25 Haziran 2015

Zar Adam...


Ne umdum, ne buldum...

"Empati" ve "Olasılıksız" gibi kitapları seven ben, Zar Adam'ın da böyle bir kitap olduğunu zannedip merak salmıştım. Sonunda okumak nasip oldu ama bu kitap bildiğin psikolojik analiz çıktı. 

Haliyle tahminimden daha uzun sürede bitirdim. Çünkü gerçekten kafayı vererek okumak gerekiyor. Beğendim mi? Beğendim tabii. Oldukça değişik bir dille hazırlanmış başarılı bir roman. Ama aynı zamanda biraz rahatsızlık da duydum. Hani kitabın kapağındaki "hayat değiştirebilir" ifadesi sanırım biraz doğru. Haa ben bu büyüye kapılmayacak kadar mantıklı biriyim ama heyecanı seven insanlar bu kitapla farklı yollara sapabilir :))

Kitap, hayatındaki tüm kararların sorumluluğunu zarlara bırakan bir adamın hikayesini anlatıyor. Psikiyatrist Dr. Luke Rhinehart, evli, iki çocuk babası, başarılı, ancak içten içe boşlukta olan ve depresyonun eşiğine gelmiş birisidir. Bir gün tesadüf eseri can sıkıntısından başlattığı bir oyun, bir kaç yıl içinde onun ve çevresindekilerin tüm hayatını değiştirir. Oyuna göre Luke, her rakama bir seçenek veriyor ve zar atıyor, çıkan sonuca göre kararını veriyor ve bu karar ne kadar zor olursa olsun itaat ediyor. Mesela bir gün işine geri geri yürüyerek, bir gün de emekleyerek gitmek zorunda kalıyor. Sırf  "Zar" dedi diye...

Bir zaman sonra bu öyle bir saplantı olmaya başlıyor ki kararlar yürüme şeklinden çok daha ciddi kararlara devşiriliyor ve bir çok insanın hayatı değişiyor. Zar bir tanrı olarak kabul ediliyor ve zar dini oluşuyor. Tabii ki bunun bir çok inananı oluyor. 

Kitabın arkasında çok güleceksiniz yazılmış ama ben bir satırda bile gülmedim. Çünkü sanırım işin gerçek olma ihtimali beni rahatsız etti. Yani tüm kararların sorumluluğunu zara bırakan bir insan ne kadar komik olabilir ki. Bende uyandırdığı his (kitap boyunca neden böyle yaptığına dair anlattığı o kadar -mantıklı- argümana rağmen) acıma oldu. 

Aşağıda beynimin yandığı bir iki kısmı da paylaşayım tam olsun. 

"... Sana şimdi söyleyeceğim sözde dünyanın en büyük dininin, bilgeliği, hikmeti vardır. Eğer bir insan günahlarından kendi iradesi ile kurtulabilirse, kendi gururunu artırmış olur ki, İncil'e göre bile günahın temel taşıdır bu. İnsan ancak dış güçlerin desteği ile günahlarının üstesinden gelirse kendi önemsizliğini anlayabilir; sadece o zaman gurur bertaraf edilmiş olur. Bir birey olarak iyi şeyler yapmaya gayret ettiğin sürece ya hata yaparsın- ve bunun yanında suç işlersin- ya da gururlanırsın ki bu da kötülüğün temel şeklidir. Suç ya da gurur: Bunlar benliğin hediyeleridir. Tek kurtuluş yolu inanmaktır."

" Benim teorime göre, hepimizde normal kişilik tarafından baskı altında tutulan ve nadiren açığa çıkan azınlık dürtüleri vardır. ....... Azınlık dürtüleri kişiliğin "zencileri" dir. Kişiliğin kuruluşundan beri özgürlüğün tadına varamadılar onlar, hep görünmez adam olarak kaldılar. Bir azınlık dürtüsünün potansiyel tam bir insan olduğunu kabul etmeyiz, ve ona büyük geleneksel kişilikler gibi gelişme fırsatı verilene kadar, içinde yaşadığı kişilik bölünecektir. Zamanla patlamalara ve isyanlara neden olan gerginlikler yaşayacaktır"

Yazar burada diyor ki; bir tarafınız adam öldürmek istiyorsa arada bir o tarafınızı mutlu edin, adam öldürün. :)))  Oldu canım, başka ?

Ayrıca kitabın sonunu hiç beğenmediğimi de dile getirmeliyim. Aceleye getirilmiş gibiydi. O kadar giriş ve gelişme, daha kapsamlı bir sonucu hakediyordu sanırım. Yine de okuduğum en ilginç kitaplardan birisi diyebilirim. Yazım dili büyük ustalık tabii ki, onu da eklemem lazım. 




19 Haziran 2015

Yine Bir Gün Kırlarda...


Sadece 10 dk dışarı çıkıp bu güzelliklerle karşılaşmak ne hoş. Nerde hareket, orda bereket :)








18 Haziran 2015

Uslu Kelebek :))



Normalde kelebek fotoğrafı çekmek için şekilden şekle girer, taklalar atar yine de adam akıllı kareler yakalayamam. Hele kanatlarının tam açık olduğu şekli sanırım şimdiye kadar hiç yakalayamamıştım. Bu sabah servis beklerken çok uslu bir kelebek geldi yanıma. Uzun uzun, rahat rahat fotoğraflarını çektim :))









16 Haziran 2015

Tabiat Tarihi Müzesi



"Ankara'da gezilmedik yer, görülmedik müze kalmasın" sloganı ile hareket ettiğimiz bir mayıs geçirdik demiştim değil mi? (Cümleye bak sen). Bunlardan birisi de MTA içindeki Tabiat Tarihi müzesi idi. Bu gezegeni oluşturan her şeyin (hayvanların, bitkilerin, taşların vs.), milyarlarca yıl öncesinden günümüze nasıl geldiğini özet geçen bir müze Tabiat Tarihi müzesi. İlgilileri için sanırım oldukça geniş bir kaynak. Biz tabii bir çok yeri yüzeysel geçtik. Ama en azından merakımızı gidermiş olduk.

Ayrıca yanlış kapıdan girdiğimiz için bahçesini gezme fırsatı da bulduk. Çiçek gören masum köylü moduna girdim ben yine :))















12 Haziran 2015

Doğanın Çığlığı...


Küresel ısınma yadsınamaz bir gerçek biliyorum. Dünyayı hep birlikte mahvettiğimizi ve tüm dengeleri bozmaya başladığımızı da biliyorum. Ama buna tanık olacağımı, aradaki farkın bu kadar kısa sürede, bu denli gözle görülür olacağını hiç tahmin etmiyordum. Ankara'ya henüz gelmedi yaz (Kesin bilgi yayalım...). Nisan sonu, Mayıs başı gibi gördüğümüz "Kırk İkindi" yağışları şu an olmakta. Sıcaklık ise akşamları üşüten cinsten. Son iki haftadır güneşe hasretiz. Haziran böyle geçecek gibi...


Buna rağmen doğa nasıl da mücadele ediyor. Evimin hemen çıkışında merdivenlerde gördüğüm bu çiçek isyanı ne de güzel anlatıyor. "Toprak bulamazsam, betonda da açarım"... 





10 Haziran 2015

Koptu Geliyor...


Geçtiğimiz ay aslında bir sürü şey yaptım. At yarışı izlemek, hentbol maçına gitmek, Tabiat Tarihi müzesini gezmek gibi. Ama bir türlü fırsat bulup da buraya yazamadım. At yarışı ile başlayayım...

Aslında arada bir eğlencesine babamla yaptığımız kuponlar hariç pek at yarışı meraklısı değildim. Yine de o hipodrom havasını merak ediyordum. Bir kaç hafta önce gittik. Ve çok sevdim. Babam gelince onunla gidip şöyle güzel bir kupon yapmak şart oldu. 

Merak ettiğim bir sürü şey vardı hipodromla ilgili. Mesela kadınların ilgisi. Oldukça şaşırdım. Kadın erkek, çoluk çocuk çok coşkulu bir kalabalık vardı. Özellikle son düzlükte insanların heyecanını görmek acayip eğlenceli idi. Futbol maçındaki tezahüratlar az kalır yanında. Sevinç ve hayal kırıklığını aynı anda yaşayan bir sürü yüz gördüm. Tahmin ettiğimden çok daha heyecanlıydı. Üstelik biz öylesine eğlencesine yaptığımız kuponla ilk ayaktan yatmıştık :)))

Tabii bu işe ömrünü vermiş, bağımlısı olmuş, belli ki bu uğurda çok şey kaybetmiş, çökmüş, gömleği tükenmez kalem lekeleri ile dolu insanlar da vardı. Sanırım bir şeye asla bağımlı olmamak gerekiyor. Eğlence için yapıp, seni ele geçirmeye başladığını hissettiğin an uzaklaşmak gerekiyor. 

Hipodroma gitmek benim için çok farklı ve güzel bir tecrübe oldu. Ahh bir de ulaşımı kolay olsaydı...

Yarışlardan yaklaşık yarım saat önce atlar bir nevi görücüye çıkıyor. Burada yazdığınız atın durumuna bakabiliyorsunuz. Ben tabii ki bu tecrübesiz halimle sadece atların rengi, tüylerinin güzelliği ya da yelelerinin örgüsüne göre karar verdim. :))


Biz ulaşım nedeni ile erken gittik henüz dolmamıştı tribün. 
Yaklaşık bir saat içinde burada oturacak yer kalmayacak.




9 Haziran 2015

Kod Adı Merkür...


Aslında akvaryum almak, balık beslemek gibi bir düşüncem yoktu. Ama "Tanked" bunu aklıma soktu. Animal Planet' in en sevdiğim programı. O kadar güzel akvaryumlar, o kadar güzel balıklar gördüm ki sonunda ben de istiyorum dedim :)) Tabii onlarınki gibi devasa değil ama bir gün evimin bir köşesine bir denizanası ya da deniz atı akvaryumu yapmak istiyorum. Merkür'le ufak bir başlangıç yaptık :))







3 Haziran 2015

Sokak Fotoğrafçılığı


İnstagram hesabını takip ettiğim ve özellikle portre çalışmalarını çok beğendiğim Mustafa Seven' in bu kitabı sürpriz bir şekilde karşıma çıktı :)

Okuması kolay, ne fazla teknikle sizi sıkıyor, ne de geçiştiriyor. Kararında, yormadan, samimi tavsiyelerde bulunuyor. Benim gibi ilgili iseniz kütüphanenizde mutlaka bulunmalı.







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...