27 Aralık 2012

Yılın Son Postu :)



Bu akşam yolcudur Abbas, bağlasan durmaz...
Dün akşam arkadaşımla ufak çapta bir kutlama bile yaptık. Yeni yıla çok yakıştı. Singer teknik servis arama ile başlayan gecemiz, When Harry Met Sally ile son buldu. Araya da mantarlı omlet, şarap, Kinder ve güzel hediyeleri sıkıştırdık.



Şarabın yanında Kinder yumurta yemek ne kadar mantıklı tam kestiremedim. İnsanlar estetik peynir tabakları yaparken, bizim dün geceki halimiz buydu işte. Sadece bununla da kalmadık, içinden çıkan maket arabaları, uçağı yapıp oynadık bile. Ama suç bende. O Singer Teknik Servisini farketseydim, yemek yapma konusunda bu kadar gecikmeyecektik. Dolayısı ile aç karna içilen bir kaç yudum şarap bile böyle oyuncaklarla oynatıyor :)


Hediyelerimden bir tanesi bu çaydanlık. Bir tanesi de yukarıdaki tabak. Bayıldım, bayıldım. Bir de çanta var ki, onun için bu akşam  özenli bir bavul hazırlamam gerekecek. Derim zaten hep, hediyenin de hayırlısı :)


"ben senin hava 22 dereceyken üşümeni seviyorum. bir buçuk saatte anca bir sandviç sipariş etmeni seviyorum. bana deliymişim gibi bakarken iki kaşının arasının kırışmasını seviyorum. günümü seninle geçirdikten sonra kıyafetlerimde hâlâ senin kokunu duyabilmeyi seviyorum. ve gece uyumadan önce konuştuğum son kişinin sen olmasını seviyorum. bunun sebebi ne yalnızlığım ne de yılbaşı gecesinde olmamız. bu gece buraya geldim çünkü bir insan, hayatınn geri kalanını biriyle geçirmek istediğini anladığı vakit, hayatının kalanının bir an evvel başlamasını ister."

Umarım benim de hayatımın geri kalanı bir an evvel başlar. Yeni yıldan bunu diliyorum...


Postun başında da dediğim gibi...Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz...




26 Aralık 2012

Zor Çayı...



Kendime zorla hediyeler aldırma gibi bir huyum var sanırım. Son gittiğimiz kitap fuarında evet belki kitap alamadık ama LeMan' ın standında bu tepsiyi görür görmez arkadaşımın kolunu çekiştirdim..."Bundan istiyorum". Bununla misafirlerime çay servisi yapmak pek eğlenceli olacak..:)

Doğuda "zor çayı" diye bir kavram vardır. Malum orada havalar genelde soğuk olur. Çay, sudan da öncelikli bir içecektir. Nereye giderseniz gidin sorulmadan, kıtlama şekeri ve bir dilim limon eşliğinde çay gelir. Siz dur diyene kadar da gelmeye devam eder. Veee....asıl burası önemli, siz dur dedikten sonra da gelir. Misafirperverliğin göstergesi olarak aşırı ısrar ile bir bardak daha içersiniz. İşte biz ona "zor çayı" deriz. Bu tepsiye bakınca aklıma geliverdi birden. Zira  amcadaki ifade şu: "o çay ya içilecek, ya içilecek"...





25 Aralık 2012

Retro Reklamlar... :)



Eskinin kadınları daha mı bir zarif, daha mı bir güzelmiş, bilemedim :) Bendeki uyum da şahane...Sigara, kahve, deterjan...bu deterjan nereden çıktı bilmiyorum inanın :) G.O.R.A' daki "tahta" izlenimi verdiğinin farkındayım. Yalnız söylemesem olmaz, abla allığı biraz fazla kaçırmış sanki. Yoksa sigaranın insanları bu kadar canlı yaptığını sanmam (Resimlerin kaynakları için üzerlerine tıklayın...).
 







24 Aralık 2012

Van Gogh Alive...



Hafta sonu koşar adımlarla gittik bu güzel sergiye (!). Birincisi zaten çok merak ediyorduk, ikincisi de 3 Ocak son gündü, kaçırmak istemedik. Nasıl bir şeyin bizi beklediği konusunda pek bir fikrimiz de yoktu aslında. Sergiye daha önce giden bir arkadaşın "baştan sona iki kere izleyin" tavsiyesi de aklımızı karıştırdı tabii. Kafamızda "Sergi bu, biz gezmeyecek miydik?" "Neyi izliyoruz?" gibi sorularla girdik salona.

Önce olayı idrak etmemiz biraz zamanımızı aldı. Oyun salonuna salınmış çocukların, neyle oynayacağına karar veremeyen şaşkınlığı ile, salonun neresini gezelim, hangi büyük perdeye bakalım gibisinden aval aval bakındık etrafa. O sırada ellerimiz boş durmadı tabii şuursuzca fotoğraf çektik.Sonra bir sakinleştik, gözümüz karanlığa, kulaklarımız müziğe, beynimiz de olaya alışmaya başladı iyice ve akışı anladık sonunda. Olay şundan ibaret;

Van Gogh' un 1880-1890 yılları arasındaki eserleri, çizimleri, taslakları, notları, kendi sözleri, fotoğrafları, Van Gogh' a ait ne varsa dev perdelere yansıtılıyor. Bu perdeler sergi alanının her yerinde var ama özellikle bir noktadan çok net izlenebiliyor. Üstelik sadece perdeye eser yansıtmakla kalınmıyor. Bir eserin oluşturuluşu, fon çiziminden başlayarak son haline kadar parça parça eklenerek anlatılıyor. Bazı eserlerine ise hareket eklenmiş. Örneğin değirmen dönüyor, sigara dumanı tütüyor, kuşlar uçuyor vs.




Bunlar dört bir yanınızı saran dev perdelerden yansıtılınca ve Van Gogh' un kendi ifadeleri ile o eseri oluşturma psikolojsi, resme bakış açısı anlatılınca çok güzel bir şey çıkıyor ortaya. Üstüne üstlük eşlik eden müzikler de konsepte uyumlu olarak, kimi zaman dram, kimi zaman hareketli ve kimi zaman da gerilimli bir şekilde bu görsel şölene çok güzel eşlik ediyor. Ki o müzikler de Cer Modern' in sitesinde şu şekilde sıralanmış;

"Van Gogh’un hikâyesini anlatmak için seçilen müziklerden bazıları şöyle: Handel-Sarabande, Edouard Lalo-Piano Concerto 1. Movement I, Gus Viseur-Coeur Vagabond, Barber-Bubamara (Vivaldi versiyonu), Arvo Part-Fratres For Cello And Piano, Carl Nielsen-String Quartet in D minor 1883, Sakura “Cherry Blossoms”, Geleneksel Japon Klasik Koto Müziği, John Zorn-Kiev 3 (çello), Camille Saint. "










Van Gogh' un kafasına az buçuk girebiliyorsunuz bu sayede. Çünkü kendisini ifade ediyor Van Gogh, kendi cümleleri ile. Deliliğinin ne kadar masumane ve sanatsal olduğunu, içindeki sanat aşkını ve insan sevgisinin boyutunun çok farklı olduğunu biraz daha özümseyebiliyorsunuz. Tıpkı hakkında çok başarılı bir film izlemek, çok etkileyici bir biyografi okumak gibi.

Sergi fikri çok iyi bence, hatta bir çok ressamın bu şekilde sergilerinin olması, tabloları benimseme yönünden ciddi anlamda faydalı olabilir. Ancak organizasyonun aksayan kısımları da vardı tabii.

Başta serginin konsepti farklı olduğu için bir nevi rehberlik eksikti. Yani sizi yönlendiren birilerinin olmaması sergiyi tam olarak anlamamanıza bile neden olabilir. Çoğu kişi slaytları baştan sona izlemedi bile. Sergi mantığı ile gezerek idrak etmeye çalışıp, tabir-i caizse "yarısında çıktı". Oysa hafif yönlendirmeler yapılabilirdi. Biz arkadaşımla önce afalladık sonra durumu anlayınca tüm gösteriyi baştan sona yerde oturup izledik ve ancak o zaman sergi bizim için verimli oldu.




Bir diğer yanlış çıkışın yeriydi. Sergi alanının çıkışının dev perdelerin önünde olması tam bir talihsizlikti. Yani siz etkilenmiş bir şekilde perdelere bakarken önünden insanların geçmesi havayı bozan bir şey. İnsanlara da bir şey diyemeyiz çünkü çıkış orası. Ya çıkış farklı bir yerde olmalıydı ya da grup grup alınarak giriş ve çıkışlar aynı ana getirilmeliydi. Ama bu da konuk için sınırlandırıcı olurdu. En iyisi o çıkışı başka yere alalım biz.

Ve bence en önemli terslik böylesi uzun bir izlencelik için oturma alanı sıkıntısı idi. Yaklaşık bir saat ayakta durarak bir şeyi izlemek cidden yorucu olabiliyor. Biz yere oturduk mesela. Oysa o kısma izlemek için eğimli bir oturma platformu konulsa tadından yenmezdi.

Aslında düşünüyorum da bu sergi teknolojisi çok güzel ama sanki sinema salonu gibi salonlarda da gösterilebilir. Sözler de seslendirme ile müziğe yedirilirse sanki çok daha güzel olur.

Tüm bu aksiliklere rağmen aldığımız tat çok başkaydı. Serginin tanıtımında yapılan "tabloların içine girerek" ifadesi çok da abartı değil aslında. Biraz doğru bir taktik ve yüksek konsantrasyon ile biz bunu başardık. Ben buna inanıyorum en azından. Şu an Van Gogh'a karşı inanılmaz farklı bir bakış açım ve merakım oluştu. Düşünün onca yıldır, tablolarına bakar, harika bir ressam olduğunu düşünür ve deliliğini bilirdim. Sanırım Cumartesi günü birazcık kafasına da girdim...Orası çok başka...bambaşka....






21 Aralık 2012

Hediyenin de hayırlısı :)



Yeni yıl yaklaşıyor. Işıkların, süslerin zamanı artık. Biz de ofisimizde ufak çaplı bir hazırlık yaptık tabi. Hoş bize kalsa Noel Babayı da ağırlar çayımızı içiririz ama elimizden gelen şimdilik bu kadar. Ofis yeteri kadar ofislikten çıktı zaten :)


Yeni yıl hediyelerimi de almaya başladım. Çok mutlu oldum tabi.. Hele kasnak, ip, iğne ve etamin kumaş paketi benim için çok çok verimli olacak...



Ama hediyenin de hayırlısı be arkadaş. Neredeyse tek tondan bir resimin 1000 parça puzzle' ı hediye edilir mi ya. Nasıl olacak, nasıl bitecek bu. Hem çok güzel, hem çok zor. Kulakları çınlat dur...:)


20 Aralık 2012

Dolores Claiborne...

                                                 
Dün akşam harika vakit geçirmemizi sağladı bu muhteşem oyun. Her noktası ile çok çok sevdim. Yorumlarımdan önce oyun hakkındaki bilgilere bakalım. Konusunu şöyle özetlemişler;

"Bir taşra kızı, Joe St George ile savunmasız ve bir telaşla başladığı hayatında; her ne yaptıysa çocuğuna duyduğu en güçlü ve öldürücü sevgiyle yapıyor ve sonunda bu dünyaya dayanabilen en esaslı cadı Dolores Claıborne’e dönüşüyor. Ama hayat öyle nasıl olurdu, böyle nasıl olurdu diyerek geçmiyor. Sabırla zamanı kolluyor… Aynı mağarada yan yana asılı yarasadan bir diğeri Vera Donovan . Ama şansa bak! Emekli bir dedektifin bulmacaya yeniden dönüşüyle bütün yaşananlar derinlerden su yüzüne çıkıyor."

Kadrosu ise şöyle;

Yazan : STEPHEN KING
Çeviren : SİNEMİS CANDEMİR
Düzenleyen : DAVİD JOSS BUCKLEY
Yöneten : HAKAN ÇİMENSER
Dekor Tasarımı : ALİ CEM KÖROĞLU
Giysi Tasarımı : CEREN KARAHAN
Işık Tasarımı : ŞÜKRÜ KIRIMOĞLU
Yönetmen Yardımcısı : MİTHAT ERDEMLİ
Sahne Amiri : AYSEL ERDOĞAN
Kondüvit : DEVRİM KILIÇÖZGÜRLER
Işık Kumanda : MAHİR KÖKSAL - ANIL SAĞIROĞLU
Suflöz : MÜJDE YAZAR
Dekor Sorumluları : ADEM KOYUNCU - RİDVAN TÖREMEN
Aksesuar Sorumlusu : ERSİN ÇELİK

Oyuncular

TOLGA ÇİFTÇİ
SERAP SAĞLAR
TOLGA TUNCER
FULYA KOÇAK
DENİZ GÖKÇE KAYHAN
AHSEN MUTLU(TV SPİKERİ)


Fotoğraflar Kaynak

Şimdi gelelim benim yorumuma...

Bayıldım, bayıldım. Bu yıl izlediğim dört oyun içinde açık ara en iyisi diyebilirim. Zaten oyunun Stephen King romanından uyarlama olması başından sempatik gelmişti. Ama insan merak ediyor tabii, hem kitabı, hem filmi olan bu konunun oyun uyarlaması nasıl olacak diye. Bu kadar olabilirdi. Gerçekten yapanın, oynayanın emeğine sağlık. Vakit su gibi aktı...


Her şeyden önce üst düzey bir oyunculuk izledik. Oyuncuların hepsi tanıdık simalar. Serap Sağlar gibi bir ustayı izledik. Tolga Çiftçi' nin az ve öz oyunculuğuna tanık olduk. Geçen yıl adı Sümeyye Erdoğan ile bir polemiğe karışmış olan Tolga Tuncer' in "en iyi kötü" performansını izledik. Ama o Fulya Koçak yok mu..Coştu gürledi resmen sahnede. İki saat kesintisiz bir performans sergiledi. Muhteşemdi...

İkinci harika şey dekordu. Dekorun kullanımı muhteşemdi. Oyunu hiç kesmeden dekoru hareketli bir platform üzerinde sürekli değiştirdiler. Ortaya koydukları dönen oda sayesinde hem derinlik sağlanmış hem de konu geçişleri hızlanmıştı. Çok çok iyi bir dekor uygulaması vardı. Kavga gürültü sahnelerinde kullanılan aksesuarlar çok gerçekçi idi.

Müzik çok çok iyidi. Hem dram, hem de gerilim sahnelerinde çok yerinde yükselen müzik, barkovizyon desteği ile birlikte duyguyu daha da arttırdı. Cidden korktuğum sahneleri oldu. Ama en çok Vera Donovon' un sahnelerinde yükselen müzik hoşuma gitti.

Özetle dün bir tiyatro oyununa ne açıdan doyulabiliyorsa, doydum. Ankara' da olanlara mutlaka izlemelerini tavsiye ediyorum.



19 Aralık 2012

Gemiler...


                                                                                                                                                Çizim: moffie

Kimileri, onlarca şarkı yapar, yüzlercesini yorumlar hatırlamayız...Kimilerinin de tek bir yorumu yeterdir onu anmak için...








Renkli...



Mutlu ediyor beni böylesi ufak renkler... Çeşit çeşit kitap ayraçları :) Kitap okurken ara ara sevimliliklerine bakıp konsantrasyonumu dağıtıyorum ama olsun... Sevdim ben bunları...Hem de çok...









17 Aralık 2012

Gak Gak Gubarak...




Karlı bir Ankara Sabahı daha... Sanırım önümüzdeki üç ay böyle geçecek günlerim. Sabahları bembeyaz bir şehre uyanacağım. Daha az dışarı çıkacak (her gece barda, gönlü hovardayım ya...) daha çok evde vakit geçireceğim (Bu postu 21 Aralıktan sonra mı yazsaydım acaba !!??).

Bu kış, geçtiğimiz kışın aksine daha çok okumaya zaman ayıracağım. Ne diyordu Nazan Öncel şarkısında...Gak gak gubarak...şey pardon...oku oku melek ol cennete git... :) Aminnnn....

Kafayı dinlemenin en güzel yanı, onu farklı şeylerle doldurmak sanırım. Sakinleşmek için, ne istediğimi keşfetmek için...Bahara yeni umutlar için...Okuyacağım.

Bunun için hazırlığımı da yaptım aslında. Stoklar tamam. Elimde okunmayı bekleyen şimdilik 5 kitap var. Bir de yarım bıraktıklarım... Daha da artar bu sayı...

Şöyle özetleyeyim...

Bitirmem gerekenler... 


Vizyonda...


Gelecek program :)



14 Aralık 2012

Kitap Fuarı...



Geçtiğimiz hafta sonu yani son günlerinde ziyaret edebildim fuarı. Bu yıl 1-9 Aralık tarihleri arası Congresium da olmasına karar verilmiş. İyi de olmuş aslında. Sonuçta daha yeni bir fuar alanı. Daha düzenli standlar kurulabilir bir mimariye sahip. Ancak yine de biraz karışık geldi bana. Daha doğrusu standlar arası mesafe dar olduğundan bir standın önü kalabalıksa karşıdakinin ziyareti zor olabiliyor. Bir de girişte alınan o 5 TL lik ücret neydi onu anlamadık.




Bir hayli kalabalıktı. Bu güzel bir şey tabii. Hafta sonu olduğu için imza günleri vardı. Emin Çölaşan, Nihat Genç, Vural Savaş aynı anda imza dağıtıyorlardı. Vural Savaş' ın kitabını imzalayıp, Nihat Genç' e götürmesi ve onu tebrik etmesi çok zarif bir hareketti. Birgün sonra gitseydim, Türkan Şoray' ı, sultanımızı da canlı canlı görebilirdim. O da kitabını imzalayacaktı ancak çok kalabalık olur diye yanaşmadık. Bir de benim o fuara gitme nedenim bunlar değildi aslında. Ben neremden uydurmuşsam artık bu fuarı daha çok "sahaflar" fuarı olarak algılamıştım. Yani hep eski, ikinci el kitapları bulabileceğim standlar olacak ümidi ile gitmiştim. Bir kaç sahaf vardı ama onlarda da ikinci el kitap yoktu. Evet onlarda kitap ucuzdu ama aradığım kitaplar yoktu. Diğer standlar da normal fiyatlarına çok yakın fiyatlarla satıyorlardı. Bu nedenle gezmek dışında bir şey yapamadım.




Tabii ki sadece kitap yoktu. Hediyelik eşya, poster, tablo, TEMA Vakfı'nın meşe palamutları gibi farklı şeyler de vardı. Ayrıca LeMan ve Uykusuz gibi dergilerin standları oldukça kalabalıktı.








Yine de güzeldi gezmek. Beklentiyi doğru tuttursaydım daha da iyi olacaktı :)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...