar memleketini bırakıp, yağmur memleketine geldim ve burada, Antalya' da giriyorum 2017' ye. Mutluluklar getirsin bu yıl. Şans getirsin, barış getirsin her zamankinden biraz daha çok. Güzel ve gerçekleşen hedeflerimiz olsun...Aşk olsun, sağlık olsun, huzur olsun...




27 Aralık 2016

Çizdim...



Şu aralar tekrar çizmeye başladım. Basit basit, maksat çizgilere alışmak...









22 Aralık 2016

Harem


Bu bale işi beni iyice sarmaya başladı. Ya da biz hep güzel balelere denk geldik bilemiyorum ama her defasında yüzümde gülücükle çıkıyorum salondan. Harem de nefisti. Ben özellikle haremdeki kızların uyuma sahnesine ve Valide Sultan'ın davullar eşliğinde yaptığı dansa bayıldım. Hamam sahnesini de unutmamak lazım tabii. Ayrıca bu balede müzikler de nefisti. Çok da anlatılmıyor aslında. İzlemek gerek. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...