30 Aralık 2014

Musmutlu Yıllar...


2015 hepimize bol şans getirsin öncelikle. Talihsizlikler bizden uzak dursun bu yıl. Sağlıklı olalım, sağlığımızın kıymetini bilelim. Sevelim, sevilelim, sevdiklerimizin kıymetini bilelim. Çalışmak için üşendiğimiz günler olursa işimizin kıymetini bilelim. Hayal ettiklerimiz gerçek, gerçeklerimiz güzel olsun... Mutlu, musmutlu yıllar...







22 Aralık 2014

Gölgeler Arasından...


Bir iki saat önce güneş öyle bir güzel vurdu ki, bu anda çekmeliyim dedim orkidemin fotoğrafını. Saksının yerini değiştirdiğimi itiraf ediyorum, çünkü o köşeyi çok seviyorum. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Gölgeler arasında bir beyaz güzellik... :) 








16 Aralık 2014

Sihirli Top :))


Interstate 60 filmini izlediniz mi? İzleyenler bilir orada çok meşhur bir top var. Topa sorular soruyorsun ve o sana duruma göre cevaplar veriyor. Filmden sonra o toptan bizde de olsa ne eğlenirdik demiştim.... Bugün yılbaşı hediyesi olarak geldi sihirli topum. Beni çok çok çok mutlu etti. Hemen soru yağmuruna tuttum tabii. Halime gülerek... :))  O kadar önemli mevzunun içinde sorduğum ikinci soru (ilkini söylemem :DDD ), "Beşiktaş, Liverpool'u eleyecek mi?" idi. Cevabı çok daha eğlenceli..."Kuşkusuz"...






12 Aralık 2014

Kukla


Bir Ahmet Ümit kitabımızı daha bitirdik :) Kukla'yı okurken başlarda biraz zorlandım diyebilirim. Çok fazla iç konuşma vardı. Tabii ki bu karakteri anlamak adına çok faydalı bir şey ancak Ahmet Ümit'in o usta kurgu oyunları için sabırsızlanan ben bu kısımları biran önce bitsin mantığı ile okudum (ne kadar yanlış bir şey oysa.. ). O nedenledir ki kitabın ilk 200 sayfasını üç haftada, son 300 sayfasını bir haftada bitirdim :)

Bu kez Ahmet Ümit, politik konuları, 80'li yıllara kurban edilmiş hem sağ hem sol gençleri anlatmış. Yaşadıklarının psikolojilerine olumsuz etkileri, birden fazla cinayetin bulunduğu bu romanda yine usta bir kurgu ile önümüze serilmiş. Tabii devletin çeşitli kurumlarındaki çeteler, mafya, medya oyunları da kitabın tuzu biberi olmuş adeta.


Artık iş hevesini kaybetmiş, boşanmış, hafif çapta alkolik bir gazeteci olan Adnan Sözmen' in hayatı 20 yıl görmediği üvey kardeşinin bir anda karşısında belirmesi ile değişiyor. Doğan, 1980' lerde karanlık işlere bulaşmış, yurtdışına çıkmış, sonra yaptıklarını itiraf etme bahanesi ile gazeteci üvey kardeşinin hayatına girmiştir. Adnan'ın istemeye istemeye içine çekildiği bu olaylar zinciri daha fazla ölümü, tehlikeyi ve acıyı beraberinde getirir. Artık Adnan'ın olayı çözmekten başka şansı kalmamıştır. Veee tabii ki olaylar olaylar...

Bu arada Ahmet Ümit, sadece karakter analizi ve aksiyonla kalmıyor, Tufan Abi aracılığıyla felsefeye de dokunuyor. Her yönden doyurucu bir kitap sizin anlayacağınız. En çok de beni ters köşeye yatırmasını seviyorum. Kitabın ortalarına doğru tamam asıl suçlu bu diyorum, sonra böyle net cümleler kurabileceğim iki üç karakter daha giriyor... :) Hafif çapta gıcık bile oluyorum. İlla kitabı bitirmen lazım yani.... Özetle Ahmet Ümit severlerin hayal kırıklığı yaşamayacağı bir başka kitabı efendim. 




10 Aralık 2014

Dağılsın Kafalar...


Geçtiğimiz hafta biraz gergin geçti. İşler güçler, terslikler ve huzursuzluk. Baktık olmuyor böyle çıktık 15 dakika mola verdik ve bize çok yakın vadimize fotoğraf çekmeye gittik. Aslında hep böyle yapmalı insan. Eğer elinden gelen bir şey yoksa, işi oluruna bırakıp gelişmeleri izlemeli. Bu esnada da kendisini ruhen çok yormamayı başarmalı. Giden zaman geri gelmiyor, stresle kendimize verdiğimiz zarar da öyle. Doğa, müzik, kitap, tv... seni ne iyi hissediyorsa ona yönelmeli... Sakince beklemeli. Atalarımızın da dediği gibi; su akıyor ve yolunu buluyor :)
















8 Aralık 2014

Özlem Mutfakta... :)


Tüm hafta sonunu mutfakta geçirdim diyebilirim. Cumadan başladım hem de. Arkadaşlarla rakı içelim dedik, herkese de bir meze düştü. Ben yoğurtlu mantar salatası yaptım. Pek bi güzel oldu :) Şuradaki tarifi uyguladım. Aslında çok çok basit bir şey :))

Cumartesi günü ise ayvalarla haşır neşir oldum. Normalde ayva pek yiyemem. Arkadaşımın annesi iki kilo kadar ayva vermişti. En mantıklısı reçel yapmak dedim. Bu arada ayvaları ayıklamak, küçük küçük doğramak ne zormuş arkadaş ya. Ayrıca çekirdekleri içinde kaynatıp reçele renk vermek de insanı bildiğin becerikli hissettiriyor :)) Ama sonuç ne derseniz, pek beğenmedim. Her şeyi göz kararı yaptığım için  (neyime güveniyorsam artık) biraz fazla şekerli ve yoğun oldu. Her şekilde tüketilir ama reçel yapmanın püf noktalarını okumam gerek....



Asıl önemli olanlar Pazar günü yaptıklarım. Pazar günü hem Selanik gevreği hem de simit yaptım. Üstelik glutensiz undan :) Selanik gevreğim çok başarılı oldu, her şeyi kıvamında diyebilirim. Simitim de lezzet olarak fena değil ancak biraz daha yumuşak olmasını beklerdim. Glutensiz unla ilk kez bir şeyler yaptım. Biraz acemilik olacak tabii. İlerleyen zamanlarda daha da geliştireceğim umarım. Gevrek için buradan, simit için de şuradan alalım sizi... :)


1 Aralık 2014

Yıldızlararasına Ceviz Ağacı Dikmek :)


Başlıktan da anlaşılacağı üzre biraz hareketli bir hafta sonu geçirdim (pekala, başlıktan hiçbir şey anlaşılmıyor da olabilir :D ). Cumartesi günü uzun zamandır merak ettiğim Interstellar filmine gidebildim sonunda. Burası sinema bloğu değil, uzun uzun yazmayacağım o nedenle ancak kısaca... bitmesin istedim. O kadar bilimsel terim, solucan delikleri, farklı boyutlar vs. geçmesine rağmen öyle güzel duygusal bir yanı da vardı ki filmin, bitmesin istedim. 


Ertesi gün ise erkenden düştük çiftlik yollarına. Ceviz ağacı dikmek için. Hafif yağmur altında çamurlara bata çıka diktik cevizleri. Sanırım sadece bizim grup (arkadaşım ve ben) en az 50 tane dikmişizdir. Yorulduk tabii ama çok güzel bir duygu bu ya, yorulduğumuza değdi. Tabii o koşturmacada çok fotoğraf çekemedim. 

Filmin konusu insanlığı sevgi ve çiftçilik kurtaracak diyordu özetle.. :) Sanırım bu hafta sonu dünyayı ve insanlığı kurtarmak adına küçük bir adım attım :))





27 Kasım 2014

Satıcının Ölümü...


Bu sezon tiyatro performansımız biraz düşük. Sanırım bunda yeni oyunların azlığının da etkisi var. Ama geçen gün gittiğim oyun muhteşemdi. Satıcının Ölümü...

Basit bir hayat süren bir ailenin dramı, usta oyunculuklarla nefis bir şekilde anlatıldı. Evet evet bu oyunu güzel kılan gerçekten oyuncular oldu. Yoksa ne müzik, ne kostüm, ne sahne, hatta ne de diyaloglar çok farklı değildi. Ama öyle güzel oynadılar ki resmen içine girdim oyunun.

"Willy satıcı idi. Satıcı adamın hayatında dayanacak, temel olacak bir şeyi yoktur. Bir gülümseyişe bakar, bir cilâlı ayakkabıya. Gülümsemesine karşılık gülümsemediler mi işte o vakit dünyanın sonu gelmiştir. Ondan sonra başına iki delik, oldu bitti. Bu adamı kim kabahatli çıkaramaz. Satıcı adam hayal kurmaya mecburdur. Mesleğin icabıdır bu" diyor Devlet Tiyatroları sitesinde. Daha fazla bilgi için buradan alalım sizi. 

Erdal Küçükkömürcü, baba rolünde harikalar yaratıyor. Bir başka nefis performans da hayalperest oğlunu canlandıran Buğra Koçtepe'den geliyor. Döktürüyorlar resmen. Çok fazla rolü olmasa da Şahap Sayılgan'ı görmem de gülümsememe sebep oldu. 

Bu yıl oyun sıkıntısı çeken varsa (ki öyle bir durum var kendimden biliyorum) bu oyunu kesinlikle öneriyorum.






25 Kasım 2014

Yılın İlk Karı...


Bu sabah yağdı :) Tabii ki tutmadı ama ruhu alıştırırcasına beyaz kapladı her yeri, kısa süreliğine de olsa. Kış "Geliyorum, hazır olun" dedi bu sabah. Kalın giysiler, ev planları, uzun geceler için el işleri, filmler, kitaplar, müzikler, sıcak içecekler... cephanemiz hazır, biz hazırız. Bekliyoruz :) 









20 Kasım 2014

I Love Your Smile...


Uzun zamandır yazmıyorum. Hafif bir tembellik var üzerimde. Kışa giriş ruh hali de diyebiliriz sanırım. Bu arada yaptığım şey bol bol Patrick Jane izlemek oldu :)) Evet uzun zamandır görüp de merak ettiğim The Mentalist dizisinin 6 sezonunu üç haftaya sığdırdım. Ve evet artık bir Patrick Jane hayranıyım. Bu muzip, mahçup ve sinir edecek derecede zeki karaktere bayıldım bayıldımmm. Hele bir gülüşü var ki, ne zaman görsem 1990' ların hit bir şarkısı geliyor aklıma...I love Your Smile... 






27 Ekim 2014

Orkide Sezonu Açılıyor...


Kışa girerken orkidelerimiz dallarını vermeye başladı. Yeni orkidemiz hepsinden atak çıktı ve çiçeklendi :)) Sarı ve nefis çiçekleri var. Yakında beyaz orkidelerimiz de açacak. Görün o zaman güzelliği....





22 Ekim 2014

Hedda Gabler


Geçen hafta tiyatro sezonunu açtık ve Hedda Gabler'e gittik. Aslına bakarsanız bu oyun hakkında bir şey yazmam ne kadar doğru bilmiyorum. Zira yarısında çıktım. Evet bunu söylerken utanıyorum ama tüm ekip aynı şeyi hissetmiş olmalı ki, çıkalım bir kahve içelim teklifini kimse reddetmedi. 

Oyun eminim güzel, oyuncular eminim çok iyidi de bizi bir türlü içine alamadı. Her şeyden önce Hedda Gabler'i canlandıran oyuncu ile karakteri bir türlü bağdaştıramadım. Anlatılan kadın ile sahnedeki kadın arasında farklar vardı. Ayrıca diyaloglar kendini tekrarlar cinsten, uzun ve sıkıcı. Bir şeyler eksikti yani. Bu sezona çok iyi giriş yapmadık ama devamından umutluyum. 

Oyun hakkında ayrıntılı bilgi için buradan buyrunuz. 




13 Ekim 2014

Tatil Dönüşü...


İki haftalık tatil sonrası işe gelmek nasıl bir duygu bilir misiniz? :)) Pekala abartmayacağım aslına bakarsanız ilk iş günüm o kadar da korkunç geçmedi. Hatta bu postu yazabildiğime göre hiç de korkunç değil :) Eee tabi biraz adaptasyon sorunları yaşıyorsunuz ama olsun değil mi o kadar da. Her şeyin bir bedeli var.

Tatilden bol bol güneş topladım. Neredeyse tüm tatilime mavi bir gökyüzü eşlik etti. Ekim'de denize girmek, Manavgat Irmağı'nın doyumsuz manzarası eşliğinde içilen çaylar, kahveler, yeğenimle uzun uzun oynamanın verdiği tatlı yorgunluk, dallarda meyveler, çiçekler... Her defasında aynı şeyleri yaşamama rağmen doyamadığım güzel tatilim... Vee tabii her güzel şey gibi bu da bitti. Döndüm yine kürkçü dükkanıma. O zaman gelsin mi fotoğraflar...:)))

 İlk gün böyle bir gökyüzü ile karşıladı beni Manavgat. 
Aslında gözün gördüğü, makinenin çektiğinden çok çok daha güzel...

 Sazlıklardan havalanan.... :)

 Olmazsa olmazımız Manavgat Irmağı. Bir şehrin ortasından geçen bir nehir 
nasıl da değiştiriyor o şehri, nasıl da yaşanılabilir kılıyor...


Ekim de kumlarda yürümek, denize girmek... :) 



Vee Babamla yürürken keşfettiğimiz bir ağaç. Yıllardır oradan geçeriz, daha önce bu ağacı gördüğümü hatırlamıyorum. Bu mevsimde çiçeklenen ağaç da çok bilmiyorum. Kocaman pembe pembe çiçekleri vardı ama asıl ilginç olanı gövdesi idi. Gövdesindeki dikenler çok ilginçti. 



Saksı adam... Kahramanım :)

Tabii ki söz konusu Akdeniz ise, bağ bahçesiz olmaz. 
Bu kez dalından mandalina ve nar topladık. 


Giderayak bize poz veren bir yusufçuk :)

 Evet belki hala plajlar insan kaynıyordu ama doğa ufak hatırlatmalara başlamıştı... 
Sonbahar...

 Nerde mor ve yeşil görsem, dururum...

Tatilimin son günü ve son gün batımı eşsizdi. 
Bana tatilin bittiğini güzel bir dille anlatıyordu adeta... :))



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...