26 Eylül 2012

Günün rengi, Sarı...

Bugün güzel bir fotoğraf çektim. Bana göre güzel en azından. Bu fotoğraftaki sarı öyle belirgin, öyle hoş göründü ki gözüme, günün rengi yaptım sarıyı.

Renklerin anlamına göre sarı; ışığın, sevincin, üretim ve verimliliğin rengi imiş. İnsana sevinç, coşku ve ilham verirmiş :)

Madem sarı dedik, şimdiye kadar çektiğim fotoğraflardan Instagram' a yüklediklerim içinde, sarısı bol neler varmış bakayım dedim. Bunlar çıktı :)























25 Eylül 2012

Tatil Notları: Huzur


Tatilimin büyük bir kısmı ağaçların içinde geçti. Kendi bahçemiz de dahil, her apartmanın bahçesinde meyve veren ağaçlar mevcut. Çeşit çeşit...


"İşi gücü bırakıp geri mi dönsem acaba" diye geçirdim çok kez içimden. İnsan büyüdükçe böyle şeylerin kıymetini daha çok biliyor. Eskiden aileden uzak, gece barlara akılan, tekno ve lazer ışıkları ile yorulmayı cazip bulan bünyeler, bir yaştan sonra sadece sakinlik istiyor. Sanırım bunu herkes yaşıyor.


Şu an kendimi bir film karakteri gibi hissediyorum. Hani vardı ya, "A Good Year" daki Max karakteri. Onca kapris, ego ve takıntıdan, üzüm bağları sayesinde kurtulan adam. Klişe ama şekilci bir şey değil bu. Huzuru böyle şeylerde bulmayı bizzat tecrübe ettim bu tatilimde. Sakin bir kasaba, güzel bir hava, yeşiller, deniz, nehir, dalında meyveler. Toprağı verimli, suyu bol.





Bir şeyleri üretmek adına yorulmak, en iyi dinlenme şekli olabiliyormuş meğer. Zira 40 kg domates temizliğinden sağ çıktım ve bırakın yorulmayı, geri dönüp kavanozlara baktıkça mutlu bile oluyorum. Bu kış makarna sosu sıkıntısı çekmeyeceğiz ahali...

Sadece bunlar da değil. O kasaba öyle bir şey ki, "sen çalış, ben seni ödüllendiririm" diyor. Hayat sana adeta, "hayat müşterektir" diyor. Sen bir adım at, ben koşarım demediği kaldı bir tek :). "Sen yeter ki bana iyi bak, benim kıymetimi bil,  ben seni mutlu etmesini bilirim" diyor. Ediyor da. Canın isterse durgun bir nehir kenarında çayını içebiliyorsun, canın isterse 10 dk'lık yolla dalgalarda bulabiliyorsun kendini.


Hayata bazen çok yükleniyoruz, ya da kendimize. Bazı şeyler çok basit, bazı şeyler çok önemsiz. Mutluluğu, huzuru doğru şeylerde mi arıyoruz acaba, ararken kendimizden ne kadar kaybediyoruz kimbilir.



Bu yazı biraz daha uzarsa, basacağım istifamı, o olacak. Ama daha değil. Bir adımı atmadan önce, o adımın tadını çıkarmak için geride, kafamızı kurcalayan bir şey bırakmamalıyız. Bazen doğruyu görseniz de yapamazsınız. Bunun biraz cesaretsizlikle, biraz da "doğru zamanlama" ile ilgisi vardır. İçinizde, ara ara varlığını hatırladığınız bir ses, "şimdi değil, henüz değil" der. Evet şu an her şeyi bırakıp gitmeye meyilliyim ama yapacak işlerimiz var henüz. Bekliyorum... En azından neyi beklediğimi bilerek...Sanırım bu tatil, huzuru neyde bulabileceğimi keşfettim... Bakalım hayat bana ne gibi sürprizler hazırladı :)



21 Eylül 2012

Sonbahar...

Severim sonbaharları...

Yazın bunaltan sıcaklarını uğurlarız. Biraz kasvet, romantizm havası kaplar şehri. Geceler uzar. Çok zaman kalır bize. Kendimizi dinler, duygularımızı tartarız. Sevgilimiz yoksa olsun, varsa gelsin isteriz.

Hırka taşıma mevsimidir. Sabah giyer, öğlen çantaya takar, akşam tekrar geçiririz üstümüze. Hafif üşüme hisleri başlar ki, yazdan çıkmış bünyeye ilaç gibidir. Özlemişizdir.

Arka sıralara attığımız, nispeten yavaş, klasik albümler tekrar üste alınır. Yaz gecelerinin tempolu müzikleri daha az dinlenir olur.

Etraf yavaş yavaş kuru yapraklarla dolar. Hafif rüzgarlar başlar. Eteklerimiz, saçlarımız uçuşur. Hava çok iyi değildir ama üşümüyoruzdur. Ne güzel bir lüks bu. Tıpkı yaz yağmurları gibi...

Önce çiçekler yavaş yavaş yapraklarını döker...

Buna yapraklar eşlik eder...

Kazaklar giyilir ve soğuk içecekler yerini sıcaklara bırakır...:)



Severim ben sonbaharları....



18 Eylül 2012

Tatil Notları: Taşlar


Dedim ama size, "dağı taşı çektim" diye. İnanmadınız mı yoksa ? :)


 Güneşlenirken keşfedilen güzellik...


 Deniz kabuğu olmadan, kumsal mı olur...


 Turkish Cast Away...:)


 Taş mağarasının binlerce minik taş ziyaretçisi oluyor ...


 Dalgaların kumlar üzerinde bıraktığı biçare taşlar...


 Seç, beğen, al.

 Denize doğru gel gel...rüzgar esince yel yel...


Favorim :)




17 Eylül 2012

Tatil Notları: Festival



Bahsetmiştim zaten 12. Uluslararası Side Kültür ve Sanat festivali tatilimin en güzel renklerinden birisi idi. Önce Antalya Devlet Senfoni Orkestrası, sonra da Enbe Orkestrası ile çoştuk.

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası' nın konserine bayıldım. Açık söylemem gerekirse klasik müziği çok dinleyen birisi değilim. Değildim en azından. Ancak çok eğlendim bu konserde. Orkestra, konuk sanatçılar ve antik kentin o şahane ortamı ile masal gibi bir geceydi.


Programda Carmen' i görünce pek mutlu oldum.




İkinci konserimiz Enbe Orkestrası' nın Apollo tapınağında verdiği konserdi. Ki kendisi şöyle bir yer olur;

 Apollo Tapınağı ve etrafı Side' nin en sevdiğim yeri...


Bir ortam düşünün, kayalıklar üzerindesiniz. Bir iki metre ilerinizde dalgalar vuruyor kayalara. Diğer yöne birkaç metre uzaklıkta da Enbe döktürüyor. Karanlığa bakıp biralarınızı yudumluyorsunuz. Uzaktaki gemilerin ışıkları yıldızlara karışıyor. Bir muhteşem gece daha...

Konser çıkışı şu manzarayı çekmeden ayrılamadım.
Işıkların suda oluşturduğu yansımayı çok seviyorum.



16 Eylül 2012

Tatil Notları: Merhaba deniz...

Bugün iki haftalık tatilimin son günü. Özetle güzel bir tatil geçirdim. Dolu dolu... Zaten özel bir şey hedeflememiştim. Sahil, dalgalar, aile muhabbetleri, kafa dinlemek, gülmek, eğlenmek. Hepsini de yaptım. Hatta 12. Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali' nin olması tatilimi daha da canlandırdı. Bununla ilgili notları daha sonra paylaşacağım.

Tabii ki bol bol fotoğraf çektim. Dağı, taşı, suyu, toprağı ne varsa payıma düşen...

Zaten daha çok fotoğraf paylaşacağım. Yazılar için zaman var...

Bu postumda uzzzuuuunn zaman sonra denizle ilk buluştuğum günün fotoğrafları var...

Hayatın özeti bu dalgalar. Hayat bundan ibaret. Dalgalanmalardan. Gidip gelmekten.
Çoşup durulmaktan...Ne diyorum ben yaa....Geliyoruuuuummmmm :)


 O kadar çok taş fotoğrafı var ki, bunu ayrı bir post yapacağım. Ama o gün bunu da çektim.
Güneşlenirken tam burnumun dibindeydi.

Ne yüzmek, ne de güneşlenmek saatlerce, en hoşuma gideni gün batımında sahilde yürümek.
Ayak izlerin kumlarda sana eşlik ederken yürümek gibisi yok...

Her kim ki Side' de gün batımı izlememiş ola, vay haline...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...