30 Kasım 2011

Ofis Krallığı Bölüm 1 : Keloğlan'ın dramı

Bir zamanlar çok yakınlarda bir yerde "Ofis Krallığı" adında bir ülke varmış.Burada Keloğlan adında bir garip oğlan yaşarmış. Keloğlan şu aralar çok üzgünmüş. Çünkü canı çikolata, şeker istiyormuş ama parası az olduğu için alamıyormuş. Şeker alabilmek için son parasıyla kumar oynamış ama kaybetmiş.

Böylelikle hiç parası kalmamış. Dağlarda tepelerde tek başına gezerken Kozalağa rastlamış ve derdini anlatmış.


Kozalak bu duruma çok üzülmüş ve yardım etmek istemiş. O sırada Uğur Böceği ile karşılaşmış ve ona da durumu anlatmış.


Ancak Uğur Böceği pek oralı olmamış. Aklı peşinde olan kurbağadaymış. Derken Kurbağa Uğur Böceğini bulmuş ve yemeye çalışmış.


Kozalak Uğur Böceğinden umudu kesince soluğu Domuzcuğun yanında almış.


Ancak Domuzcuk da hayvan hakları protestosunda olduğu için Keloğlan'ın dramı ile hiç ilgilenmemiş. Kozalağın canı çok sıkılmış, tam vazgeçmek üzereyken, aklına Kralın Soytarısı Süslü Kaplumbağa gelmiş.
Süslü Kaplumbağa, kozalağı dikkatlice dinlemiş. Keloğlan'ın durumuna çok üzülmüş ve durumu Kral'a söylemesi için Kozalağa cesaret vermiş. Hatta araya adam koyup Kral ile bir görüşme ayarlamış. 
Kral, Keloğlan'ın durumunu duyunca hiddetlenmiş. Gürlemiş. "Benim krallığımda kimse şekersiz kalmamalı. Tez şeker yollana" fermanını vermiş.

Böylece bir sürü şeker ve çikolata yollanmış ve Keloğlan muradına ermiş. Gökten üç şeker düşmüş. Biri benim, biri hikayeye karakterleri  ile destek veren arkadaşım Zeynep'in, biri de sizin başınıza.. :)
 - 1. Bölümün Sonu -

Hoplayıver Çekirge...

Geçenlerde işyerimizin bulunduğu binanın önünde havamızı alırken, intihar girişimi yapan bir çekirge ile karşılaştık. Cama o kadar hızlı bir dalış yaptı ki, söz konusu hızı, formüle yerleştirsem çekirge gözümüzün önünde maddeden enerjiye geçiş yapabilirdi.

Bir kaç denemeden sonra yaşamanın güzel olduğunu anlamış olmalı ki, sakinleşti. Cama kondu ve kendini izlemeye başladı. Küçücük beyninde nasıl algıladı durumu bilmiyorum ama sanırım hoşuna gitti. Uzun süre camda kendisi ile ilgilendi


Kendisi hakkında yapılan şarkılardan ve deyimlerden de haberi var mıdır acep. Evet küçücüksün ama bir şekilde etkiliyorsun işte bizi  :)





24 Kasım 2011

Sanatsal :)

Akşamüstü ofise vuran ışık o kadar güzel oluyor ki, benim gibi birisi bile (öylesine fotoğraflar çeken) eline kamerayı alıp bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Yakında önemli mücevher markalarının kataloglarına çekim yapabilirim. Neden olmasın :P
Pin It

Işık pek de güzel olmuş :)
Pin It


Kendi ellerimle boyadığım minicik kelebeğim ...

Ve son olarak toplumsal mesajımızı da verelim.. :)




20 Kasım 2011

Ankara Spor Salonu'nda İlk Maç

Asosyal kimliğimden çıkmak üzere aldığım teşvikler sonucu bu haftaki Türk Telekom maçına gitmeye karar verdim. Hem güzelim Ankara Spor Salonu açılmışken, gidip görmemek ayıp olurdu.Bir arkadaşımı da ikna edince cumartesi maça gitmek üzere planımızı yaptık. Maç 17.00'de başlayacaktı. Mersin Büyükşehir Belediye ile oynuyorduk. Biz 15.30 gibi Ankara'nın Kızılay'da meşhur buluşma noktalarından olan DOST Kitapevi'nin önünde buluşmaya karar verdik (Diğerleri için bkz. Gima'nın önü, YKM'nin önü vs.:D). Zira biletlerimizi almamız için gerekli olan Biletix gişesi de DOST'taydı. Ben buluşma saatine bir kaç dk. kala geldim. Arkadaşım gelene kadar biletleri aldım, kitaplara baktım vs. Arkadaşımın geciktiği 20 dakika boyunca oyalandım (Bundan sonra ona verdiğim saatten 30 dk. sonra gideceğim :) ). Bazan bu gecikmelerin DOST tarafından yapıldığını düşünüyorum. Oyalanırken kitap almamak için kendimi zor tuttum. Eminim o kalabalığın % 60'ı birilerini bekliyordu :D

Arkadaşım sonunda geldi ve nasıl gitsek diye düşünmeye başladık. Metro ile gitsek 5 dk yürüyecektik. Kızılaydan 15 dakika da yürüyerek gitmeye karar verdik. Hava çok soğuk ve yağışlı değildi sonuçta. Koyulduk yola bir yandan malum kız dedikodularını yaparken bir yandan yürüdük. Yol nasıl bitti anlamamıştık ve salon göründü.


Salona ilk kez gideceğim için heyecanlanmıştım. İçerisi çok temiz, düzenli ve tenhaydı. Maça çok fazla ilgi yoktu ama salon büyük olduğu için yaklaşık 1000-1500 seyirci, kalabalık gibi görünmüyordu. Tam biz kapıdan geçerken Ankaragücü tayfasına denk geldik. Biz bekleyelim onlar önce geçsin diye düşünürken kalabalıktaki çocuklardan biri "Ablalara yol verin, ablalara yol verin" diye bizi gurubun önüne aldı. Rahatça geçtik. Arkadan başka bir çocuğun, bize yol veren çocuğa "başka sivil alma" dediğini duyduk. Sivil derken :D:D

Neyse girdik salonumuza, büyük bir cehalet sonucu oturacağımız yerleri bulmak için dolandık durduk. Oysa biraz sakin olsak adamlar koca koca yazmış ama işte kafa bir mantık oluşturmuşsa önce onu denemen gerek. :D Neyse sonunda oturduk yerlerimize. Yerimiz fena değildi ama bir dahaki sefere karşı taraftan alacağım. Çünkü hoca ve oyuncular o tarafta, onların konuşmalarını vs. de izlemek istiyordum. Isınma hareketleri boyunca biraz salonun fotoğraflarını çektim.



Bizim taraf ilk yarı Mersin B.Ş.B. potasıydı. Dolayısı ile bizimkilerin atışlarından çok, Mersin B.Ş.B'nin atışlarını rahatça izleyebildik. Ve tesadüf odur ki ilk yarı Telekom özellikle savunmada döküldüğü için çok güzel paslar ve atışlar izledik. Hele onlardaki "Grundy" denen adama hayran kaldık. Adam üç dört kere havada asılı kaldı sanırım :) İlk yarı Mersin B.Ş.B'nin 5 sayı farkı ile bitti.

Bu arada maça birlikte gittiğim arkadaşımın liseden basketbol lisansı varmış, dolayısı ile hem izledim hem öğrendim. Ben maçları izlemeyi seven biriyim ama kuralları tam olarak algılayamıyorum. Arkadaşım bana ayaküstü "Basketbola Giriş" dersi vererek, 20 dakika gecikmesini telafi etmiş oldu. Bu anlamda Telekom kötü oynasa, Mehmet Okur henüz tek hanelerde olsa bile, beklediğimden daha keyifli bir seyir oldu bu maç. Hem birazdan ikinci yarı başlayacaktı ve bizim önümüzde oynayacaklardı. Biliyorum coşacaklardı.

Devre arasında küçük şovlar yapıldı. Seyircilerden basket atmaları istendi. Bir teyze büyük bir cesaretle el kaldırdı. Önümüzden geçerken biz de destek alkışı yaptık. O sırada "oğlum çok istedi" dedi bize. İndi, atış yaptı, basketi attı ve topu kazandı. Küçük çocuğun kazandığı topun sevincinden çok duyduğu gurur okunuyordu gözlerinden. Helal olsun teyzeye (bu arada teyze dediğime bakmayın, 40 larına varmamış bir kadındı. Kendimi küçük göstermek için ne yapacağımı şaşırdım artık... :D ).

Derken takım çıktı ve ikinci yarı için ısınmaya başladı. Hadi koçlarım :)


Ve tabiki beklediğimiz oldu. Türk Telekom'un içine ikinci yarı "Türk Telekom" kaçmıştı. Güzel sayılar izledik. Mehmet Okur çift haneli sayılara çıktı. Kambala ve Washington çoştu. Ama ben Tekekom'da en çok Jasaitis'i beğendim. Bir ara 12 sayı öne bile geçtik. Ama Mersin B.Ş.B bırakmadı bir ara tekrar 4 sayı farka kadar indirdiler. Sonuçta 88-82 kazandık. Biz salondan çıkarken önümüzdeki hafta kiminleyiz acaba diyerek planları yapmaya başladık. Bundan sonra elimizden geldiğince gideceğiz maçlara. :)





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...