30 Temmuz 2012

Gülümse...


Bugünün Pazartesi olması buna engel değil, erken kalkmış olman da. Yalnız olman, ayrılmış olman, kavga etmiş olman da. Hepsi hayatın içinde olan şeyler, hepsi yaşadığını gösteren şeyler.

Yapılacak işler var. "Ayşe hanım aranacak", "Pirinç alınacak", "Sevda' nın doğum günü", "Sevginin tam zamanı" :)...Vardır illa ki ertelediğin, unutmaman gereken bir şey, hareketlen ve yap.


İki üç cümle yaz bugün. Varsın saçma olsun. Sevdiğin kitaplardan bir kaç cümle. TV de gördüğün bir şey. Bak ben mesela bilmem ne tarihinde bir not almışım "Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektir" ...


Yeni bir kitaba başla...


Gül ki, yüzünde güller açsın


Bugün belki "O" gündür. Hayatının yönünün değişeceği gündür.


Eminim etrafında buna dair bir sürü işaret olacaktır.
Sen yeter ki gör. Arama, bırak karşına çıksınlar.


Hayat denen yol, dikenlerle dolu olsa bile onların da güzel bir yanı var emin ol.


Sen yeter ki gülümse. At içinden kızgınlıklarını, kırgınlıklarını. Anlık üzüntüler tabi ki olacak ama hayat bu kötü şeyleri içinde tutmak için hiç de uygun bir platform değil. Aşırı yükleme de çöküyor işte. Sil kullanılmayan dosyalarını. Bakma orada o dosyaların göründüğüne. Çoğunun içeriği 0 KB. 

Üzülecek, somurtacak çok şey var. Ama somurtmanın iyi geldiği hiçbir şey yok. Elinde bir silah var. Öldürmüyor ama çok güçlü. Böyle bulaşıcı bir şey. Sende başladı mı etrafındakilere de sıçrıyor, büyüyor. Ulaşılması için ruhsata falan da gerek yok. Sadece İyi düşünmen yetiyor. Kuşan silahlarını hayata karşı, iyi düşün ve GÜLÜMSE.



27 Temmuz 2012

Nostaljik bir Cuma sabahı...




Sabah ofise girince yaptığımız ilk şey, şu üç şarkıyı dinlemek oldu. Havalar çok sıcak ya, uyuyamıyoruz, uyanamıyoruz, söylenerek başlıyoruz güne. Bu şarkılarla ruhumuza duş aldırıp, serinledik... şikayeti kestik :)








24 Temmuz 2012

Geçmiş zaman olur ki...



Ayhan Sicimoğlu' nu tanır mısınız? Ben böylesi bir insanı tanıyalı yaklaşık bir yıl oldu. Bir arkadaşımın "nasıl tanımazsın yaaa" serzenişleri ile merak edip takip etmeye başladım. Hani zaman zaman dünyaya salınan "güzel insanlar" var ya. Bizim çağımızın güzel insanlarından biri de bu adammış. Ben bunu farkettim. Kaliteli, iyimser, hayat dolu, çağdaş, gezmiş görmüş gerçekten tarif edilemez bir adam Ayhan Sicimoğlu.

Twitter' da kendisini takip etmeye başladığımdan beri de güzel paylaşımlarına maruz kalıyorum. Farklı ülkelerde başından geçenleri paylaşır ve bu anısından bir "kıssadan hisse" mutlaka yapar. Hayata dair söyleyecek çok şeyi var ve söylüyor da.

Şu yukarıdaki fotoğrafı bugün Twitter' ında paylaştı. 50 yıl önce bu ülkenin halini ne kadar iyi anlatan bir resim bu. Ve nereden nereye geldiğimizi...

Hazır kendisinden bahsetmişken, şu performansını da paylaşmamak olmaz...Her ne kadar 10 parmağında 10 marifet olsa da, latin müzikleri onun için çok çok başka....



19 Temmuz 2012

Aqua Vega' da bir Cumartesi...

Geçtiğimiz Cumartesi uzun süredir merak ettiğimiz Aqua Vega' ya gidelim dedik :) Gittik, gördük, geldik. 5 gün gecikme ile izlenimlerimi sizlerle paylaşıyorum.

Öncelikle şunu söylemem gerek, tanıtımlarda "Türkiye' nin en büyük, Avrupa' nın 3. büyük akvaryumu" denilmesinden mütevellit biz bir hayli gözümüzde büyütmüştük ama o kadar da büyük bir şey çıkmıyor karşınıza. Yani gezilmeyecek bir yer değil kesinlikle, farklılık adına tavsiye de ederim ama beklentileri yükseltmemek gerek.

En beğendiğim fotoğrafta balık olmaması ilginç değil mi?
Millet balık peşindeyken ben bunları çekiyordum :)


Belki de tüm akvaryumun, bakmaktan en çok hoşlandığım yeri bu akvaryumdu. 
Minik balıklar ve canlı yeşil yosunlar çok güzel görünüyordu


Rengin çok güzel olabilir ama sen çok çirkin bir şeysin.
Öyle ki çok güzel görünüyorsun (kafam karıştı...!!!).


İşte bazı yerleri böyle ev akvaryumlarından halliceydi.

Karşınıza çıkan ilk salon büyük akvaryumların olduğu bir salon. Yaklaşık 3m x 2m, zaman zaman daha küçük akvaryumlarda çeşitli balıklar sergileniyor. Her büyük akvaryum, içinde birden fazla türü barındırıyor (Piranhalar hariç :D) ve o türlerin yaşantısına uygun ışıklandırma ve dekor içeriyor. Balıklarla ilgili bilgileri, akvaryum yanındaki panolardan edinebiliyorsunuz. Bazı türler için küçük (yaklaşık 50cm x 50cm) akvaryumlar var mesela deniz atı böyle bir akvaryumda sergileniyor. Tüm akvaryumlar duvarlara gömülü olduğu için hoş görünüyor.

Modaya uyup, puantiyeli giyinmiş, edalı işveli bir balık. İzlemesi çok zevkliydi.


Bu balığımız da süt dişlerini taze çıkarmış. Olur olmaz herkese gösteriyordu :)


İster istemez kendisine baktıran, göz alıcı bir balık bu.
 Bir de fotoğrafını en net çekebildiklerimizden olduğundan bu postta yerini aldı. Torpilli yani :)


Bir diğer torpilli balık da bu. Zira pek bir albenisi yok asık suratlı şeyin....

Bu salon, timsahların (aslında timsahın demek gerek çünkü bir adet minik bir timsah vardı, o da sağolsun biz oradayken kıpırdamadı bile), olduğu kısım ile son buluyor. Sonra içinde kafe ve hediyelik eşya satın alabileceğiniz bir dükkanın bulunduğu bir alanda gezinize ara veriyorsunuz. Ancak burada da uzun akvaryumlarda, yengeç, ıstakoz, vatoz, adını bilmediğim, bakıp da bulamadığım bir dev su böceği ve tatlı su balıkları gibi türler sergileniyor.

İşte söz konusu dev su böceği...


Tatlı su balıklarının çeşitliliğine, suyun yansıması da eklenince güzel bir görüntü oluşuyor...


Bu yengecimiz de pek popülerdi. Hiç boş kalmadı önü.
O da sürekli cama yaklaşıp, güzel çekim yapmamızı sağladı sağolsun. Popüler ama şımarık değil.


Hahaha sinsi şey. Saklanmışsın oraya da kaçar mı bizden? Kaçmadı tabi ki.

Bu aradan sonra belki de en can alıcı kısmı başlıyor. Tünel Kısmı. Oldukça uzun olan tünel boyunca sağlı sollu geçişler yapan türleri izliyorsunuz. Bu kısmın en gözde türü ise tabi ki köpekbalığı. Sağolsun kendisi tam tepemizde dişlerini kocaman açarak heybetini gösterdi ama korkumuzdan fotoğrafını çekemedik :) Tünel kısmının dekorasyon çalışması çok çok daha başarılı. Batık gemi, köpek balığına benzeyen uçak enkazı (fotoğrafını çekememişiz, sonradan farkettik :/ ), tarihi eser döküntüleri oldukça hoş görünüyordu.

Tünel kısmının en güzel görüntüsü birlikte yüzen küçük balıklardı.
Dekorun derinliği de eklenince kendimi suya gerçekten dalmış gibi hissettim.


Bahsettiğim dekorlardan birisi...


Tünel de bu şekilde görünüyor işte.
Üstünüzden falan vatoz geçerse çok şirin görüntüler oluşabiliyor.


Nitekim bu vatoz, kolyesini de takmış gelmiş, şirin şirin bize poz verdi :)


Veee assolistin en net fotoğrafı...


Bu da hoşumuza giden bir diğer dekor çalışması. Balık çekmekten çok dekor çekmek ne kadar mantıklı bilemedim. Ama o kadar çok balık var ki, bir yerden sonra pes ediyorsunuz :)

Bazı türler açısından yetersiz Aqua Vega. Mesela deniz anasının, ahtapotun olmaması çok ilginç. En çok deniz anasına üzüldüm :/  Bir de ne kadar iyi bir makinanız olursa olsun, sular biraz fazla bulanık olduğundan net fotoğraf çekebilmek hayli zor.

Bir dezavantajı da bulunduğu yer. Çok uzak olmasa da ulaşımı hayli sıkıntılı. Akvaryumun bulunduğu alan, etrafında iki büyük avm haricinde hiç bir şey olmayan resmen "dutluk" bir alan. Cumartesi olmasına rağmen kalabalık bile değildi mesela. Yine de benim için farklılık oldu, güzel bir gün geçirdim.

Bu da bonus görüntümüz. Şimdi "bu da ne?" diyeceksiniz.
Bu dekorun akvaryumda ne işi var biz de bilemedik. Gayet alakasız bir şekilde karşınıza çıkıveriyor.
Sudan çıkmış balığa dönüyorsunuz (çok pis kelime oyunu yaparım, acımam :DD )



18 Temmuz 2012

Dünya kelebek günü...



Yok öyle bir şey. Varsa da benim haberim yok.
Şimdi icat ettim zira bugün kadrajıma iki nefis kelebek kondu :)





17 Temmuz 2012

Aşkın okları...

Eskiden beri kendimce aşkın tarifini yapmaya çalışırım (kim yapabilmişse...) . "Aşk, tek taraflı oklardan ibarettir" gibi bir düşüncem olmuştu bir ara. Yani hep tek taraflıdır, bir yöne akar. O' na kavuştuğun an aşk garip bir hal alır. Veya kavuşamayacağın kişilere aşık olursun, kavuşabildiklerini seversin vs. vs. Ama tabi bunlar benim gençlik (!) dönemime gelen düşünceler. Şimdi birçok fikrim değişmiş durumda. Ve gerçek olan bir şey var ki, kişiye göre değişiyor bu tanım ve fikirler. Ayrıca ortada aşk varsa, kenarda köşede mutlaka oklar da vardır :)



Aşık olunca hayatındaki tüm oklar O' nu gösterir.....




    

En azından bir müddet, mücadelen tek taraflıymış gibi gelebilir sana :)



Bu süreçte, çok kez "yapmam" dediğini yapıp, kendini, hatalarını yinelersin...



Yolunu kaybetmiş gibi hissedebilirsin...


         

Sonra her şey bitti derken oklar yön değiştirir...





Ve hayatının en güzel oku kalbine saplanıverir... :)
Tüm bu süreçte yapman gereken birkaç şey var aslında yapabiliyorsan....Kendin ol ve  plan yapma...




16 Temmuz 2012

Bir şey mi demek istiyorsun?



Şu aralar fotoğrafçılık aşkımın depreştiğini sanırım postlarımdan da anlıyorsunuz. Ama öyle böyle değil ne görsem çekiyorum. Bir doyumsuzluk mevcut. Neyse geçenlerde ilginç bir şey çektim. Bir dalın ucunu. Biraz da eksantrik bir şey olsun diye, gökyüzü fon olacak şekilde aşağıdan çektim. Çektiğimde fark etmemiştim. Biraz ışığı, filtresi vs. ile oynayınca (Instagram sağolsun), bir şapkalı beliriverdi dalın ucunda :) Arkadaşım "Red Kid" dedi. Belki de... :) Kimdir nedir bilinmez ama o dalın ucunda belirdiği kesin :)


Ve yine bir kaç gün sonra aynı yerde, bu kez o gülün altında çimenlerin üzerinde böyle bir şeyi çektim. Şaka gibi. Ya derviş, fikir, zikir durumu yaşıyorum. Ya da evren benim kafama kafama vurarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor :)

Gerçi sadece evrenin işaretleri yetmiyor. Onun farkına varmak, hakkını vermek gibi şeyler de yapmalı insan. Yani ne olacaksa, bunda mutlaka kendisinin de bir eylemi olmalı. Öyle sabit dur, etrafında dönsün her şey olmaz...olmuyor.

Neyse ben de toparlıyorum işte evrenden ufak kırıntılar. Anlık mutlulukları bile yetiyor, eğer bir de gerçekten işaretlerse, ooohh değmeyin keyfime :p



11 Temmuz 2012

My Valentine....



Mükemmel bir çalışma olmuş :) Johnny Depp gitarı ile döktürüyor. Ve Natalie, sen ne güzel bir kadınsın...Şarkı da güzel... her şey güzel işte...







10 Temmuz 2012

Çiçekler...

Ben sevdim bu fotoğrafçılık işini :) İçimdeki tembel Özlem harekete geçerse inşallah bir kursa da gideceğim. Kendimde ışık görüyorum :p. Aslında öyle çok kendini öven bir yapım yok, övülmekten bile rahatsız olurum ama eğer bir şeyi güzel yaptıysam, yüzümde bir gülümseme oluşmuyor değil. Hayrına bir de gökten güzel bir fotoğraf makinası düşerse pek bir şanslıyım demektir.

Tamam buldum, Truman Show daki gibi gökten spot ışığı değil de fotoğraf makinası düşsün. Truman gerçeği aramaya koyulmuştu. Ben de hayallerimi arayayım :) Dilemek bedava değil mi nasıl olsa. Diledim gitti.. :)


Fırından taze çıkmış bir fotoğraf bu. Daha bu sabah çektim. Baharda size bahsettiğim değişimine tanık olduğumuz yeşil alanlar, yazın ortalarında böyle kuruyor işte. Ve tam da bu zamanlar dayanıklı olanlar hayatta kalıyor. Hayatta ve renkli. Böylesi hafif dikenimsi ama dayanıklı çiçekler ve kaktüsler daha çok hoşuma gidiyor benim. Ki bu çiçek hem çok güzel, hem dayanıklı..Ne kadar şanslı...


Bu da aynı alandan çekilme bir çiçek ama aldanmayın o arkadaki yeşilliğe, onlar suni çim. Bu arkadaş biraz kaçak yetişmiş orada. Özgürlükçü bir yapısı var, ne yapalım, onu da öyle kabul ettik :)



Ve zon zamanlarda en çok beğendiğim fotoğrafım bu. Şimdi bu çiçeği tek başına çeksem belki gözüme bu kadar güzel görünmezdi. Ama zemindeki kot kumaşı ne güzel bir zıtlık oluşturmuş değil mi ? (Daha kursa gitmeden, öyle zıtlık mıtlık başladım sallamaya, hayırlısı). Bir kere daha demiştim sanırım, kaldırım çiçeği konusunda. Bir şeyi güzel yapan sadece kendisi değil aynı zamanda etrafındakilerdir de. Belki de çokça etrafındakilerdir. Zemin, ışık, mevsim....

Felsefede de böyle bir şey vardı değil mi. Aslında sandalye yok ışık var diye düşünüp durmuştu eski filozoflar :) 

Hayat da öyle değil mi? Tek başına nasıl güzel olabilirsin ki?  Birileri ile kıyaslanman, birileri ile zıtlık oluşturman, birileri tarafından farkedilmen, etrafının ışığı, kimi zaman etrafının karanlığı gösterir seni (Bu konu buralara nasıl geldi.. ???? ).

Neyse önemli bir selamı çakmadan bitirmem arkadaş ben bu postu. Bu resimde bana kot pantolonu ile "kocaman" destek veren arkadaşıma da selamlar olsun. Bak şimdi ben burdan, sen o kotu giyecektin de, o çiçeğin yanına oturacaktın, çekeceğim varmış işte o fotoğrafı diyerek postun boyutunu değiştirirdim ama ne gerek var. Olan oluyor, her şekilde... :D



4 Temmuz 2012

Böyle buyurdu takvim...



Peki..:)


Mavinin en güzeli...



İnsanların gerçekten "en sevdiği renk" diye bir şey var. Ben buna inanıyorum. Yani belki farkında değiliz ama giysilerimizde, evimizde, aksesuarlarda bir şeylerde mutlaka baskın olan bir renk var. Ya da belki hayatımıza yansıtmadığımız ama dış dünyada ilgimizi çeken bir renk. Sokakta gördüğümüz zaman sebepsiz kafamızı çevirdiğimiz, nesnenin ne olduğu önemli olmadan, sadece rengine baktığımız bir renk. Kimimiz farkında kimimiz değil, ama böyle bir renk var bence. Mesela benim için şu mavi inanılmaz bir renk. Haa yapı itibari ili böyle iddialı renkleri giysilerimde kullanmam belki (belki de kullanırım :D), ama ben bu maviyi nerede, neyde, ne zaman görsem dönüp bakıyorum.

İşin garip tarafı bu renge ilgimi sebepsiz sanıyordum. Birgün burcumun özelliklerini okurken ampüller yandı kafamda. Başak burcunun rengiymiş kobalt mavisi. Alın işte belki de cidden yıldızların buluduğu konum vs, bizleri etkiliyor. Ya da tamamen tesadüf...bilemem :)



2 Temmuz 2012

Eve dönüş yolu...

Bu isimle Türkçeleştirilmiş bir film var bilir misiniz? Orjinali wo de fu qin mu qin (The road home) olan bir uzak doğu filmi. Bir aşk hikayesi, öyle ki, çok sıradan ama bir o kadar da kutsal. Bir gün bu film hakkında sinema bloğumda yazacağım ama öyle kolay bir film değil. Neyse konumuz da o değil zaten.

Benim eve dönüş yolu' m filmdekinden farklı. Günlük ve kısa, gerçekten eve dönüş yolu. İşten dönerken, şu aralar millet tatilde olduğundan mıdır nedir servis biraz boş oluyor. Ben de arka koltuğa kurulup rahat rahat fotoğraf çekiyorum :) Tabi yalın halleri bu kadar übersonik değil. PicsArt' dan yardım aldım ama açılar bana ait lütfen...: p





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...