28 Şubat 2017

Soğukkanlılıkla


Polisiyinin edebiyatla çakıştığı yer var ya, işte orası tam da bu kitap. Gerçek hayat hikayesi olan bu olay, Truman Capote' un kaleminden öyle nefis anlatılmış ki, olayı, karakterleri, mekanları gözünüzde çok güzel canlandırıyorsunuz. Sonra gerçek kişilerin fotoğraflarına bakıyorsunuz neredeyse hayal ettiğiniz gibi. Sadece somut betimlemeler de değil, psikolojik analizler, araştırmalar, her şey çok derin. Çok severek, hissederek ve sürüklenerek okudum. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. 

Gerçek Dick ve Perry


27 Şubat 2017

Devrim Erbil Sergisi


Hafta sonu havanın güzelliğini de fırsat bilip Tunalı'ya doğru yürüyelim dedik. Tabii her zamanki gibi oraya gitmişken Çağdaş Sanatlar'a da uğradık. Biraz kalabalıktı o gün Çağdaş Sanatlar. Ted Koleji'nin burslu çocuklar için düzenlediği bir kermes vardı. Şöyle bir göz attık kermese ve hemen yukarıya, sergi salonuna çıktık. Ve karşımıza bu muhteşem sergi çıktı. Eserler öyle güzel ki saatlerce karşısında kalıp her ayrıntıyı inceleyebilirsiniz. Emeğine, sabrına ve yaratıcılığına hayran kaldım Devrim Erbil'in. Sadece tuval üzerine de değil, ahşap ve halı üzerine de çok güzel çalışmaları vardı. Bayıldık.
























3 Şubat 2017

Kaotik...!!!!


Geçen hafta çok kaotik bir gün yaşadık iş yerinde. Öyle ki, bunu buraya gecikmeli de olsa not düşmek istedim. İşlerin ters gitmesi, üstüne bir sürü farklı farklı işlerin çıkması, bir de bonus olarak ofisi su basması... Bir noktadan sonra sinirden gülersiniz ya her şeye, işte o ruh haline kavuştuk. İnanılmaz bir gündü. Hala düşününce histerik bir gülme alıyor beni. Özellikle elimde temizlik sopası ile, bir müşteriyi kovalama sahnem (gerçekte olmadı tabii ama komedi film tadında hayalimde kovaladım)... :))

Neyse o günü atlatıp eve gittiğimde, bir duş alıp, bir şeyler atıştırıp TV'ye bile doğru dürüst bakmadan yatağa girdim. Çay ve kitapla durumu nötralize etmeye çalıştım :). Bu da böyle bir anımdır. 


2 Şubat 2017

Nostalji Rüzgarı


Bu hafta sonu benim için resmen nostalji oldu diyebilirim. Öncelikle Sezen Aksu'nun yeni albümü "Biraz Pop Biraz Sezen"' dinledim. Tıpki lise çağlarımda dinlediğim gibi. Sözlerine, enstrümanlarına dikkat ederek. Öyle olunca daha bir kolay oluyor şarkıların yüreğinize dokunması. Albümden de o tadı aldım zaten. Eskinin tadını. Işık Doğudan Yükselir albümü ilk çıktığında bir günde 7 kez dinlediğimi hatırlarım :)) Öyle bir tat bu. En son sanırım Tarkan'ın Ahde Vefa'sını böyle kendimi vererek dinlemiştim. Büyüdükçe insan uzaklaşıyor böyle güzel şeylerin hakkını vermekten. Sonra o dönemden bir el çekip çıkarıyor sizi bu boşluktan. Hoşgeldin eski (umarım) Sezen...



Bir diğer nostaljiyi de teniste yaşadım. Bu sadece tenis severler için değil, tüm spor severler için özel bir hafta sonu idi.  Avusturalya Açık finalinde hem kadınlarda Serena-Venus Williams eşleşmesi, hem de erkeklerde Rafael Nadal - Roger Federer eşleşmesi beni yıllar öncesine götürdü. Bundan 6 yıl önce adam akıllı izlediğim ilk tenis maçı yine Rafael Nadal-Roger Federer karşılaşması idi. Biliyorum böyle 6 yıl  demek çok da nostaljik olmuyor ama bu insanların maximumum da 10 yıl kaldıkları düşünülünce gerçekten şanslıydık bu finali izlemekle. Belki (büyük ihtimalle) bir daha karşı karşıya gelemeyecekler...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...