30 Ocak 2013

Daldan Dala...


Her şeyin fotoğrafını çekebilirim ama bazı şeylerin mutlaka çekerim. Örneğin bir ot üzerindeki su damlasının, bulutların, gün batımının ve ağaç dallarının...Evet ağaç dallarına bayılırım. Üzerinde bir kaç yaprak olunca ya da fonda gökyüzü olunca daha da bir güzel oluyorlar...Zaman zaman gökyüzüne sinir uçları gibi uzanıyorlar, zaman zaman da birbirine kavuşmaya çalışan sevgililer gibi birbirlerine eğiliyorlar... :) 








28 Ocak 2013

Tenis, F.D. ve Sevdiklerim...


Çılgın bir hafta sonu geçirdim. Spor, sanat, misafirlerle dolu bir hafta sonu. Her şey Cuma günü başladı aslında (haliyle, hafta sonundan bahsediyoruz sonuçta :D). Cuma gecesi arkadaşlarla Feridun Düzağaç konserine gidecektik. Konser 23:00 de idi. Benim düşüncem arkadaşlarla buluşur, o saate kadar bir şeyler yer, laflar sonra da konsere gideriz idi. Gün içi arkadaşım aradı, "konser ne de olsa 23:00 te, tenis oynayalım mı?" dedi. Benim en sevdiğim sporlardan birisi tenistir ve uzun zamandır oynamak istiyordum ama sonrasındaki konseri düşünüp tereddütle,  "bi dakka bi dakka, önce tenis oynayıp, sonra konsere mi gideceğiz" dedim. "Evet" dedi. "Pekala, tamam o zaman" dedim (Önemli Not. Yazar burada 4-5 aydır hiç spor yapmadığını belirtmek istiyor)

Ve gittik. Hafif ısınma hareketlerinden sonra aldık raketi elimize. Bu benim tenis kortları ile ilk tanışmam ayrıca. Hiç bir şey TV de göründüğü gibi değilmiş. O file çok yüksek, o kort çok büyük, o raket devasa geldi gözüme. Ama kısa süre sonra alıştım ve içimdeki Sharapova açığa çıktı :) (Yazar burada sarışın ve uzun bacaklı olmadığının da altını çiziyor). Şaka bir yana oynadığımız bir saatin rahat bir yarım saati top toplamakla geçmiştir ama arkadaşımın dediğine göre fena değilmişim.

 Jolly Joker dekorasyonlarından kesitler #1


 Jolly Joker dekorasyonlarından kesitler #2



 Jolly Joker dekorasyonlarından kesitler #3


 Jolly Joker dekorasyonlarından kesitler #4



Kocatepe Camii yolumuzun üstüydü, böylesi güzel bir görüntüyü çekmezsem rahat edemezdim. 


Spor salonundan çıktığımızda kolumda hafif bir ağrı dışında kendimi çok iyi hissediyordum. Diğer arkadaşlarla buluşup Bahçeli' de bir şeyler atıştırdıktan sonra konsere gitmek üzere yola koyulduk. Konser Jolly Joker' de idi. Benim ilk kez gideceğim mekanlardan birisi daha. Açıkçası korkmuyor değildim, kalabalık ve tepiş tepiş bir konser izlemekten, ama öyle olmadı. Hayatımın belki de en rahat konserlerinden birini geçirdim. 

 Karizmatik adam... :)


 Konserde, komik anlar da yaşamadık değil. F. D., "Cumartesi" şarkısını söyledikten 
hemen sonra arkadan bir çocuk "Cumartesiiiii" diye bağırdı. 
F.D. ' nin kibarca "Cumartesi buydu canım" demesi çok güzeldi. 


 F.D. nin fanatik bir Barış Manço hayranı olduğunu bu konserde öğrendim. 
"Sarı Çizmeli Mehmet Aga" yı çok nefis söyledi.




F. D. söyledi biz eşlik ettik, dans ettik. İlginç ama kendimi hiç de yorgun hissetmiyordum. Burada biraz da Feridun Düzağaç' tan bahsetmek istiyorum. Sen ne naif, ne karizmatik adamsın be. Hiç öyle "haydi millet eller havaya" modu yoktu. Kendi işine baktı, şarkısını söyledi, kendince hafif hafif dansetti, bizim kadar orkestrası ile de ilgilendi ve sahneden indi. Çok taylıydı çoookkk.

Kokoreç, koko koko...


Tabii ki çıkışta kokoreç yemeden Ankara' da bir gece bitmez. Ve ben hala kendimi iyi hissediyordum. Eve gelir gelmez uyudum, uyumadan önce yarın sabah nasıl uyanacağım acaba düşüncesi geçti aklımdan. Ağrılı kaslar, kısık bir ses...:)

Cumartesi sabahı uyanmam ve yataktan çıkmam zor olsa da, aynen korktuğum gibi hamlama ağrılarım bana günaydın dese de inatla kalktım ve etrafı toplayıp yemek yaptım. Neden? Çünkü annemler geliyordu bir kaç saat sonra. Bu arada Azarenka - Li Na maçına da göz atıyordum arada.  

 Sümbüllerim.. :) 



Tabii önemli bir ayrıntıyı da unutmamam gerek. Uzun zamandır beklediğim sümbüllerim açtı bu hafta sonu . "Madem senin hafta sonun böyle güzel geçiyor, bizim de katkımız olsun" dediler adeta :))

Kızlarla geç saate kadar muhabbet edebilmenin sırrı, kakao oranı yüksek bitter çikolata..

Ailem geldi ve hasret giderdikten sonra, o gece biraz dinlenme fırsatı buldum. Pazar sabahı da planım şuydu: Güzel bir kahvaltı hazırla sonra da ailece Djokovic - Murray finalini izle. Ama hani bir laf vardır ya "hayat, siz plan yaparken başınızdan geçendir" diye. Liseden beri en yakınım olan arkadaşımdan bir mesaj aldım, "Bugün planın neyse unut onu, ben gelddiiimmm" :). Antalya' dan gelmişti. O geldikten kısa bir süre sonra burada olan bir arkadaşı daha çağırdık ve kız kıza geç saatlere kadar muhabbet ettik :) 


Dün gece 00:40 da uyudum. Sabah erkenden işe gelmek yorucu olsa da sanırım mutlu zaman geçirmenin adrenalini beni hala ayakta tutuyor. Üstelik güne, çok güzel "Londra hatıraları" ile başladım

Böyle bir hafta sonu geçirdim işte, sanat, spor, sevdiklerim ve sümbüller...ve evet tüm kaslarım hala ağrıyor :)




25 Ocak 2013

Bu Yağmur da Nereden Çıktı ?


Bir kaç gündür havalar o kadar güzeldi ki, gerçekten uzaklaşmıştık resmen. Gerçek neydi?  Kışın tam da ortasındayız ve Ankara' dayız. Böyle kolay kurtulamazsın kötü havalardan...Resmen ağzımıza bir parmak bal çalınmıştı, bugün tekrar kendimize geldik.  Sabah gri bir renge, soğuk bir havaya ve yağmura uyandık. İnsanoğlunun nankör yapısı nedeniyle "bu yağmur da nereden çıktı" diyecek kadar da yüzsüzüz :/ Gerçi düşünüyorum da, belki de böyle bir havaya çok yakışacak Feridun Düzağaç :))




23 Ocak 2013

Ponponu da var :)



Zaten geceyi uykusuz geçirmişim,  "Bugün nasıl bitecek?" serzenişleri ile gelmişim işe. Hiçbir şey bana enerji veremez derken, o maviyi gördüm... Üstelik ponponu da var... Arkadaşımın ellerine sağlık... :))






22 Ocak 2013

Beş...



Bazen, öylesine dinlediğimiz şarkılarda çok şey kaçırıyoruz. İlk kez bu şarkının sözlerine dikkat ettim ve çok beğendim. Gripin' in "Beş" adlı şarkısının sözlerininin bir kısmı...

" 4 işlemden ibaret
parmak hesabıyla bütün hayatım
eksikdikçe saatler ömrümden,
artıyor gelecek telaşım
anlattıkça bölmüşüm umutlarımı
duvarlara çarpa çarpa "






Geçip Giden Zamanları Bir Yerlerde Bulsam...


Sevdiklerinizin eski fotoğraflarına bakınca siz de o zamanlara gitmek ister misiniz? Mirkelam' ın şarkısında dediği gibi bir yerlerde bulmak o zamanları... Hep yaşlı halini gördüğüm anneannemin genç halini görmeyi isterdim mesela. Beyaz çantasını objektife göstere göstere fotoğraf çektirecek kadar hevesli halini... Ya da amcamın süslenip püslenip ispanyol paçalı takımı ile verdiği pozları... Mesela o zamana dönsem bu fotoğrafı çeken fotoğrafçıya "sağ taraftaki üç ayağın bir ayağına benzeyen çıkıntı ne, kadrajı ayarlayamamışsın amca" demek isterdim :) Ya da babamın bisiklet sürerken heyecanını görmek isterdim. Tüm bunlara, onların en neşeli, en genç hallerine tanık olup sonra tekrar günümüze gelsem, onların şimdiki hallerine nasıl bakardım acaba...:) Evet ya keşke geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam...

O zamanın ünlü ispanyol paçaları... Şimdilerde kadınlarda zaman zaman 
bu moda tekrar gündeme gelse de erkeklerde o zamanda kaldı..

Instagram' a taş çıkartacak efektler... :) 

Ayağında kundura, bisiklet sürer dura dura... :))




21 Ocak 2013

Filler...


Son 4 günüme format atılmış gibi. Acı haberler, kafa karışıklıkları, yolculuklar ve yorgunluklar...Üzüntüm "hayat devam ediyor" ile çarpışıyor ve böyle böyle "hayat devam ediyor" asıl. Öğrendiklerim var elbet..herkesin öğrendiği kadar. Ama beynim düşünmekten patlamadıysa eğer o da bu puzzle sayesinde. Oyalandım, düşünmemeye çalıştım, unutmam mümkün değil ama duruldum. Geçip gitmekte olan hayatın kasasına atladım tekrar, zamanın iyileştirici gücüne bıraktım her şeyi...Filler gibi, sakin ve ağır...






16 Ocak 2013

Geç Gelen Noel Baba..!!!!


Yılbaşında tatilde olduğum için kapıda kalmış Noel Baba, anca misafir edebildim :)) Şaka bir yana insan hem boş zamanlarını doldurup hem de sonunda böyle güzel şeyler ortaya çıkarınca acayip mutlu oluyor...Elde var 2 :) 

 Nasıl başlarsan, öyle gider...


Rötuşsuz pek bir şeye benzemiyor ama...



Boş Ders...


Öğrencilik hayatımızın en güzel iki kelimesi.. :) Çocuk aklı işte, daha doğrusu öğrenci mantığı. Biri bize bir şeyler öğretmesin diye dua ederdik. Ders kaynasın... Boş geçsin... Tatil olsun...

Büyüyünce de pek değişmiyor aslında. Bugün ofiste de böyle bir hava var. Muhtemelen kitaplar okunacak, köpüklü kahveler yapılacak. Ben tenis maçı izleyeceğim ve günü bitirmiş olacağız. Yine boş geçmiş bir güne sevineceğiz...


15 Ocak 2013

Mavi...:)



Tam da benim mavim...:) Bekliyorum sabırsızlıkla.... :)





Kırılgan...


Bu fotoğrafı bir iki hafta önce çekmiştim. Servisi beklediğimiz yerde sürekli gördüğüm bu zincir o sabah gözüme çok hoş görünmüştü. Bir kaç gün önce zincirin kırıldığını gördüm. Tabii, bu soğuklarda gece muhtemelen donuyor sonra üzerine birileri basınca kırılması kolay bir hale geliyor. Bu basit olay bana evrensel bir gerçeği de hatırlattı. Ne kadar sertsen o kadar kolay kırılırsın...(Enteresan bağlantılar kuran bir kafam var :)) )

Eski bir hikayedir;

"Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleği, zanaatı değil hayatı da öğrettikleri, en geniş ve 
gerçek anlamıyla öğretmen oldukları dönemde Hintli bir ahşap ustası yaşıyordu.
Bu ustanın çırağı büyüdü, ahşap işlemeyi ve hayatı öğrendi, kendi işini kurup başlattı.
Bir süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi, ustadan onu yanına çırak almasını istedi.
Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran, her şeye bozulan bir çocuk çıktı. 
Tahta getirmeye gidiyor, döndüğünde ellerine kıymık battığından uzun uzun 
yakınıyordu. 
Bir iş teslim etmeye gidiyor, döndüğünde yoldan,sıcaktan, 
müşterinin tavrından yakınıyordu. 
Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu. 
Bir gün usta çırağını köye tuz almaya gönderdi. 
Çırak ustasının söylediği gibi, tuzu alıp döndü. Usta bir bardak su getirmesini söyledi. Çırak bir bardak suyu getirdi. 
Usta, ''şimdi o tuzu suyun içine at'' dedi. Çırak ustasının söylediğini yaptı. 
Sonra usta 'şimdi o suyu iç' dedi. Çırak suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü. Öfkeyle ustasına bakarken, usta 'Nasıldı tadı' diye sordu. Çırak nefretle, 'çok acı' dedi. Usta çocuğa 'Tuzu yanına al gel, gidiyoruz' dedi. Çırak ustasının peşine takıldı. Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler. 
Usta çırağa 'Bütün tuzu göle dök' dedi. Çırak söyleneni yaptı. 
Usta 'Şimdi gölün suyundan iç' dedi. Çırak içti. 
'Suyun tadı nasıldı' diye sordu usta. Çırak, 'çok güzeldi' dedi. 
'Peki tuzun acısını hissettin mi' diye sordu bu kez de. 
çırak 'Hayır'' dedi. 
Usta çırağı karsısına oturtup anlattı: Hayattaki bütün olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir. Eğer sen küçük bir bardak su isen, nasıl tuzun bütün acısını tattıysan, hayatın bütün olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin. Eğer sen kişiliğinle ve gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen, hayatta karşılaşabileceğin bütün olumsuzluklar seni, o bir avuç tuz,gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle etkiler, bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana. Seçim senindir : 
Ya bardak olacaksın ya da göl"...




14 Ocak 2013

Fosforlu Cevriye...


Hafta sonuna girişim Fosforlu ile oldu. Pek de güzel oldu, çok da güzel oldu. Bayıldımmmm...Defalarca gitmek istiyorum. Her defasında tek bir karakteri izlemek için, öyle dolu, öyle güzeldi. Önce ufak bir oyun tanıtımı...

"Kah güldürüp kah hüzünlendirerek, karakol, mahkeme, hapishane, Barba’nın meyhanesi, eski kantocu yeni randevucu bilge Sümbül Dudu’nun evinde geçen olayları müzikal formatında” anlatıyor. Hayata sonsuz derecede bağlı olan Fosforlu Cevriye , yıldızını kaymasın diye gökyüzüne çakmak isterken, hayat ona ne sürpriz hazırlıyor?"

Oyunun Kadrosu:

Yazan : SUAT DERVİŞ
Oyunlaştıran : GÜLRİZ SURURİ
Yöneten : GÜLRİZ SURURİ
Dekor Tasarımı : HAKAN DÜNDAR
Giysi Tasarımı : FATMA GÖRGÜ
Işık Tasarımı : YAKUP ÇARTIK
Şarkı Sözleri : GÜLRİZ SURURİ 
Müzik Direktörü : KEMAL GÜNÜÇ
Dans Düzeni : ÖZDEN AKTÜRK
Yönetmen Yardımcısı : Nermin UĞUR
Asistanlar : FİRDEVS AYLİN TEZ - SİBEL TATLICAN
Sahne Amiri : DİLEK ÇOLAK
Kondüvit : M. GORKEM KALIÇ
Işık Kumanda : GÖKHAN TOKGÖZ
Suflöz : FİLİZ YILMAZ
Dekor Sorumlusu : MUSTAFA DALBUDAK

Orkestra:

KEMAL GÜNÜÇ
FİKRİ ÖZDEMİR
FAHRETTİN ÜNAL
MEHMET HALUK KILIÇ
ATİLLA KILIÇ
İHSAN BARLAS
SELÇUK OVALI
ŞEYDAGÜL KAPÇAK
AYŞEGÜL YAYLALI
GİZEM POLAT ERTİN
MELDA SAK
KAAN ÇEVİK
YİĞİT DİRİK

Oyuncular: 
İSMET NUMANOĞLU
ALİ HAKAN BEŞEN
VOLKAN İSMAİL DURU
ENGİN ÖZSAYIN
ÖNDER MUSTAFA ATAKANLI
İCLAL KARADUMAN
KADER İLHAN
PINAR BERKMEN
ACAN AĞIR AKSOY
YİĞİT DİRİK
FERAY DARICI
ZEYNEP AYTEK METİN
BUKET TÜRKYILMAZ
UĞUR ÇAVUŞOĞLU
CELAL MURAT USANMAZ
NERMİN UĞUR
DARA TAN
EYLEM TÜRKMEN
FİRDEVS AYLİN TEZ
YUNUS SERCAN ÇANTAY
BERK BOZOĞLU
GURUR ÇİÇEKOĞLU
N. İREM GÜLER
CANSU UĞUR
OĞUZHAN OĞUZ
ÖZGÜR AYYILDIZ
 
 
Eveeetttt, gelelim benim yorumuma. Aslında ne diyeceğimi bilmiyorum. O kadar beğendim ki oyunu, böyle hafif şuursuz bir mutluluk anımsıyorum sadece. O yüzden bu yorumu kısa tutacağım, hani derler ya, "anlatılmaz, yaşanır" diye. Aynen öyle. Gidip görmeniz gerekiyor. Sümbül, Güllü ve Melahat benim en beğendiğim karakterlerdi. Özellikle Sümbül' ün abartıya kaçsa da mimik oyunları harika idi. Müzikler, kostümler, oyunculuk, ışık, orkestra, her şeyi ile bir bütün olarak çok güzeldi. O yüzden de yıllardır oynuyor ve yıllardır doluyor. Hepsinin emeğine sağlık demekten başka elimden bir şey gelmiyor. Müziklerinden oluşan bir video bulabildim. Tabii ki görseli ile canlı canlı izlemek gibi olmaz ama belki fikir verebilir. 





11 Ocak 2013

Taze Bitti: Film Eleştirisi El Kitabı...


Benim sinema sevgimi belki biliyorsunuzdur. Hatta naçizane bir sinema bloğum bile var. Sinema, benim en çok ilgi duyduğum sanat diyebilirim. İzlemesini, üzerine düşünmesini severim, eğlenirim. Hatta beğendiğim bir filmi defalarca izleyebilirim. Ve her defasında da yeni bir şeyler fark etmişliğim olur. İzlemekle de kalmaz, yazarım o filmleri. Bundan da enterasan bir zevk alıyorum :) 

Benim bu ilgi alanımı bilen bir arkadaşımın şahane bir hediyesi idi bu kitap. Timothy Corrigan' ın kaleminden "Film Eleştirisi El Kitabı"...Kitap resmen ders kitabı gibiydi. Üzerinde çalıştım desem yeridir. Kitabı bitirdiğimde kendimi bir kaç haftalık sinema kursuna gitmiş gibi hissettim.


Film eleştirisi yaparken nelere dikkat edilmeli? Kitabın ana konusu bu. Tabii ki kitap mevzuyu çok profesyonel bir açıdan ele alıyor. Zaten Timothy Corrigan, Pensilvanya Üniversitesi' nde bir eğitmen. Kitapta öğrencilerinin ödevlerini de paylaşıyor. Teknik açıdan "nelerin" yazılması gerektiğini, edebi açıdan da "nasıl" yazılması gerektiğini çok güzel derlemiş kitabında.

Kitabı bitirdikten sonra yazılarımı düşününce kendime gülümsüyorum. Sonuçta benim profesyonel bir kaygım yok ama artık yazılarıma dikkat edeceğim.

Kitap için arkadaşıma, içeriği için Corrigan'a, tüm bunların doğmasına sebep oldukları için Lumière kardeşlere teşekkürü borç bilirim. 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...