30 Mart 2013

Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar ?


Üçüncü etamin işimi de bitirdim. Aslında örnek aldığım fotoğrafta bu kuşlar 4 tane idi ve kalp şeklinde kuyrukları vardı. Ancak hem benim kasnağıma sığmadığı, hem de fazla kalabalık durduğu için ben biraz değiştirdim. Ha bir de göbekleri beyazdı, ben kendi renklerinin açık tonlarını tercih ettim. Bu hali bence daha güzel oldu. Son bir adım kaldı. O da çerçeveletmek. Noel Babayı da henüz çerçeveletmedim. Çerçeveciyi ihya edeceğim bu gidişle. Puzzle, etamin derken bir sürü şeyi biriktirdim çerçeveletmek üzere. 

Şimdiki projem bir doğum günü hediyesi :) Hadi bakalım.

Bir işe başlamak, o işin yarısıdır derler...


 Güm güm...


 Göbekleri de doldurduk mu, tamamdır...


 Favorim...




29 Mart 2013

Yaramaz Ağaç....




Dün bizim için çok yorucu bir gündü. Mesaiyi zar zor bitirdik. Kendimizi hemen dışarı atalım, biraz hava alalım dedik. Servisi beklerken her zamanki bankımıza oturduk ve temiz havayı içimize çekerek günün yorgunluğunu atmaya niyetlendik. İşte tam o anda karşımızdaki ağaç bize göz kırptı. Çok yaramaz bir ağaçtı. Resmen bizi çağırdı. "Biraz uzak mı?", "Orası çamur mu?", "Börtü böcek var mıdır ?" sorularına rağmen ayaklarımız bizi ağaca götürdü. Doğru yolda olduğumuzun işareti de geldi bu arada...:)

Ağaç o kadar güzeldi, çiçekler o kadar çoktu ki, yorgunluğumuz geçmeye başlamıştı bile. İşte o andan itibaren benim içimdeki "fotoğrafçı canavar" açığa çıktı. Sonra neler oldu tam hatırlamıyorum. Günün sonunda cep telefonumda bir sürü çiçek fotoğrafı vardı...

ÖNEMLİ NOT: İş bu post, yüksek dozda çiçek içermektedir :)










27 Mart 2013

İki Ters, Bir Düz...


Kafa ölçüsü alamadan ördüm. Yarım günümü aldı. Örmek basit de, uydurmak... orada biraz bocaladık işte. Enini biraz geniş, boyunu da biraz uzun yaparsak tam olacakmış. Yine de tüm gün taktı...:))



26 Mart 2013

Baharı Bekleyen Kumrular...


Biziz o şu ara. Dikdik gözümüzü yola, bekliyoruz baharı...

Mevsimler arasında ciddi bir savaş var. Bu fotoğrafı Pazar günü çekmiştim. Bir gün öncesinde Ankara'da ciddi ciddi kar yağıyordu. Bir gün sonrasında hafif güneşli bir hava bugün yine sevimsiz ve karanlık. Şu amansız savaşı Bahar kazansa da, güneşli havalara uyansak artık...Özledim.



25 Mart 2013

İstanbul...


Hafta sonu günübirlik İstanbul yolculuğum vardı demiştim ya, gittim geldim bile. Zaman nasıl geçti, hala inanamıyorum. Rüya gibi geçen bir gün...Bir baktım dönüş uçağına binmişim bile. Çok eğlendim, çok yoruldum ama gittiğime değdi :)

Ciddi ciddi gidiyoruz ha... 


 Reklam afişi için tekliflere açığım...


 Kapalıçarşı beklediğimden çok çok daha büyük bir yermiş, çok sevdim.


Koskoca Sultanahmet meydanından çeke çeke bunu çektim. Çok yetenekliyim, kabul...


 Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi' ne bayıldım. Edebiyata ilgili insanlar için eşsiz bir yer. Mimarisi, dekorasyonu ve içinde her an bulunabilecek bir etkinliği ile harika. Sakince gelip kitabınızı okuyabilir, ünlü yazarların dökümanlarına bakabilirsiniz. Bir ipucu, topuklu ayakkabı ile gitmeyin :)


Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi' nin içi....


Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında... :)


Eminönü'nden bakış...Misafir bir martı eşliğinde...


 İstikal Sokakları, gözümü alamadığım binalar, "Bu bina güzelmiş" ,"Bu da güzelmiş", 
"Vay binaya bak" nidaları...


 Şu postumda inşallah gerçeğini çekmek de nasip olur demiştim...Oldu :)


 Maalesef içeri giremedik. O gün nikah varmış. Parmaklık arasından da anca bu kadar...


Gerçekten hayat var. Bilhassa Ortaköy'de.




22 Mart 2013

Mor...


Nihayet alabildik ofisimize bir takvim. Gönül isterdi ki 2012 takvimimiz gibi bizi her ay güzel çizim ve şiirlerle karşılasın. Maalesef Mart sonu takvim almaya kalkışınca böyle oluyor...:) Bu yıl, her ay bizi Adriano Bacchella' nın mor temalı bir fotoğrafı karşılayacak. Moru da seviyoruz...sorun yok o zaman. Mart ayımızı hoş bir çiçekle süsledik...





İstanbul Yolcusu Kalmasın...


Yarın günübirlik bir İstanbul yolcuğum var, biraz heyecanlı biraz da şaşkınım. Son bir haftadır sürekli havadurumlarına bakıyorum mesela. "Havaalanında kaçta olsam?" planları yapıyorum. Yatağımın üstünde "onu mu giysem, bunu mu?" sürecinden arta kalan bir dağ duruyor. Öyle bir yolculuk işte...:)



19 Mart 2013

Dersimiz Resim...


Bugün konumuz serbestti, bahar çizdim :p
Gelsin istiyorum artık. Çok mu şey istiyorum? Ağaçlar çiçek açsın. İnce montlarla dışarı çıkalım. Ben örgü atkıları bırakıp, kelebek desenli şalımı sarayım boynuma...Daha renkli giyinelim, Güneş daha çok bizimle olsun. Ankara' ya mahsus polen yağışına bile razıyım...Bahar gelsin artık...






18 Mart 2013

TV Karşısında Bir Hafta Sonu...


Bu hafta sonu çok tembeldim. Yani aslında bana göre değildim ama eylemlerimin envanterini çıkarınca tv karşısında bir hafta sonu geçirdiğim aşikar. Arada kanaviçemizi de yaptık tabii ki. Özetle ben memnunum...:)

Öncelikle The Following dizisini izledim. Uzun zamandır merak ediyordum. Bilinçaltımda hafiften bir Kevin Bacon hayranlığı var itiraf ediyorum. Bu diziyi, hakkında söylenenlerden bağımsız olarak sadece Kevin Bacon için bile merak ederdim. Etrafta olumlu eleştiriler de duyunca izleyeyim dedim. Ve çok beğendim...




The Raven filmi ile merak edip, The Crow filminde de kendisine gönderme olduğunu öğrendiğim Edgar Allan Poe' nun adını bu dizide de sıkça duyuyoruz. Kendisinden ilham alan bir seri katilin hikayesi anlatılıyor. Tabii ki çok daha karışık olaylarla...


The Following' den sonra arkadaşımdan aldığım DVD' lerden ikisi izledim. Paris ve Köprü Üstü Aşıkları. Paris biraz bilindik bir hikaye ama Köprü Üstü Aşıkları beni gerçekten etkiledi. Çaresizlik ve delilik arasında yaşanan bu aşk hikayesi oldukça vurucu... 


Son olarak muhtemelen yıllardır varlığı bilinen bir karakteri yeni keşfettim. Cartoon Network çizgi filmlerinden Gumball :) Bayıldım size. Şimdi artık bir Sünger Bob var bir de siz .. :)



15 Mart 2013

Enginar Gelmiş Hoş Gelmiş...


Kilometrelerce uzaktan koşup yetişmişler imdadıma. Tepemde birisi "Taze enginar istiyorum" diye söylenip duruyordu. Göreceğiz artık nasıl dolmalar yapacak...:))



14 Mart 2013

Yeni Şeyler...


Bugün yaşadığımız rutin tempoyu kırıp yeni bir şeyler öğrendik. Heyecanlandım hafiften. Öğrencilik yıllarım geldi aklıma...çizerek çalıştım :) Vay be, paslanıyor muyuz ne...en ufak bir değişiklik bünyede heyecan yapıyor. Bu zinciri kırmak lazım...


13 Mart 2013

Hercai...




Günün bu saati, güneşi bu melodiyle batırmak...
Çok iyi geldi...






12 Mart 2013

O Kuş Kondu Badi Parmağıma...


Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda hamurdan kuşlar, balık, bıyık vs. yapmıştık. Burada görebilirsiniz o gün nasıl eğlendiğimizi. Tabii bu kadarla bitmiyor bu işler. Bunun daha pişirmesi, boyaması ve verniklemesi vardı. O gün eve gider gitmez fırına atıp 175 derecede 15 dk pişirmiştim ama ondan sonra bir türlü ilerleyemedim. Yok boya bitmiş, yok beyaz kalmamış, yok vernik almam lazım derken tam üç hafta bekledi bu güzelim şeyler. İşte geçtiğimiz hafta sonu bunlarla uğraştım. Boyalarımı ve sprey verniğimi aldım (ki bu vernik inanılmaz güzel, kolayca uygulanabiliyor) ve başladım işe. 


Önce guaj boya ile ana renkleri boyadım. Ben genelde pastel tonları sevdiğim için tüm renklere hafif bir beyaz karıştırıyorum. Bence daha güzel renkler çıkıyor ortaya. Sanırım sadece sarıya yapmadım bu işlemi. Diğer tüm renklerde hafif bir beyaz etkisi var. 


İşin en önemli noktası ince ayarlar. Çünkü siyah ile bu hatları yapmazsanız güzellikler ortaya çıkmıyor. Kuşun gagası, kanadı, gözleri vs. ince uçlu bir fırça ile belirginleştirildi. Böylece boyama işi bitti ve benim en korktuğum aşamaya geçildi. 


Vernikkk... Böyle şeyleri çok yapmadığım için gelişmelerden haberim yoktu. O nedenle boya için alışverişe çıktığımda, normal bir vernik alıp fırça ile sürmeye çalışacağım, hem kokusuna maruz kalacağım hem de fırça izi oluşmasın diye uğraşıp duracağım gibi olumsuz durumları sıralamıştım. Sonra dükkandaki amca, tozlu raflardan bana "Sprey Vernik" mucizesini buldu çıkardı. Hayat kurtarıyor resmen. Hem çok kolay uygulanıyor hem kokuya fazla maruz kalmadan kısacık sürede işinizi bitirebiliyorsunuz. Hem de fırçayı temizlemek gibi bir derdiniz olmuyor. Bir iki önemli noktası var tabii. Mesela uygulama sırasında mümkünse maske kullanın ve sprey yapacağınız kısıma biraz genişçe bir gazete kağıdı sarın. Ki halınız duvarınız vs. vernik olmasın. Tabii ben bunu balkon kapısının önünde yaparak kokudan da maksimum koruma sağladım. Sonuçta ne kadar pratik bir işlem olsa da odanın ortasında yapılacak bir iş değil.


Bir günlük kuruma sonucu da işlemimiz tamamlandı. Şimdi dilerseniz bunların arkasına magnet yapıştırıp buzdolabı süsü yapabilirsiniz. Ya da benim gibi uygun bir iple duvara asmanın yollarını arayabilirsiniz. Mesela bıyığımız kolye ucu oldu bile :)





11 Mart 2013

Minik Kurbağa


Sabah arkadaşımla hafta sonu verimliliği üzerine ufak bir alışveriş yaptık :) Üretmek güzel şey, hele hele, ortaya böyle sevimli şeyler çıkınca. Bu kurbağalara bayıldımmmm. Ellerine sağlık Zeynepciğim. :)) 

Benim hafta sonu yaptıklarıma gelince. Bir ara onları da anlatırım. Şimdi bu güzel bardak altıklarımla günün ilk kahvesini içeceğim ...






7 Mart 2013

Karı Koca Arasında Ufak Tefek Cinayetler


Dün gece yine Altındağ Tiyatrosu'nda idik. Bu kez Bursa Devlet Tiyatro'sunun bir oyununu izledik. Karı Koca Arasında Ufak Tefek Cinayetler... Önce oyun hakkında ufak bilgiler...

"Evli çiftlerin evliliklerindeki ihmaller, sıkıntılar, alışkanlıklar, eksiklikler, fark edilmezlik, değişkenlik, cimrilik, üşengeçlik, olumlu olumsuz durumlar, mutluluk ve mutsuzlukları açık biçimde masaya yatırılmıştır. Sorgulanıp yüzleşilir. Oyun içinde oyunla gelişir."

Oyunun Kadrosu

Yazan : ERIC-EMMANUEL SCHMITT
Çeviren : SERAP BABÜR
Yöneten : MUSTAFA KURT
Sahne Amiri : CİVAN ÖDEMİŞ
Kondüvit : BÜLENT ÜNVER
Işık Kumanda : ARKIN ÇAKIR
Suflöz : FİLİZ SOYLUOĞLU
Dekor Sorumlusu : EMRE ÇAMURKARAN
Kostüm Sorumlusu : CEMİL BENZEŞ
Aksesuar Sorumlusu : EMRE ÇAMURKARAN
Peruka : ARZU KEPENEK
Dekor Tasarımı : SERTEL ÇETİNER
Giysi Tasarımı : ÖZGE AKARSU
Işık Tasarımı : ZEYNEL IŞIK
Yönetmen Yardımcısı : Z.A. SİNAN DEMİR
Asistan : ATİLLA TETİK

Oyuncular

Z.A. SİNAN DEMİR
DEMET ORAN




Benim yorumuma gelince, ben oyunu çok beğendim. Özellikle diyaloglar ve analizler çok iyidi. Minimum aksiyon ve maksimum ikili diyalog halinde geçmesine rağmen oldukça sürükleyici idi. İçine alıp, bırakmayan cinsten. Bir de analizler sağlam olunca gerçekten çok doyurucu bir oyun olmuş. Renkli dekoru ve oyuncuların enerjisi de çok iyidi. Özellikle kadın karakterin sarhoş hallerine bayıldım. Oyundan sonra kitabını edinmeyi çok istedim. Hani güzel vakit geçirdiğinizde sadece o hissi hatırlarsınız ama detayları hatırlamazsınız ya, işte ben de oyundan çıktığımda, oyun esnasında "vayy analize bak", "off ne güzel sözdü" dediğim her şeyi unuttum. Aklımda yalnızca bir söz kaldı ; "Biz birbirimizi çok seviyoruz ama sevmesini bilmiyoruz"






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...