29 Kasım 2013

Hoşgeldin :))


Bu sabah orkidemi açmış buldum. Üç yıl aradan sonra... Hoşgeldin :) 
Bugün beni çok mutlu ettin.. :) Öyle ki Facebook, Instagram...Her yer orkide, her yer güzellik :)) 




27 Kasım 2013

Nereye?



Bir avuç mültecinin misafiri olduk dün gece. O daracık tırın arkasında, kutular arasında, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman neşeli, bilinmeze giden yolculuklarına eşlik ettik... Kimi zaman gülerek, kimi zaman ağlayarak... Hepsinin bir derdi, kaçtığı bir şey, gitmek istediği bir yer, olmak istediği kişiler vardı... Birbirlerinin acılarını, geleneklerini, huylarını hatta dillerini bilmeyen kişiler. Kimi töreden kaçıyordu, kimi savaştan, kimi de tefecilerden...Biz de onların bu yolculuğuna katıldık. Ne olduklarını, ne olmak istediklerini ve ne olacaklarını gördük. 

Nereye, sanırım benim şimdiye kadar en çok reaksiyon verdiğim oyun oldu. Zengin diyaloglara eşlik eden mimikler ile, özellikle komedi kısımlarında ciddi ciddi kahkahalar attım. Ama öyle bir komediydi ki bu, gülelim ağlanacak halimize modunda, kahkahalarımız yüksek ama yüreğimiz buruk. Çünkü hepsinin bize hissettirdiği şey çok netti. Dram.




Ama oyunun kurgusu o kadar iyidi ki, böylesi bir konuyu ağır dram sahneleri ile, uzun tiradlarla seyirciye sıkmadan vermek çok zordu. Onlar da kabaca ifade edersek, işi gırgıra vurmuşlardı. Gerçekliğinden hiç bir şey kaybetmeden... Töreye, mezhep farklılıklarına, savaşa, ekonomiye, insana verilen değere, öyle güzel dokundurdular ki..

Özellikle Bülent Çiftçi inanılmazdı. Şevki Çepa sesi ile büyüledi bizi. Hacı rolündeki Cebrail Esen ise o ses tonunu, o sükunetini tüm oyun boyunca çok güzel kullandı.

Belki dev bir prodüksiyon değildi, inanılmaz dekor oyunları ya da kalabalık bir ekibi yoktu ama gerçekten nefis bir oyundu, tavsiye ederim. 


25 Kasım 2013

TemizZzlik...


Bu hafta sonumu tamamiyle kendime ayırdım. Uzun zamandır evimle ilgilenmiyordum. Şöyle detaylı bir temizlik yapayım dedim. Her odada, çekmece raf vs. detaylı uğraşınca tüm günümü aldı temizlik ve kesinlikle yukarıdaki kadar eğlenceli değildi. 

Hayır, henüz topuklu ayakkabılarla banyo temizleyemiyorum. 
Henüz topuklu ayakkabılarla işte bir günümü bile zor geçiyorum... :) 

Tanrımm, bu kadınlar bunu nasıl yapıyor... :)

 Böyle olsun isterdim tabii ki....

Ama böyleydim...

 Pekala itiraf ediyorum, bir ara kulaklığı takıp dans etmiş olabilirim... :) 
Ama gerçekten kısa sürdü.....

Neyse ki çamaşır makinem var...

Ama işte o tüylerden bende yoktu... :( 

Sonrası mı?... Tüm pazar süren yorgunluk... Öyle ki bütün günümü tv karşısında film izleyerek geçirdim.  Bu da iyi oldu tabii bir yandan. Birikmiş filmlerimi temizledim birazcık :)


Yine de mutluyum. İnsan bir işi erteleyince gerçekten mutsuz oluyor. Üç haftadır bir şekilde erteliyordum bu temizliği (Düşünün bak, sadece erteleme süresi üç hafta ise, ev ne zamandır temizlenmiyor...). Haftanın ilk iş günü ve hala hafif yorgunluğunu hissediyorum :)




20 Kasım 2013

Çocuk Hakları...


Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Biz onların en neşeli anlarına şahit olup da "ne güzel ya keşke çocuk olsam" diyoruz. Ya da iş güç bizi yorduğu zaman "şimdi çocuk olmak vardı, hayat onlara güzel" diyoruz. Hayat gerçekten onlara güzel mi? Kimi zaman dertlerini anlatacak kelimeleri bulamazken, kimi zaman dertlerini anlatacak gücü bulamazken, kimi zaman dertlerini algılayacak bir bilinci bile bulamazken...

Dün yaptığımız gezi sırasında bir okulun duvarında gördüğüm çizimler çok hoşuma gitti ve fotoğraflarını çektim. Güzel sanatlardan gelip çizmişler, çocuklar için. Dilerim büyükler hep çocukların hoşuna gidecek şeyleri yaparlar, onların sesi olurlar...




19 Kasım 2013

Ufak Bir Kaçamak...


Bazen şikayet ediyorum, dağ başında çalışıyorum,  yakında market yok, banka yok, ulaşım zor vs. vs. Ama burada çalışmanın aslında çok çok güzel bir tarafı var...Sadece üç dakika yürüme mesafesi ile bir cennete gidebiliyorsunuz... Bugün yemek sonrası ufak bir kaçamak yaptık... Ağaçlar, yapraklar, ağaç gövdesinin arasından sızan güneş ışıkları... Her şey öylesine güzeldi ki... Her kareyi saklamak istedim :)


Tabii ki de önümüze sayısız yaprak çıktı. Hangisini çekeceğimizi şaşırdık. 
Her biri birbirine benziyor, ama her biri bir o kadar farklı diğerinden, 
çekebildiğimizi çektik, aklımız çekemediğimizde kaldı.



Pekala itiraf ediyorum ki aslında amacımız bu kuş evlerinin fotoğrafını çekmekti. Yani derinliklerde bizi çok güzel şeylerin karşılayacağına emindik ama nedense harekete geçme nedenimiz bu kuş evleri oldu. Servisle her önünden geçişimizde bunları çekmeliyiz diye düşünürdük. Bu kez harekete geçtik ama iş sadece kuş evleri ile kalmadı tabii... Önümüze çıkan her bitki, ağaç ve yaprak da payına düşeni aldı...

Yaprakları kalp şeklinde olan bir ağaç var ki, en çok zamanı onun önünde harcadık... 
Fonda gökyüzü olunca böyle şeyler çok çok daha güzel oluyor... 

Bu nedir hiç bir fikrim yok... :) 

Nasıl da canlı, nasıl da hayat dolu...



 
İşte benim en çok sevdiğim görüntü; ağaç gövdelerinin arkasından vuran güneş ışıkları, gövdelerin gölgelerini önüme seriyor... Bayılıyorum bu görüntüye...



Terkedilmiş bir çocuk parkını da gezdik. Yine servisle geçerken gördüğüm ve 
"bunların da fotoğrafını çekmek istiyorum" dediğim şeylerdi hepsi.

Cennetin tavanı çok yüksek... :)

Belli ki burası bir kutlamaya tanık olmuş. Kim bilir kimlerin ne çeşit,
ne güzel duygularına şahit oldu bu yapraklar ?


S ve Y ' nin aşkına da şahit olduk...


  

 
 
"Diğer kuş evi yüksekte mi kaldı? Belki bu işinizi görür " der gibi, dönüş yolunda, boy seviyemizde bir kuş evi daha gördük. Belki de alçaktan uçmayı seven kuşlar içindi... :)




18 Kasım 2013

Nayino


Hafta sonu karadeniz müzikleri yapan bir bara gittik. Tulum, kemençe, karadeniz insanının coşkusu, çok güzel vakit geçirdim. Karadeniz'i görmeyi çok istiyorum. O doğayı, o insanları... O gece gittik gittik geldik Karadeniz'e. Çok güzel türküler dinledik ama bir tanesi fena dilime dolandı... :)





14 Kasım 2013

Lilac Wine


Şu sonbahar sabahına yakışacak, sakin, durgun.... Sabah sabah dinlemem gerekiyormuş demek ki.... :) Aynı şarkının Nina Simone versiyonu da mükemmel bir alternatif ancak Jeff Buckley' de başka bir tat var. Ayrıca zamanında bu fotoğrafa bakın hangi şarkıyı uygun bulmuşum :) ...Değişken ruh halleri işte...İyi ki de değişken...




13 Kasım 2013

Kösem Sultan


Dün akşamki tiyatro keyfimizin konuğu Kösem Sultan'dı. Bu yılki oyunlar içinde en büyük prodüksiyonlardan birisi Kösem Sultan. Kalabalık kadrosu, kostüm ve aksesuar çeşitliliği ile sahneyi oldukça dolduruyorlardı. O kadar kalabalıktı ki, sonunda alkışlarken inanın yorulduk. Daha aslar gelmemişti bile :)

Aslar demişken, çok as var bu oyunda. Dedim ya kadrosu çok zengin. Şuradan da bakacağınız üzere çoğu da tanınmış isimler. Fosforlu Cevriye oyununda hissettiğim ihtişamı burada da hissettim. Hem tanıdık yüzleri, hem renkli, cıvıl cıvıl kostümleri ile tam bir şölen. 

Tabii cıvıl cıvıl dediysek aslında oyunun çoğu uzun diyaloglardan oluşuyor. Eee tarihin önemli bir kısmını anlatıyorlar sonuçta. Gayet ağır ve ciddi bir oyun. Saray içi entrikalar, saltanat hırsları, devlet yönetme stratejileri, dalkavukluklar... Ne ararsanız var. Süresi oldukça uzun, haliyle bir çok olayı atlamamış, detaylara kadar inmişler. Ama bu kadar uzun ve ciddi bir konuda bile izleyiciyi sıkmamayı başarıyorlar. Bunu da halktan insanların tiplemeleri ile başarıyorlar. Saraydaki ciddi olayların halka yansımasını eğlenceli bir şekilde izlerken nefes alıyorsunuz. Bu arada arkada diğer dekor için geçiş hazırlıkları oluyor. Yani bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlar. Hem sizi sıkmamak için eğlenceli bir ara, hem de dekor değişimi için fırsat. Özellikle ilk yarısı daha ağır, daha bir olayların alt yapısını oluşturan, çoğunlukla diyalogla geçtiği için bu aralara ciddi ciddi ihtiyaç duyuyorsunuz. Ama ikinci yarıda hareket ve olaylar daha hızlı anlatılıyor. Eğlencesi de dramı da daha yüksek bir ikinci yarı bekliyor sizi.




Oyunun bir iki olumsuz yönü de yok değil aslında. Öncelikle kostümler. Özellikle Kösem Sultan' ın kostümlerini hiç ama hiç beğenmedim. Turhan Sultan' ın kostümleri bir nebze daha iyidi. Ama en iyisi bence dansçı kızların kostümleri idi. Böyle de bir çelişki vardı oyunda. 

Ayrıca ses konusunda sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Biz en önde oturmamıza rağmen bazı düşük konuşmaları duymakta zorlandık. Arka sıradakiler çok büyük ihtimalle kaçırdı. Sesini en iyi daha doğrusu en güçlü kullanan Şeyhülislam Bahai Efendi rolünde Mehmet Gürkan, salondan en iyi tepkiyi alan isimdi. Bunun sadece tiradının içeriği ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. 



Turhan Sultan Rolündeki Elvin Beşikçioğlu da sesini en iyi kullananlardandı. Özellikle mimikleri harika idi. Onu izlemek büyük zevk. Kösem Sultan'ı canlandıran Özlem Ersönmez çok iyi oynadı ancak dediğim gibi bazı diyaloglarını kaçırmış olabilir arkadakiler. Ayrıca bir şeyi daha söylemeden edemeyeceğim ki, bu Kösem Sultan bana çok da saray kadını gibi gelmedi. Hali, tavrı biraz "kaba" idi. Tamam zaten Kösem Sultan' ın kötü bir karakter olduğunu biliyoruz. Daha doğrusu şartlar dahilinde hayatta kalmaya çalışan birisi. Ama bu oyunda oluşturulan Kösem Sultan, haliyle, tavırları ile, kostümü taşıması ile biraz kaba geldi bana . Bir saray kadını zerafeti yoktu. Bu tercih edilmiş olabilir, bilemiyorum. 

Yine de bunun gibi dezavantajlar (ya da benim hoşuma gitmeyen noktalar) oyunun büyüklüğüne kesinlikle gölge düşürmüyor. Gidin görün derim...

Tarihe geçmiş hali ile Haseki Mâh-Peyker Kösem Valide Sultan

Not: Oyuna ait fotoğraflar, Devlet Tiyatroları Resmi sitesinden alınmıştır. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...