27 Haziran 2014

Rafting Maceramız :)


Yaklaşık bir ay önce arkadaşlardan birinden öylesine çıkmıştı bu rafting fikri. Ama hepimiz ciddiye aldık ve organizasyonu yaptık. Önce 22 Haziran dendi. Sonra su seviyesi azalabilir diye 15 haziran'a çekildi. Sonra 8 Haziran olsun dendi ama 8 Haziran'da Melen Çayı taştı, ortalığı sel aldı haliyle yine 22 Haziran'da gerçekleştirdik raftingimizi. İnsanın ilk aklına gelen doğrudur derler ya, ilk planlarda da doğruymuş, buradan çıkardığımız ders bu oldu :)

Ben çok çılgın bir yapıya sahip değilim. Kuralcıyımdır. Adrenalin, adrenalin diye ortalarda dolanmam ama merak ediyorsam o şeyi yapmak isterim, denemek isterim. Rafting de böyleydi benim için. Bilmediğim bir şeydi, denemeyi çok istedim. Benim gibi Antalya'da büyüyen birinin şimdiye kadar yapmaması, gelip de Ankara'da yaşarken yapması da ironik... 

Derken rafting günü geldi çattı ve biz yola çıktık. Zaten arkadaşlarla yapılan birkaç saatlik yolculuk bile eğlenmek için yeterli. Geyikler havada uçuşarak gittik rafting alanına. Düzce'de, Melen Çayı üzerinde Düzce Rafting'ti mekanımız. 

Önce kahvaltı yaptık, ardından kıyafeler giyildi. Dileyen kendi kıyafetlerini giydi, dileyen oradaki rafting kıyafetlerini. Biz kendi kıyafetlerimizi giymeyi tercih ettik. Ama herkes tabii ki can yeleği ve kask takmak zorunda idi (Haliyle...:D).

Hocalar önce toplu şekilde brifing verdi. Ardından her botun hocası kendi grubuna gerekli ipuçlarını anlattı. Ufak bir eğitim aldık ve sırtlandık botumuzu. Maceranın bundan sonraki kısmı biraz serin, bolca sulu ve heyecanlı idi.

İtiraf etmeliyim ki hafif gerildiğim parkurlar oldu. Ama kurallara uyunca hiç sıkıntı yaşamadık. Çooook heyecanlı parkurlardan geçtik, öyle ki bot tamamen suya gömüldü (Yukarıdaki foto biziz yaniiii.. :DD ). Ama hocamız gayet iyidi. Güvenliği ön planda tuttu ama bizi eğlendirdi de. Oldukça başarılı olduğumuzu bile söyledi. 

Bir şansımız da su seviyesi idi. Selden sonra su seviyesinin hala yüksek olması iyi bir rafting açısından çok önemliymiş. Su gerçekten çok güzeldi. Oldukça akıntı vardı ki bu sürekli kürek çekmekten bizi kurtardı. Ayrıca botların kayalara oturma durumu da daha ender oluyor su seviyesi yüksekken. 

Tabii eğlence sadece su ile sizin aranızda değil. Diğer botlarla da aranızda eğlenceli bir itiş kakış var. Birbirinizi sulayabiliyor, çarpıp kenara itebiliyorsunuz. Mesela sanırım ben akıntıdan çok su savaşında ıslandım :)

Belki raftingin tek sorunu ciddi anlamda üşümemizdi. Bu konuda da yapacak bir şey yok açıkçası. Bunu göze almak gerekiyor. Özel kıyafetleri üşütmüyormuş ancak o da güneşli yerlerde çok yakar diye düşündük. 

Şimdi size unutmadığım bir anı anlatmak istiyorum. Bir kaç zorlu parkurdan ardarda geçtikten sonra bir yerde akıntı durdu. Hani çarşaf gibi su denir ya, öyle idi. Manzarayı izledik bir süre. Muhteşemdi. Yeşil dağlar arasında, hafif yağmurlu, hafif güneşli bir hava düşünün. Durgun bir su üzerindesiniz ve üzerinizden leylek sürüsü geçiyor. Bir tanesi tam tepemizden geçti. Muhteşem bir andı. Tüm bu güzel günün en acı yanı o doğa fotoğraflarını çekememem oldu. Bu da sanırım bu eğlencenin diğer bedeli. 

Sonunda parkur bitti, duşlarımızı aldık ve otobüslerle başladığımız yere dönüş yoluna geçtik. Bu yolculuk bile nefisti. Hem Melen Çayı'na yukarıdan bakmak, hem o yeşil dağların arasındaki köylerden geçmek nefisti. 

Dönüşte bizi bekleyen muazzam bir yemek de tüm bu programa dahildi. Yemeğimizi yedik, keyfimizi yaptık ve biraz çevreyi gezip dönüş yoluna geçtik. 


Çevreyi gezerken 600 yıllık bir ağaca rastladık. İçi zamanla oyulmuş, masa sandalye bile koymuşlar. Orada çay içiliyormuş. Garip ama muhteşem bir şeydi o ağacın içinde olmak. Minik bir aralıktan yeşil yapraklara bakmak :)

Böyle bir gün geçirdim işte. Az fotolu, bol eğlenceli ve heyecanlı...



25 Haziran 2014

Artık Salı Günlerimiz Ayrı Güzel...


Ankara'da yaşayan biri olarak güzel bir etkinlik bulunca kıymetini bilmemiz gerektiğini biliyorum. Tıpkı Cermodern'deki "Açık Hava Sinema Günleri" gibi. Her yaz, önce bir hafta boyunca ücretsiz gösterimleri olan bir festival ile başlıyor bu günler. Festival sonrası da her salı gösterimler devam ediyor. Biz geçen yıl festival hariç hemen hemen her gösterimine gitmiştik. Zaten sinemayı seven tipleriz. Üstüne bir de açık hava, enerjisi güzel bir topluluk, arada çalan nefis şarkılar olunca bu seneyi de iple çekmiştik. Sonunda başladı. Dün itibari ile açılışı yaptık. Artık yaz bitene kadar salı günlerimiz ayrı güzel...




Film mi? Dün The Zero Theorem'i izledik. Biraz karanlık ve karışık bir filmdi. Ama zaten bizim için söz konusu açık hava olunca film hep ikinci planda kalıyor :)

Bu yıl da festivali kaçırdık :/ Seneye umarım...



24 Haziran 2014

Bi Güzellik Yaptık...


Kaç zamandır aklımda, ofise bir vazo gül koymak. Özellikle şu pembe olanlarından. Her taraf onlarla dolu şu ara. Bugün sonunda dayanamadım ve bahçedeki güllerden aldım bir dal. Ve nasıl değişti ofisin havası...

Haftasonum çok hareketli geçti aslında. Kış Uykusu ile sadece sinemaya değil sanata doydum resmen. Sonrası Karadeniz türküleri ile dolu bir gece. Asıl eğlence ise pazar günü yaptığımız raftingti. Eee haliyle ben fotoğraf çekemedim. Arkadaşların çektiği fotoğraflar elime ulaşınca özel bir rafting postu yapacağım. Ama konumuza dönersek.... bu güller bir harika dostum :)



Sadece gül ile kalsak iyi, ofisimize geçtiğimiz haftalarda aslanağzı ektik. Onlar da filizlendi. Dün de mimoza tohumlarını ektik. Hem kuru, hem yaş. O boşmuş gibi görünen saksılar var ya, potansiyel mimoza ağaçlarımız :))  Bakalım neler olacak...

Bi de bugün minik misafirlerimiz vardı :))




16 Haziran 2014

Yeşil, Mor ve Diğer Renkler...


Hafta sonu yine doğa ile iç içe idim. Hava muhteşem, ne çok sıcak ne de çok soğuktu (pekala itiraf ediyorum geceye doğru serinledi ama olsun o kadar.). İlerleyen saatlerde yağan yağmur bile keyifli idi. Bir müddet bize çok uzak yerlerde çakan şimşekleri izlemek... (Sonra o fırtınanın şehrin oturduğum yerinde olduğunu anlamak pek hoş olmasa da... :)) ). Kalabalık bir grup, yemekler, muhabbetler, sessiz sinema oynamalar... O kalabalıkta, o ateşte pişen çayın kıymetli tadı :) Renkler çok güzeldi. Bir sürü foto çektim. Hem buraya hem de hafızama kaydediyorum şimdi o renkleri...

Ama bir bedeli var tabii bunların. Yor-gun-luk. İnsan Pazartesi günü 6:30 da kalkacaksa, pazar geç saatlere kadar dışarda olmamalı (Anneanne gibi konuştuğumun farkındayım ama hayatın gerçekleri bunlar :D ). Zira şu an beni o yataktan kaldırıp işe getiren karanlık ve paralel güçlerin peşindeyim :)


Bu sezonu da kelebeksiz kapatmadım. Bir sürü kelebek vardı ama içlerinde en sakinleri bunlar. 
Haliyle ancak bunların fotoğraflarını çekebildim. 


Sonunda uçurabildik...


Sanırım ben soğuk renkleri seviyorum. Hatırlar mısınız, ortaokul da resim derslerinde sıcak ve soğuk renkler temalı resim yaptırırlardı bize. Herkes aynı şeyleri yapardı. Sıcaksa sonbahar, sarı yapraklar vs. Soğuksa da denizin dibi, balıklar ve yosunlar. Ben deniz yapardım. Bu temalı kaç resim dersi atlattım bilmiyorum ama her defasında deniz çizdim. Mavi, yeşil, mor bana daha yakın geliyor. Hele hele yeşil ve morun uyumuna bayılıyorum. Böyle bir fotoğraf çekebilmek o yüzden beni çok mutlu etti...



6 Haziran 2014

Yağmur Yağıyor, Seller Akıyor...


Hayır hayır arap bacıyı mevzuya karıştırmaya hiç niyetim yok. Ancak Ankara ciddi ciddi yağmura teslim olmuş, yollar ve metro istasyonları (!) sularla dolup taşmışken camdan boş boş bakan birileri var sanırım... 

Açıkçası bu yaz kurak geçecek diye korkuyordum. Ancak şu sıralar ciddi anlamda güneşe hasret kaldık. Biraz karamsar havalar olsa da doğa için seviniyorum. Sadece seller olmasa insanlar mağdur olmasa daha mı iyi olacak ne? Bu konuda da doğaya suç atamayız sanırım. 

Evet tam zamanı... Sıcak bir şeyler içmek, okumak ve yazmak için... Ve evet Haziran'dayız :)




2 Haziran 2014

Bol Bol Nostalji


Hafta sonu bol bol nostalji yaşadık. Cumartesi akşamı eski F1 pilotları Niki Lauda ve James Hunt'un hayat hikayesini anlatan filmle başladı bu süreç. Rush, yeni bir film ancak anlattığı dönem itibari ile yoğun nostalji yaşadık. Giyimler, saçlar, müzikler... 1970'lerin trendlerini izledik. Film hem konu hem de görsellik olarak muhteşemdi.


Ertesi gün Hamamönü'ndeki Yeşilçam Kafe'de kahvaltı yaptık. Bu mekan da hem ekonomik kahvaltısı hem de konsepti ile çok hoşuma gidiyor. Duvarlarda eski Türk Filmi afişleri, nostaljik aksesuarlar ve eski müzikler ile oldukça keyifli bir mekan. Haziran'a rağmen havaların ısınmaması ve yağan yağmur da keyfimizi kaçırmadı. Oldukça güzel vakit geçirdik.





Sonrasında da oraya yakın olan Cebeci Halk Pazarı'na gittik. Amacımız plak almaktı. Zira artık piyasada bulunmayan plakları zulasında saklayan bir amca keşfettik. Haliyle biraz tuzlu fiyatları var ama bu işe meraklıysanız buraya uğramalısınız. Pazarda sadece plak satılmıyor aslında daha çok hurdacılarda bulunan ıvır zıvır malzemeler var. Eski bir çarık, saatler, bıçak, kasetçalarlı TV ve aklınıza gelemeyecek bir sürü eşyayı bulabileceğiniz bir yer Cebeci Halk Pazarı. Orada tüm pazara bir Müzeyyen Senar'dan Fikrimin İnce Gülü'nü dinlettik ki, muhteşemdi :))








Böyle nostalji dolu bir hafta sonu geçirdim. Beynimde filmden görüntüler. Kulağımda Müzeyyen Senar' ın sesi...







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...