28 Haziran 2013

Gorjuss #3


Yaptıkça yapasım geliyor aslında. Önceleri üç tane yapacağım demiştim. Üçüncüsünü de bitirdim ama iki tane daha hedefledim. Birisi kendime birisi de yeğenim Nehir' e. Bakalım bunları bitirince uslu duracak mıyım :)

Bu kez orjinalinden bir hayli farklı oldu. Resmen "uydurdum". Tabii uydururken elbisede fena çuvallamışım.  O yüzden ayaklar da bir tuhaf olmuş ama neyse çaktırmayın :) Bir de bu gorjuss'a kahverengi saç yakışıyor arkadaş. Diğerini de öyle yapacağım. 





27 Haziran 2013

Bir Puzzle Hikayesinin Daha Sonuna Geldik :)


Kime niyet, kime kısmet derler ya, bu puzzle' ı almam tam da öyle bir hikaye. Arkadaşım kendine puzzle bakarken bana da sormuştu, ben de Streets of New Orleans' ı çok beğenmiştim. Ama hanfendiyi 1500 parça kesmedi tabii, eee 4000 parçalık puzzle yapmış kendisi, keser mi. :) Ona daha fazla parçalı puzzlelar baktık ama benim aklıma düştü bir kere bu puzzle. Streets of New Orleans...

Sonra onun ev tadilatı vs. derken puzzle işi yattı ama bir baktık ki bana bu puzzle'ı almışız da parçalarını ayırıyoruz bile. :))) 


Aslında Steve Hanks yapımı orjinal Streets of New Orleans tablosu daha büyük ve çok daha güzel. Gördüğünüz gibi özellikle sağda elinde fincan tutan teyze tabloyu şahane yapıyor. Ama gelin görün ki, Educa bu tablonun sadece "bir kısmını" puzzle yapmış. Üşenmedim sarı ile işaretledim. Farkettiğiniz gibi güzelim tablonun derinlik katan bir çok unsuru alınmamış puzzle'a. Hani 3000 parça yapıp tamamını yapsaymış nefis bir puzzle olurmuş. Ama bir şey diyemem tabii, koskoca puzzle şirketi. Vardır bi bildiği. Yine de özellikle o teyze içime oturdu söyleyeyim. 

Bu kez işin profesyonellerinden aldığım yöntemlerle daha ince çalıştım. Parçaları sadece renklerine göre ayırmakla kalmadım, dişi ve erkek parçaları da ayırdım birbirinden. Veee tüm parçaları beyaz bir karton üzerinde tek tek dizdim ki taraması kolay olsun. Bu dizme işi göze korkutucu gelebilir, üşenebilirsiniz ama tavsiyem şudur ki inanılmaz kolaylaştırıyor işleri. Üşenmeyin dizin.


Sonrası çorap söküğü gibi geldi işte yaklaşık 10 günde eğlenerek ve puzzle raconuna uygun şekilde stresini yaşayarak yaptım puzzle'ı. Bir şeyi daha farkettim ki puzzle'ı bir an önce bitirmek istememin altında yatan neden kesinlikle ve kesinlikle tabloyu bütün olarak görmek değil, "eksik parça var mı?" obsesifliği. Ben bir başağım. Kusura bakmayın :)


Önemli bir not:  Şimdiye kadar iki farklı puzzle yapıştırıcısı denemiştim. Art Puzzle ve Polisan. İkisi de hafif şeffaf renkte idi. Polisan'dan çok memnundum. Bu kez puzzle Educa diye yapıştırıcıyı da Educa aldım. Educa bildiğin süt beyazı bir yapıştırıcı. İki hafta uğraştığım emeğimin üzerine o süt beyazı sıvıyı boca ederken "ya izler kalırsa?" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir yandan da "koskoca Educa olur mu öyle şey?" diyorum. Ama sonra "acaba yapıştırıcı mı bozuktu, tarihi mi geçmiş?" gibi nerede gereksiz soru varsa yüklüyorum beynime. Ama hiç sorun yok. O süt beyazı kuruyunca tamamen geçiyor. Rahatlıkla boca edebilirsiniz. Ben de o süre içinde kendime yaşattığım gereksiz stresle kaldım. Şimdi hakkıyla bir çerçeve yaptırmak lazım bu puzzle' a.  :))



25 Haziran 2013

İşbitirici...


Bu hafta sonu bir sürü şeyi hallettim. Yani bir sürü derken topu topu üç tane, biraz abarttım kabul :). Ama önemli işlerdi benim için. 

Öncelikle ilk 1500 parçalık puzzle' ımı bitirdim. Ama bu başka bir postun konusu. 3 numaralı gorjuss da bitti ki bu da başka bir postun konusu :) 


Ayrıca merak ettiğim iki filmi de izledim. Lucky One ne kadar sevimliyse, The Boy in The Striped Pyjamas o kadar dramdı. Ama özellikle The Boy in The Striped Pyjamas mükemmel bir filmdi. Nazi dönemini iki çocukğun gözünden saf  ve başarılı bir şekilde anlatıyor. Çok duygusal ayrıntılar var. 





21 Haziran 2013

Günaydın


Son zamanlarda yaşadığımız manik-depresif günlerin beyaz yüzü mizahtı. Hergün haksızlığa uğrayanlarla canımız yanarken, ertesi güne uyanabilecek gücü mizahtan aldık. En karanlık anda bile gülecek bir nokta, bir ses, bir yazı görebildik. İlerde eminim bunun onlarca kitabı çıkacak. Bugünler saniye saniye tarihe not düşülecek. Ama olaylar durulduktan sonra, bunları sakin ve sağlıklı kafa ile derlemek çok kolay. Zor olan mizah dergilerinin yaptığı gibi olayların tamamını, komik ve güncel bir şekilde haftalık yayınlamak. Ve ben ne kadar özlemişim isyanımı esprilerle yapmayı. Uzun zamandır mizah dergisi almayan ben, "tüh geçen sayıyı kaçırdık" dedim.


Öyle bir süreç ki bu yaşadığımız, sadece çevre için, özgürlük için, haksızlık için yapılan şeyler değil bunlar. Kendimize dönüp, unuttuğumuz, yanlış yaptığımız, kandırıldığımız noktaları bir bir bulup açığa çıkarma adına da ciddi ciddi paylar çıkaracağımız bir süreç. Bir nesil geldi ve dürttü bizi. Biz de ne kadar çok uyumuşuz arkadaş. Herkese günaydın :)

Ben de kendi çapımda ufak bir not düşüyorum evime. 
Sürpriz....ama tahmini zor olmasa gerek :)


13 Haziran 2013

Göremedim ki !!!



- Çektim mi acaba,
- Çekmişsindir canım,
- Ne çektiğimi göremedim ki, güneş...
- Çekmişsindiiiiirrrr

O ışık güneşin değil de, senin ışığınmış be kelebek... :)



10 Haziran 2013

Streets of New Orleans...


Şu postumda belirttiğim gibi kanıma fena girdiler. Aldım sonunda puzzle' ı.  Steve Hanks imzalı Streets of New Orleans tablosu... Şimdiye kadar hep 1000 parça yaptım. Haliyle bu puzzle ile seviyemi yükseltiyorum. 1500 parça...yok mu arttıran :) Çok güzel görünüyor, umarım bitince de duvarımda çok güzel duracak. Ama itiraf etmeliyim ki zor, çok zor...



7 Haziran 2013

Gorjuss #2



En sevdiğim gorjuss'lardan biri oldu :) Tabii ben yine hem renk hem de işleme olarak aslından baya bir saptım. 









6 Haziran 2013

I Chappulled Yesterday...


Dün, son dakika kararı ile Tunalı' ya gidelim dedik. Amacımız oradaki güzel kalabalığa karışmak, destek vermek ve kendimizce tepkilerimizi dile getirmekti. Son dakika olduğu için biraz hazırlıksızdık. Ben bir iki beğendiğim esprilerden oluşan pankart yapmaya çalıştım bilgisayardan. Malum bu dönem aynı zamanda bir mizah patlaması yaşıyoruz. Şiddetle değil de mizah ve zeka ile yaklaşıyoruz olaya tüm ülkecek. 

Tunus caddesine girdiğimizde akşam saat 19:00 gibi havada ağır bir koku vardı ve gözler yaşarıyordu çok hafif. Orası sakindi ancak tam o saatlerde Kızılay' da olaylar çıkmış ve gazın kokusu oraya kadar geliyordu. Düşünün gaz metrelerce uzakta olmamıza rağmen bizi rahatsız etmişti ve ben olayların tam ortasındaki insanlar nasıl dayanıyor buna, ne kadar zormuş ilk kez idrak ettim. 




Kuğulu Park' a 20:30 gibi vardık. Her şey çok güzeldi. Kalabalık yolda toplanmış slogan atıyor, şarkı söylüyor, zıplıyordu. Hatta birisi yanında lazer getirmişti ve eylem yerinde hafif disko havası bile vardı :)

İnsanlar özel bir tepki vermek değil, "tepki vermenin ne demek olduğunu bir kere daha hatırladıkları" için oradaydı. Çevrecisi, meslek hakkı için savaşanı, barış için mücadele edeni hep ortaydı. Ortak bir payda vardı tabii ki ama aslında her biri, bir birey olarak da veriyordu tepkisini. 


Sonra ne mi oldu........."Penguenlerin, büyüklük bakımından 30 - 105 cm. arasında değişiklik gösteren 17 kadar türü bilinmektedir. En irileri olan İmparator penguen 45 kg. ağırlığa ulaşır. Sıcak bölgelere doğru gidildikçe boyları küçülür. Denizlerdeki kabuklular, balık ve mürekkepbalıkları ile beslenirler. "


4 Haziran 2013

Baş Belası...


Enterasan günler yaşıyoruz. Dramatik, trajikomik, ümit verici ve yorucu. Böyle zamanlarda bazen mizaha sığınmak iyidir diye düşünüyorum....



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...