31 Aralık 2013

Merhaba...


Ajandalarınız hazır mı?, yeni yılın ilk günlerine işler yazmaya başladınız mı? 
Her defasında inanması zor geliyor ama bir yılı daha geride bıraktık. Yarın yepyeni bir yıla, yeni umutlara, kararlara merhaba diyeceğiz...

Bu gece için hepimizin farklı farklı planları var. Kimimizin plan yapma şansı bile yok belki de, çalışıyor. Kimimiz dışarıda zar zor bulabildiği yerde canlı müzik eşliğinde girecek yeni yıla, kimimiz bir Türkiye klasiği olan PTT ile. Sokaklarda, sevdiğimize sarılarak belki de, ya da telefonda onun sesini duyarak. Patlamış mısırlı, meyveli sofralar olacak bir yerde. Başka bir yerde envai çeşit mezeler donatılacak belki. Kimimiz içkisini içecek, kimimiz duasını edecek. Ne olursa olsun herkesin gözünde bir parıltı var ve ben bu ortak noktayı çok seviyorum. 



Dün akşam ben de ilk kez yılbaşı kurabiyesi yaptım. Zencefilli, pekmezli, tarçınlı. Bu yıl evim o kurabiye kokusu ile dolsun istedim...:) Başardım da. Marketlerde bazı süsleri bulamadığım için tamamen atmasyon süslerle süsledim. Bonibonlar, pasta süsleri falan :))) 



Ofisimizde iki kişilik sade bir kutlama bile yaptık. Hediyelerimizi çam ağacının altına bile koyduk yani, o derece:) İkimizin de hediyesi kitaptı. Ne mutlu bize. Kitaptan güzel hediye düşünemiyorum. Hele hele söz konusu sizin kütüphanenizde bulundurmak istediğiniz bir kitap olunca, kıymeti daha da artıyor. 

Acısı ile tatlısı ile geride bıraktık bu yılı. Yeni yıl sağlıklı, mutlu, huzurlu günler getirsin bize. Yüreğinizdeki kuş her zaman pır pır etsin...Mutlu yıllar... :)


30 Aralık 2013

Günün Rengi Yeşildi...


Flat'te renklerine göre kokteyl denemelerimiz tüm hızı ile devam ediyor. Dün yeşil renkli kokteyllerde idi sıra. Ben Apple Daiquiri'yi denerken, arkadaşım Suka içti.

Apple Daiquiri' deki alkol oranı sanırım % 0,1 falan :) Şaka bir yana son derece hafif, neredeyse elma suyu tadında bir kokteyldi. Ama içindeki elma püresi zamanla eriyip çok güzel bir karışım oluşturdu.

Suka ise aksine oldukça güçlü  ve fresh bir kokteyldi ve günün kazananı  oldu :)

 






26 Aralık 2013

Top Sakızlar...


Çocukluğum şen şakrak bir mahallede geçti benim. Filmlerden çıkmış karakterlerle dolu bir mahallede. Mesela, gerçekten topumuz vitrinine çarptığı için sinirlenip alan, sonra da uzun süre vermeyen bir bakkalımız vardı. Allahtan topumuzu kesmiyordu. Özünde iyi adamdı. Hem dükkan önündeki beton kaldırımda "beş taş" oynamamıza da izin verirdi. Topumuzu aldığı zamanlar araya aileleri sokardık "çocuktur, bir daha yapmaz" vaadleri havalarda uçuşurdu...Evet çocuktuk ve o yüzden bir daha, bir daha yapıyorduk aynı şeyleri...

Gazoz kapaklarını biriktirdiğimiz yıllardı. Altın sarısı içi ile Kınık kapaklarının karizmatik olduğu dönemler. O zamanlar imkanlar önümüze konulmuyordu. Biz uyduruyorduk, taştan oyunlar, gazoz kapağından koleksiyonlar... Daha bir yaratıcı idik. Hatta hatta o gazoz kapaklarını taşla düzeltip, bir ipe geçirip hızla döndürmek suretiyle kesici alet yapmışlığımız bile vardı.

Popüler abur cuburumuz leblebi tozu idi. İçinden çıkan minik oyuncakları ben pek umursamazdım. Benim için tozdu aslosan. Onun, o damağıma yapışan, uzun süre orada kalan tadını seviyordum. Bisküvi arası lokum da oldukça populerdi. Vee tabii ki Big Babol sakızlar. Bütün kızlar toplanıp, hangimiz en büyük balonu yapacak yarışına girerdik. Bu kadar kolaydı bizim için mutlu olmak...

Mahallemiz öyle güzel bir yerdeydi ki, bir tarafında orman, diğer tarafında nehir vardı. Ormandan mersin toplar yoldan geçen turistlere satmaya çalışırdık. Benim ayrıca özel bir ilgi alanım vardı; Çam ağaçlarından reçine toplamak. Reçineyi biriktirir, tuzla karıştırıp kendimce garip garip karışımlar yapardım. Hiçbir işe yaramazdı annemin kaplarını mahvetmekten başka...

Hemen hemen her bahçede meyve ağaçları vardı. Portakal, elma, özellikle de dut. Neden? Çünkü çıkması en kolay ağaçtı. Sırayla birimiz çıkabildiği kadar yükseğe çıkıp dalları sallardı. Alta serdiğimiz beze dut yağmurları yağardı. Sonra gelsin ziyafet. Ama bilemezdik aslında, dut muydu aslolan? Yoksa onu toplamak mı? Bir de sırf sahibinin huysuzluğundan dolayı bir elma ağacına takmıştık. Onu kızdırmak hoşumuza gidiyordu. O yüzden gizli gizli yapmıyorduk. Bizi görsün diye uğraşırdık. Zarar vermezdi ne de olsa, veremezdi. O kapıyı açana kadar biz üç sokak öteye kaçmış olurduk. Elmaları o kadar da güzel değildi üstelik. 

Ufak şişelere bulaşık deterjanını suyla karıştırıp koyar, anahtar kullanarak baloncuk yapardık. Zordu o şekilde güzel balonlar yapmak. Bırakın arka arakaya baloncuklar yapmayı 10 denemenin birinde güzel bir balon yapabilirsek, mahalle için karizma katsayımız artıyordu...

Bisiklet çetelerimiz vardı. Hemen herkesin bisikleti vardı ve sokak belirli saatlerde bisikletten geçilmiyordu. Yarışıyorduk, nehire kim daha önce varacak diye. Bazen bisikletli saklambaç oynuyorduk ki şimdi düşününce son derece saçma bir oyunmuş :).. Ha bir de itiraf ediyorum çoğunlukla kızlı erkekli takılıyorduk. Nice aşklar, minik kesişmeler, yetişkin biriymiş gibi davranmalar; Ama akabinde düşünce, karizma dağılınca koyverip "anneeee" diye ağlamalardan geçtik. 

Sıcak memleket sonuçta. Gece geç saatlere kadar sokakta oluyorduk. Anneler babalar balkona çıkardıkları televizyonları izliyor, sokakta evlerden gelen seslerin birbirine karıştığı bir uğultu ve her balkonda mavi ışıklı kare ekranlar görünüyordu. Sesimiz ağustos böceklerini bastırıyordu. Ter ve toza bulanmış bir halde, enerjimiz bitmeksizin gülüyorduk bir şeylere. Bazen kızıyor, bazen kavga ediyorduk. Hemen hemen her gün aynı şeyleri büyük bir mutlulukla yapıyorduk. Ta ki anneler balkondan "yeter artık eve gelin" diye bağırana kadar...

Tüm bunlar nereden aklıma geldi peki? Benim suçum yok inanın, hepsi top sakızların suçu. Renkleri için kavga ettiğimiz, o top top üç adet bir pakette satılan sakızlar. Dün işyerimin kantininde gördüm ve tüm anılarım beynime hucüm ettiler... Sadece üç adet top sakız, hala çocukmuşum gibi beni mutlu etmeyi başardılar :)




25 Aralık 2013

Çizgilerle Nazım Hikmet...



Arkadaşım böyle bir kitaptan bahsedince çok şaşırdım. Fikir çok hoşuma gitti. Hele hele kitabı yazan ve çizenin adını öğrenince şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü yazarı Müjdat Gezen, çizeri de Savaş Dinçel di. Tehlikeli bir dönemde güzel bir fikri hayata geçirmiş, bunun bedelini de hapis ve mahkemelerle boğuşarak vermişti bu iki isim.

Çizgilerle Nazım Hikmet, Nazım' ın hayatındaki önemli olayları ve eserlerini karikatürize bir şekilde anlatıyor. Müjdat Gezen' in esprili dili ile okuyoruz belli başlı olayları, hafif iğneleyici bir şekilde. Savaş Dinçel ise inanılmaz güzel çizimleri ile bu dili sağlamlaştırıyor. Belki Nazım hakkında "her şeyi" anlatmıyor bu kitap ama genel çizgileri ile hayatı hakkında fikir edinmenizi sağlıyor. Faydalı ve eğlenceli...







23 Aralık 2013

Çıkmayın...


Çıkmayın. Dışarısı gerçekten soğuk. Garip bir soğuk var bu sene. Dereceler belki normal görünüyor kışa göre ama soğuğun niteliği farklı. Garip bir şekilde içinize işliyor. Eğer zorunlu değilseniz evinizde kalın. Gerçi bu havaların güzel yanları da var. Kar yok ama geceden kalmış buzlarla bembeyaz olmuş ağaçlar harika görünüyor. Ellerimi eldivenden çıkarabilsem çekecektim fotoğraflarını, yapamadım. Öyle bir soğuk var... 


Nasıl da battaniye, sıcak çikolata, TV modundayım anlatamam. Böyle zamanlarda sabahın 07:30' unda işyerinde olmak daha bir başka koyuyor adama. Benim yerime siz keyfini çıkarın evde olmanın. Haa illa da dışarı çıkacağım diyorsanız, içinizi ısıtan şeyler yapın :)



20 Aralık 2013

Kont Dracula !!


Dün ilk kez bir bale izledim. Kont Dracula...
İlk gitmenin verdiği hevesten mi, bir şeyleri beğenme katsayım yüksek olduğundan mı, yoksa gerçekten çok iyi bir gösteri olduğundan mı bilinmez ama çok çok beğendim. Orkestra, dekor, kostümler ve tabii ki o zarif bedenleri ile dans eden baletler ve balerinler... Her şey çok güzeldi.
   
Açılış sahnesi perdeden akan kanlarla başladı ve olması gereken gerilim havası, gerek müziklerle, gerekse de kasvetli gotik dekorlarla anında sağlandı. Özellikle ilk perdede, vampirlerin tabutlardan çıkıp Kont Dracula' nın evine gittikleri sahnedeki mizansen, kar yağışı, sisler, koreografiler muhteşemdi...  Önce bir kaç tabut açılıyor. Eşlik eden gerilim müziği harika...Fonda koyu mora çalan bir gökyüzü ve harika bir kar efekti var. Vampirlerimiz tabutlarından çıkarken etrafı gizemli bir sis de kaplıyor. Sonra dev bir kapı önünde muhteşem koreografileri ve bence balenin en başarılı kostümleri ile balet ve balerinler rol alıyor...Her şey nefisti...Gerçekten kendimi bir masalın içinde hissettim. Keşke fotoğrafını bulup buraya koyabilseydim. En azından detaylı anlatarak bu anı kalıcı kılmak istedim.



Kadro içinde en çok Lord James' in yardımcısı rolündeki Kadir Okurer' i beğendim. Vücut dilini en iyi kullanan oydu bence. Tamam şimdi bir sürü başrol varken dediğim abes gelebilir. Onlar zaten başroller ve gereken ilgiyi alıyorlar. Ama Lord James' in yardımcı biraz geri planda kalıyordu. Yine de balenin sonunda Kadir Okurer' in hatrı sayılır bir alkış alması, benim gibi düşünen birçok insan olduğunu gösterdi :)

Sıkılır mıyım acaba demiştim ama ben sevdim bu bale işini. Bundan sonra gitmeye çalışacağım... :)))

Çok daha fazla fotoğraf ve tüm kadro bilgisi için buraya bakabilirsiniz...




19 Aralık 2013

Kutudan Patti Smith Çıktı...:)


İş arkadaşım tam bir Momiji hastası. Aslında hasta olunmayacak gibi de değil. Hepsi çok şekerler. Sadece kendileri de değil, ambalajı, kutusu, hepsi pek bir güzel. Biz de bu kutuları değerlendirelim dedik ve kalem kutusu yapmaya karar verdik. Malum şu aralar gündem kutudan geçilmiyor... :)


Benim şansıma Queenie kutusu düştü. Kalemlerimi bir güzel yerleştirdim, koydum masama. Sonra öğrendim ki, her kutunun üstünde o momijinin özellikleri yazıyormuş. Hemen benimkine baktım. " I like custard & Patti Smith" yazıyordu. Hadi kremayı anladık da bu Patti Smith kim? Sonunda öğrendim ve şimdiye kadar bir şeyi yanlış bildiğimi, daha doğrusu eksik bildiğimi farkettim. Evet evet bu küçük kutu bana resmen "bilgi" verdi. Kiminin kutusundan tomar tomar para çıkar, benimkinden de bilgi çıktı işte. Haa ben gayet memnunum o ayrı. Para sayma makinem de yok. Uğraşamam o kadar parayla :)))



Gelelim Patti Smith'e;

Şu meşhur şarkıyı hepiniz bilirsiniz, "Because the Night". 90' ların başında, tekno çağında az mı zıpladık bu şarkı ile. Ve ben bu şarkıyı o dönem için yeni sanıyordum. Ve sadece bu versiyonunu biliyordum. 


Meğerse işin aslı farklıymış. Because the night, Patti Smith tarafından 1970' lerin sonunda ilk kez söylenmiş, ve bu şarkı Patti Smith' in üne kavuşmasını sağlamış. Yani Patti Smith bildiğin ünlü bir müzisyenmiş ve Punk müziğin vaftiz anası olarak anılıyormuş. Ben bunu  2014'e girerken öğrendim. Olsun bilmemek değil, öğrenmemek demişler... :)) Şu küçücük kutunun yaptığına da bak sen...




16 Aralık 2013

Kurabiye Adam...


Geçenlerde "bir sürü keçemiz var, projeler başladı bile" demiştim. Bunlardan ilki kurabiye adam süsü yapmaktı. Eee malum ofisimizi süslemeyi pek bir seviyoruz. 

İnternetten bulduğum resimlerden, karbon kağıdı yardımı ile keçelerin üzerine kalıplar çizdim. Ufak ayrıntılarda doğaçlama yaptım ve ilk süsümüzü bitirdim :) Bunları bir yerlere serpiştereceğiz artık. Bunun gerçekten kurabiyesini yapmak da var planda ama umarım üşenmem...Aynı anda başka bir projeyi daha bitirdim. O da başka zamana...




Bu arada yeni bir kitaba başladım. Sophie Kinsella' nın Yirmiler Kızı' na bayılmıştım. Ondan sonra Pasaklı Tanrıça kitabını aldım. Son zamanlarda okuduğum ağır şeylerden sonra biraz eğlenceli bir kitaba başlamak istedim. Bu son derece uygun görünüyor. Bitirdikten sonra uzun uzun yazarım :) 


13 Aralık 2013

Keçe Cenneti :)


Arkadaşım, "evdeki keçeleri getireyim, yılbaşı süsü yaparız" dediği zaman bu kadar keçe olabileceğini hayal etmemiştim. Bir çanta dolusu keçemiz var artık. Yani kullanmadığımızı metre hesabı satabiliriz :p Şaka bir yana artık malzemeden yana da, hayal gücünden yana da sıkıntımız yok. Projeler havalarda uçuşuyor. Bazılarında uygulamaya geçildi bile. Yapacak çok iş, gerçekleştirilecek çok fikir var...Şimdilik sürpriz olsun :) 







Nalınlar


Dün akşamki oyunumuz Nalınlar idi. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Oyundan çıktığımda düşündüğüm şey, bu oyunun daha kalabalık bir oyuncu kadrosu ve dekor zenginliği ile son yılların en çok sevilen oyunu Fosforlu Cevriye' ye rakip olabileceği idi. Şahsen ben çok eğlendim. Hep şunu düşünürüm, tiyatroda komedi, dramdan çok daha zordur. Bu nedenle bu oyunun tüm oyuncularını kutluyorum. Özellikle Döndü karakteri tüm salona hakimdi. Kırdı geçirdi ortalığı... :) 

Gerçi oyuna biraz zaman vermeniz gerekiyor. İlk 5 dakikası karakterler çok keskin gelmişti bana. Ama oyunun tarzına alışınca gerçekten çok eğleniyorsunuz. Bu soğuk günlerde içinizi ısıtmak istiyorsanız bu oyunu görün derim. 

Oyun hakkında bilgi ve oyuncu listesine bu linkten ulaşabilirsiniz. 


Fotoğraflar Devlet Tiyatroları resmi internet sitesinden alınmıştır.


11 Aralık 2013

İtinayla Tamir Edilir...


Çok sevdiğim zarf açacağım bir hayli eskimişti. Özellikle son zamanlarda dökülen boyaları daha fazla gözüme batmaya başlamıştı. Ben de "elimdeki malzemelerle tamir edebili miyim?" diye düşündüm... Ettim de. Eee tabii biraz farklı oldu ilk haline göre. "Madem ben yapacağım tamamiyle istediğim gibi çizeyim" dedim. Bir de ikiyüzlülük yaptım ve bir tarafına erkek, bir tarafına kadın çizdim. Sonuç bence gayet başarılı :)

Kötü görünüyor değil mi?

Önce her iki tarafın da boyasını kazımak lazım...Kazırken ufak tefek hasarlar verdim :( Maket bıçağı pek elverişli değil sanırım bunun için :)

Eldeki malzemeler son derece basit. Guvaş (Guaş ya da Guaj... :D ) boya ve fırça...

Zemin tamamdır... :)

Üzerindeki çizimler ise cama yazar kalemlerle ya da herhangi bir keçeli kalemle yapılabilir. 

Malum boyamız suda akar cinsten olduğu için üzerine bir de sprey vernik ile vernik atacağız. 
Sonra bu iş tamamdır...



9 Aralık 2013

Zamanı Geldi...


İki haftadır ofisi süslemek için zaman kolluyorduk. Hafta sonu yağan, yılın ilk karı işareti verdi. Ve biz bu Pazartesi sabahını ofisimizi süslemeye ayırdık. Işığımız ve keçe ile yapılmış süslerimiz (made by Zeynep) tanıdık ama sevimli bir hale getirdi ofisimizi. Sanırım ilerde yenilerini de ekleyeceğiz bu süslere... 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...