28 Ağustos 2013

Searching For Sugar Man...


Sen kendi halinde barlarda şarkılarını çalan birisi olacaksın, öyle ki utangaçlığından insanlara sırtını dönen bir şarkıcı. Ağır işlerde çalışıp, müziği sevdiğin için yapacaksın. Sonra birileri seni keşfedecek, iki de albüm yapacaksın ama hiç satmayacak. Tamamen başarısız olacak. Sen ağır işlerine geri döneceksin. Sonra kızın biri sevgilisine dinletmek üzere senin şarkılarının bir kopyasını başka bir kıtaya götürecek. Sonra o kıtada senin kopya albümlerin yok satacak. Herkesin evinde plakların olacak. Adeta bir halk kahramanı olacaksın. İnsanlar senin isminden para kazanacak, hakkında öldü haberleri çıkacak ve senin bunlardan hiç haberin olmayacak. Sen başka bir kıtada normal hayatını yaşamaya devam edeceksin.... Sonra bir gün bir gazeteci çıkıp senin "nasıl öldüğünü" araştırmaya başlayacak ve telefonla "sana" ulaşacak... :))) Böyle mucizevi bir hikayeymiş Sixto Rodriguez' in hikayesi.  Biz de "Searching for Sugar Man" belgeseli ile öğrendik... 





26 Ağustos 2013

Babalar ve Kızları...



Geçtiğimiz hafta sonu annem bizi fena satışa getirdi ve bir haftalık memleket ziyaretine gitti. Kaldık mı baba kız birlikte? İlk kez babamla birlikte bu kadar uzun süre kaldım. Öyle her yemeği kolay kolay sevmeyen babamla :) Ama itiraf etmeliyim ki gayet kolay oldu. Oldukça yardımcı ve uyumlu idi. Masalar birlikte kuruldu. Biri yemeği yaparsa diğeri salataya el attı. Çaylar nöbetli demlendi. Etraf birlikte toplandı... Hatta az pişmiş (!!! Burada kendime haksızlık etmeyeceğim. Sebze dediğin çok da pişmemeli...) yemeklerimi bile sorun çıkarmadan yedi. Zaten kafa olarak uyarız babamla. Mesela sabahtan akşama kadar sıkılmadan spor programlarını izleyip hararetli tartışmalar yapabiliriz. Bu durum biraz daha pekişti. Annem dönünce karşısında güçlü bir ittifak bulacak :)))



19 Ağustos 2013

Hazırlık...


Ağustos bitmek üzere. Eylül benim tatil ayım olduğu için göz açıp kapayıncaya kadar bitecek zaten. Geldik mi Ekime ? Sonbaharda gezdin gezdin,  ardından bir kaç aylık uzun kış geceleri başlıyor. Yine gezeceğiz ama kabul etmek lazım ki evde daha çok vakit geçireceğiz. Üretkenliğimizin arttığı bu zamanlar için şimdiden hazırlıklara başladım ben. Daha kitaplar okunacak, puzzle'lar alınacak belki, neler olacak bilmiyorum henüz. Şimdilik bildiğim bir şey var ki o da, örgü bu kış kesinlikle planlarım dahilinde. 



12 Ağustos 2013

Jazz Expose...Sibel Köse


Beş günlük bir tatilden sonra ilk iş günü nasıl olunursa öyleyim işte. Üstelik yağmurlu bir Ankara sabahına uyandım. İşe pek konsantre olamıyorum. Sanırım kimse beni kınamaz :)  

Bu kısacık tatile (kaç gün olduğu önemli değil benim için her tatil kısa...), bol bol muhabbet, bayram ziyareti, aile içi iskambil turnuvaları ve bir jazz konseri sığdırdım. 

CerModern yaz akşamlarını eğlenceli hale getirmek adına bu yaz gerçekten güzel işler yaptı. Fırsat buldukça gittiğimiz açık hava film gösterimlerinin yanısıra Jazz Expose günleri de başladığından beri dikkatimizi çekiyordu. Bir çok isim konuk oldu ki Melis Sökmen' i kaçırdığım için çok üzgünüm mesela. Neyse kısmet arefe gününeymiş. Dinleyeceğim muhteşem ses de Sibel Köse imiş. Sonuçta evde bayram için tatlı yapan annemi fena satışa getirerek konsere kaçtık (Evet sonrasında utanmadan o tatlıları yiyen hayırsız benim....).



Sibel Köse muhteşem bir sese sahip ve orkestrası ile uyumuna bayıldım. Repertuarına maalesef çok eşlik edemedik. Jazz müziğini tür olarak sevsem de öyle şakkk diye şarkıları tanıyacak kadar dinlemediğimi itiraf etmeliyim. Ama konsere gelen kesimden anladığım şudur ki, daha yeni yeni bu müziğe kulak aşinalığımın olması çok normal. Zira biz ve bizim gibi bir kaç masa yaş ortalamasının altında kaldık (Ender durumlardan biridir bu :)) ). Neyse dediğim gibi şarkılara birebir eşlik edemesek de, müzik evrenseldi sonuçta...Ki şu şarkı fena aklımda kaldı.  Başka bir konserden de olsa eklemek istedim buraya. :)


Bu tür geceleri sabote edercesine sıcaklığı düşüren "Zalim Ankara Yaz Gecelerine"' de teessüflerimi sunuyorum. Zira konserin tek olumsuz noktası serin hava idi. Bir hayli üşüdük. Bir gece önce tüm polarları çamur yapan sevgili CerModern bahçıvanına da....sevgiler....saygılar. "Bu bir jazz konseri, biraz şık olalım" diye kanıma girip beni o havada tiril tiril bir elbise ile oralara getirdiği için canım arkadaşım, seni de es geçmemek lazım :))) Gerçi iyi oldu tabi.


Bir olumsuz nokta daha var ki o da benim köpek korkumla alakalı. Kimsenin suçu yok, ben de masumum :) CerModern bahçesinde bir çok sahipsiz köpek var. Öyle başıboş köpekler değil, hepsi aşılı ve bakımlı. Bebekliklerinden beri oradalarmış. CerModern de gayet insancıl bir şekilde onlara kucak açmaya devam ediyor. Konserin bir kısmını dibimde beyaz bir köpekle izlemek durumunda kaldım. Biraz adrenalin durumu oldu itiraf ediyorum....

Bu arada son zamanlarda çok CerModern den bahseder oldum. Hayır komisyon falan almıyorum :) Güzel olanı, hoşuma gideni yinelemekten gocunmuyorum o kadar. 




6 Ağustos 2013

Quickie...



Bir projeye kenarından köşesinden dahil olma amacıyla başlayıp, bir oyuna dönen çekim macerası. Hep seninle çekecek değiliz ya, bir de seni çekelim :) 







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...