26 Eylül 2014

Akdeniz, Karadeniz...


Karadeniz tatilimden döneli iki hafta bile olmadı ama ben yeniden tatile çıkıyorum. Bu kez hedef Akdeniz...tam yol ileri :)))

Gitmeden önce Karadeniz'den kalan son notlarımı da düşmek istiyorum buraya... Öncelikle yukarıda gördüğünüz fotoğraf kaldığım köy evinin manzarası. Evet her sabah böyle güzelliklerle çevrili bir güne uyandım. Her gün bayılarak yedim muhlamaları, bıldırcın kaplamaları, tazelikten kabuğu soyulamayan yumurtaları. Arılarla kahvaltı yaptım her sabah... Çay toplayanları izledim, çay topladım :) 



Evin 300 mt aşağısındaki dereye düştü bir gün yolumuz. Eskiden etrafındaki duvarlar yokmuş. Tabii yağmurlar ve seller etrafındaki ekinlere zarar verince duvar örmüşler. Korktuk önce dereye inemeyeceğiz diye ama onun da yolunu bulduk. Ayaklarımızı buz gibi sulara soktuk.


Karadeniz denince akla gelen ilk şeylerden birisi de yağmur. Bizi hemen hemen her gün ziyaret etti. Ama bunaltmadan. Yağıyor sonra güneş açıyordu. Her halini gördüm yani Karadeniz'in. Sadece çay değil tabii ki, orada her bahçede meyve ağaçları ve bostanlar var. Herkes kendince ekip biçiyor. Bir de kivi... Hemen hemen her evin önü kivi dolu. 


Evveeettt, Karadeniz hatıralarını bitirirken, yeni hatıralar oluşturmak üzere ... Bana müsade.... :)




19 Eylül 2014

Karadeniz'den Notlar : Çinçiva, Zil Kale ve Çermeşk Yaylası


Karadeniz'deki en güzel gezimizi bundan tam 7 gün önce yaptık :) Düştük yollara... İstikamet Çermeşk yaylası idi ama yolumuzda Çinçiva ve Zil Kale vardı ve hepsine uğradık. Bol bol fotoğraf çektim tabii ki. Yine de bazen fotoğraflar işe yaramıyor. Gördüğünüzü tarif edemiyorsunuz. Nefis manzaralardı...


Çinçiva, özellikle "Sevdaluk" dizisi ile adını duyurmuş. İki yeşil dağ arasından akan Fırtına deresi ve o derenin yamacına kurulmuş bir kafeden çay içmek :) 


Zil Kale benim şimdiye kadar gördüğüm en ilginç kale sanırım. İnşa edildiği yer ilginç evet ama ülkemizde böyle yerlerde çok kale var. İlginç olan mimarisi. Şurada biraz bilgi var.  

"Rize İli, Çamlıhemşin ilçesinde bulunan bölgenin en dikkate değer eserlerinden biridir. İlçe merkezinin 15 km güneyinde Fırtına Deresinin batı yamaçları üzerinde kurulmuştur. Kalenin, üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütlesi, denizden 750, dere yatağından ise yaklaşık 100 m yüksektedir. Kale, dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelmektedir. 

Dış kalenin kapısına kuzey batı yönündeki patika bir yolla ulaşılır. Kuzeydeki kapının söve taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır ve ikinci bir kapı ile kale içerisine girilir. Orta kale içerisinde üç önemli yapı bulunmaktadır. Bunlar; muhafız binası, şapel ve baş kuledir. Kulenin dört katlı olduğu, duvarlardaki hatıl izleri ve kiriş deliklerinden anlaşılmaktadır. İçerisinde ince bir bölüntü duvarı ve dolgu toprak vardır. Duvarlar üzerinde doğu yönünde kemerli pencereler, diğer taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır. 

Kulenin üstünün dendanlı bir teras şeklinde olduğu belirlenmiştir. Duvarlar içerisinde dikey uzanan boru yuvaları, belki de kapanmış sarnıçlara su akıtıyordu.

Kalenin yapılış tarihini belirtecek kesin veriler olmamakla birlikte 14. ve 15. yüzyıllara tarihlendirilmektedir."



Kaleden sonra yaylaya çıkmaya devam ettik. Yollar tabii ki de düzgün değildi ama ilk yayla yolculuğumuz kadar korkunç da değildi :) Yolda sürekli fotoğraf çekmek için durduk. 



Doğa falan güzel şeyler tabii ama zorlukları da var. Orada en büyük tehlike ayı. O nedenle arıcılıkla ilgilenenler kovanlarını ayıların ulaşamayacağı yerlere koyuyorlar. Şekil 1 A da yukarıda kovanları görüyorsunuz :)



Arkadaşım bu ikiliye "Temel ile Fadime" adını verdi. Bu korkuluklar büyük bir özenle yapılmış. Bir çok ayrıntısı var. Temel'in cebine sigara paketi bile koymuşlar. İşin garip tarafı bu korkuluk bizi ıssız bir yolda karşılıyor ve etrafta ekin, tarla, bostan vs. de yok. Birisi yoldan geçenleri eğlendirmek için yapmış gibi :)


Veee tabii ki yayla zamanı. Çermeşk yaylası muhteşem bir yer. Kocaman dağlar arasında üç köyden oluşan bir yerleşim yeri var. Genel adına Sıraköy deniyor. Kendileri içlerinde Yukarıköy, Ortaköy ve Aşağıköy olarak ayırmışlar. Biz Ortaköy'de 100 yıllık bir eve konuk olduk. Orada yediğim kurabiyenin tadını da unutmayacağım :) 



 







17 Eylül 2014

Karadeniz'den Notlar : Huser Yaylası'nın yolları taştan...


Geçen hafta Karadeniz'deydim. Bir hafta boyunca, çaya, doğaya, yağmura ve muhlamaya doydum geldim. Hepsi çok uzun olacağından postlarımı parçalara ayırdım. Bugün size Huser Yaylası maceramızdan bahsediyorum...

Cumartesi akşamı Rize'ye vardık. Arkadaşımın Pazar'da köyde evleri var. Direkt Sahilköy'e geçtik. Hem karanlık, hem yorgunluk derken içinde bulunduğum doğayı anlayamadım ilk günden. 

Ertesi gün için arkadaşlar bir tur ayarlamışlardı bile ve Huser Yaylasına çıkacaktık. Pazar sabahı erkenden düştük yollara. Yaklaşık 40 kişilik turumuz için üç minubüs ayarlanmıştı. Ayder Yaylası'na kadar her şey yolunda idi. Doğa güzel, yollar rahat, şarkılar söyleyerek ilerledik araçlarla. Derken daha dar ve şekilsiz yollara girdik ama yine sorun yapmadık. Zira her tarafımız doğal kaynak suları, şelaleler, dereler ve çamlardan oluşuyor. Ama biraz ilerleyip de Huser Tepesi'ne doğru yola çıktığımızda nabzımız biraz yükselmeye başladı.  Artık ıssız tepeler, uçurum kenarı virajları ve tozlu yollar vardı önümüzde. İçimden bir an "beni bu araçtan indirin, yürüyerek gitmeye razıyım " dedim. Neyse ki sonunda durduk ve yürümeye başladık. Plan şuydu: Ayder yaylasının çok daha yükseğinde olan Huser Yaylasının biraz alt kısmına çıkacağız, oradan da Ayder'e yürüyerek ineceğiz. Bu benim katıldığım ilk doğa yürüyüşü idi. Heyecanım güzel manzara ile birleşince oldukça eğlenceli bir zaman geçirdim. 

Şimdi fotoğraflar paylaşacağım ve altına hatırladığım kadarı ile notlar yazacağım. Ancak yürüyüşümüzün gerilimli kısmını da anlatmam gerek. Bu yürüyüş çok eğlenceli ve manzara olarak inanılmaz doyurucu idi ancak parkur'un iki noktası bizce çok zordu. Zorlukla geçtik, aşağısı uçurum, bir adım genişliğinde kayan toz bir patikadan. Ciddi anlamda gerilmiştik. Hatta içimden "asfaltı görünce öpeceğim" bile dedim. :))))

Sonunda indik Ayder Yaylası'na ve çay keyfi yaptık. Ayder yaylası zaten çok bilindik bir yer. Çok sayıda otel ve bina var. Ama yukarıdaki yaylaları görünce Ayder, yayladan çok bahçe gibi kalıyor. Gerçek yaylalar için çok çok yukarılara çıkmanız gerekiyor :))

 Huser Tepesinde karşımıza çıkan bir ev. Mavi, yeşil ve kahverenginin güzel uyumu...


 Geçtim, geçtim, bulutların arasından geçtim...


 İnadına yaşamak....


 Aslında bu açıdan belli olmuyor ama (yazar burada kendisini eleştiriyor), arkadaki grilikler bulut..


 Bir kaç evden oluşan bu medeniyette, her şey doğal...


Yol boyunca yaban mersini de toplamaya çalıştık. Reçel yapmak için. 
Lazca bir ismi daha vardı ama unuttum... :(

 Manzaraya bakar mısınız yaaa, Ben bakmalara doyamadım...


 Bu ev ve yanındaki ağaç o kadar hoşuma gitti ki, sürekli fotoğrafını çektim. 


 Ayder'e inince güzel bir şelale sizi bekliyor...

 Bir başka yamaç evi. Özgürlük kokuyor buram buram...


 Yeşil dağlar...


 Ağaçların da üstündeki dağlar...

Bir başka açıdan benim sevdiğim ev. O ağaç o kadar farklıydı ki...


Aslında daha onlarca fotoğraf var Huser Yaylası'na ait. Ama seçmek zorunda kaldım ve çok zorlandım seçerken de.  Bir sonraki postta başka bir Karadeniz maceramı anlatmak üzere, şimdilik hoşçakalın. 



5 Eylül 2014

Bana Müsade...


Bir haftalık bir tatil yapıp geleceğim :)) Karadenizin yeşilinde, tarlada ırgat olarak çalışmak gibi hayallerim var. Bakalım, hayırlısı :))



1 Eylül 2014

İyi ki Doğdum :)


Bu doğum günümde de arkadaşlarım ve ailem beni çok çok mutlu etti. İlk sürpriz İzmir'deki arkadaşımdan geldi. Benim çektiğim bir fotoğrafı kanvas saat yapmış :))) Çok da güzel olmuş. 


Ardından arkadaşlarım bana sürpriz parti yaptılar. Sadece kız kıza kokteyl denemek için Flat'e gidiyoruz sanmıştım ama erkek tayfası da elinde pasta ile çıkageldi. Çok çok mutlu oldum. Çok eğlenceli bir gece geçirdik. Kızların beni pastayı görmemem için inatla ters tarafa oturtmaya çalışması mı dersin, hafiften kafayı bulmuş garsonumuz mu dersin, fotoğraflar olmadı diye defalarca mumları üflememi mi dersin, pastanın üzerindeki "can dostumuz" yazısını mı:))))  Mutlu olduğum anlar sepetine bir sürü anı attım o gece. Kızların bana aldığı dehşet topuklu ayakkabıları söylemiyorum bile. Ve evet giyeceğim.... :))))

Hazır Flat'ten konu açılmışken. İki yeni kokteyl denedik. Birisi Cosmopolitan ki kendisinin öksürük şurubundan pek bir farkı yok :))) Diğeri de Pink Cadillac. O da nispeten hafif, alkollü milk shake tarzında bir kokteyl. Bana fazla tatsız geldi . Bir Suka değil nihayetinde :)))


Ertesi gün de hediyelerim gelmeye devam etti ve yüzümdeki gülümseme bir an bile gitmedi. Sinema tutkumu bilen bir arkadaşım bana klaket almıştı. Taaaam benlik bir hediye. Hep yönetmen olacağımı hayal ederdim. Şimdi klaket ile ilk adımı attık. Önce yönetmen sandalyesi ardından da kamera, tamamdır bu iş :)))


Bir başka güzellik de momijimmmm. Artık benim de bir momijim var... Hem de Beşiktaşlı :)))


Cumartesi sabahına da akrostişli bir şiir ile uyandım. Sevgili abicim işin içine espri de katarak uzun bir şiir yazmıştı bana :) 3,5 yaşındaki yeğenim de telefonda yaşımı öğrenince "ooooooo" diyerek günün en komik anını yaşattı bize. Ailemden, telefonda da olsa iyi ki doğdun şarkısını dinlemek çok güzeldi.



Son olarak uzun zamandır Ankara'da  olmama rağmen Cumartesi ilk kez Papazın Bağı'na gittim. Gizli bahçenin serin havasında semaver keyfi yaptık. 

Her şey ve her an öyle güzeldi ki, sevdiğimi ve sevildiğimi hissettim fazlaca. Hepsine sonsuz teşekkürlerimle... :)))




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...