27 Haziran 2012

PicSpeed' den seçmeler: Taşlar...

Size şurada bahsetmiştim bu uygulamadan. Geçen gün yine gezerken, taşlarla ilgili üç güzel  masaüstü buldum :) Şöyle ki;









23 Haziran 2012

Bir ömür boyu...



Bu resmi çok seviyorum. Yani çizen öyle güzel çizmiş ki, karakterlerin mutluluğu size de yansıyor anında. İçim huzur doluyor, bakarken mutlu oluyorum. Yüzüme hafif bir tebessüm konuyor birden bire. Yakışıklıymış, güzelmiş, zayıfmış, zenginmiş, bla, bla, bla, yaşanmadan bilinmez tabi ki ama mutluluk, şu yaşa geldiğinde böylesi huzurla sarılacağın bir insanı bulmak sanırım. O insanla büyümek, gelişmek, zorluğa katlanmak ve bedelini bu huzurla almak.

Üniversitede, son sınıfta özel öğrenci konumunda bir ders almıştım. Manyak bir hocamız vardı. Öyle böyle değil ama cidden manyak. Dersleri odasında veriyordu. Biz, kızlı erkekli 8 saf genç, bilgi açı, hocaya hayran tipik ergenler, hocanın gelmesini beklerdik odasının önünde, zira derslere iki saat geç gelir, bizi normalden 5 saat geç bırakabilirdi. Sistemle bir sorunu vardı. Daha doğrusu O'na dayatılan sistemle bir sorunu vardı yoksa kendisi gayet sistemli birisi idi. Odasındaki kahve makinası hizmetimizdeydi, isteyen sigara içebilirdi vs. vs. Tahammül edemediği tek şey tembellikti. Kişinin potansiyelini gördü mü bırakmaz, kişi kendini bırakacak olsa fena fırçalardı.

Bilgiyi vermeyi çok seviyordu. Bize "en kötü bencillik bilgi bencilliğidir" derdi. Anlatmaktan zevk alırdı yeter ki sorun. İnanılmaz zorladığı zamanlar olmuştur bizi. Aralıksız 5 saat genetik, genler, kimyasallarla kafayı bozduğumuz olurdu. Baktı ki, kafalardan buhar çıkıyor, kitapları kapatır güncel olaylardan bahsederdi. Spordan, magazinden, pop şarkıların içeriğinden, kitaplardan vs. vs. Böyle zamanlarda gözlüğü önüne düşmüş huysuz ihtiyarlar gibi söylendiği de olurdu. Şimdi ben bunları neden anlatıyorum? "Çok çalışın, kariyer yapın, master yapın" diye diye kafamızı şişiren bu adam bir nokta geldi mi, yüzüne hafif bir tebessüm kondurur, "bunları yapın ama, bunları yaparken yanınızda mutlaka huzur bulduğunuz bir insan olsun. Çünkü hayat için bunlar fonda geçer, asıl önemli olan sizin için "O" olanı bulmaktır. Sakın kitaplarla boğmayın kendinizi" derdi. Biz "bu ne yaman çelişki hocam" bakışları atınca da, "insanoğlunun potansiyeli çok fazla, ikisini de yapabilirsiniz, bahane yok" derdi fırçalarcasına.

İşte "doğru insan" kavramı her zaman bana iki şeyi hatırlatır. Birincisi, bu resmi. İkincisi de hocamı. Ha gönül istiyor tabi, bu kavramın bana hatırlattığı üçüncü bir şey olsun :)



21 Haziran 2012

Orkide' nin dramı...


Geçtiğimiz sene ofisimize orkide almıştık. Ortama inanılmaz bir güzellik kattı. Gün be gün çiçek açtı vs. Bu arada biz orkideyi nasıl sulayacağımıza karar veremedik bir türlü. Önce köküne kadar su dolu kapta dursun dedik. Sonra bazı uzmanlar bol suyun iyi geldiğini söyledi. Geldi de. Ama en son yurt dışından getirdiğimiz uzmanlar, direkt su vermek yerine üzerine sprey ile sıkmanın ve tüm gövdeyi nemli tutmanın daha iyi olduğu konusunda uzlaştılar. Zira mevsimi geçince çiçeklerini dökmüştü ve bir daha toparlanamamıştı. Biz de çiçeklerin sulandığı şu sprey şişelerden alalım da orkidemizi kurtaralım dedik.

Bu tabi ki de soda şişesi sanatsal çalışmam değil bildiğin sprey şişemiz.

Tüm bunlar üç hafta önce oldu. Ve biz canımız orkidemize spreyi anca bu hafta başı alabildik. Tam iki hafta bizi sabırla bekledi, gıkını çıkarmadı ama biz de boş durmadık, uğraştık valla. Ne bulunmaz şeymiş bu spreyler. Hatta Kızılay' da bir çiçekçinin, "Yok abla onlardan burda bulumaz ama uğraşma sen, ben pet şişenin kapağını deldim iğne ile, öyle suluyorum çiçekleri" demişliği bile var. Öyle yapı marketlere de yolumuz düşemedi ki alalım. Envai çeşit vardır oralarda ama işte genelde böyle yerler merkezi yerde değil. Biz de dağ başında çalışıyoruz, e bir de taşınma derken bakamadık.

Ve bir gün hiç ummadığım bir anda karşıma çıkıverdi bu şişe. Gerçekten evreni kendi haline bırakmak en iyisi imiş. Aramayı durdurduğunuzda karşınıza çıkıveriyor birden.

Neyse artık bir şişemiz var ve orkidemizin yaprakları da, dalları da nemli :) Biz koşulları hazırladık. Ortam müsait, zemin güzel. iyi olan kazansın...


 




19 Haziran 2012

Işık...

Ofiste canım sıkılmaya görsün, neyi çeksem napsam diye dolanıyorum. Neyse ki o gün güneş yardım etti bana :)

Malzemelerimiz;
Bir adet cep telefonu
Bir şişe "Ultra Pure Water"
Bir tutam güneş...









Bitmez sanmıştım bitti...

Başlıkta beklentiyi çeşitlendirme çabalarım devam etmekte. Ne sandınız acaba bu başlığı görünce :) demem o ki biten şey koliler. Evet bu cumartesi itibari ile son kolimizi de açtık. Hatta Cumartesi resmen hırs yaptım, "bu iş ya bitecek ya bitecek", dedim, bitti. Tam birinci haftasında taşınmam tamamlandı. Geçen hafta Cumartesi ev iğrenç bir halde iken bitmez sanmıştım, "nasıl bitecek" demiştim ama bitiyor işte. Bitti :) Biz de pazar günü kendimizi dışarı atıp gezdik ailecek. Hatta annem yeşil hediyeler ile kutladı yerleşmemizi :)

Fesleğenimiz mutfağımızdaki yerini aldı :)




14 Haziran 2012

Mini Piknik...

Bazen insan gözünün önündekini görmüyor, bazen de görüyor önemsemiyor, bazen görüyor, önemsiyor ama hiçbir şey yapmıyor. İşte bizim dibimizdeki bu piknik alanına üç yıldır gitmeyişimizin nedeni bu seçeneklerden birisine dayanıyor. Aslında biliyorduk orada böylesi güzel, içaçıcı bir yer olduğunu ama bir türlü gitmeye yeltenmiyorduk. Dün yemeklerimizi alıp mini piknik yaptık burada. Balkan müziği eşliğinde hem de :)

Sıkıcı ve sıcak bir iş gününde yapılacak en iyi şeymiş yeşil bir alana kaçmak, bir saatliğine de olsa. Meğer mutluluk, huzur ya da iyi bir şeyler yakınımızda olabiliyormuş. Çok iyi geldi bu mini piknik bize. İşe dönüş yolu biraz ızdırap olsa da bu sıcakta, yürüyerek 5 dakika mesafelik bu alana daha önce neden gelmedik diye hayıflanıp durduk.

Elimizde kalan, güzel geçirilmiş bir saat, biraz huzur ve bu fotoğraflar oldu...

 İşte balkan müziğimizin kaynağı...


 Benim böyle şeylere zaafım var, nerede görsem çekiyorum... :)

 Şunun gibi...

Ve bunun gibi :) (Üç silahşörler)

 Oturduğumuz yerin tam karşısında bir dilek ağacı vardı.. :)

O beyaz şeylerin senin üzerinde ne işi var...
Doğru açıdan bakarsan böylesi bir güzelliğin içindeydik... Açı ile bozduk kafayı bugün :)

 Ben bu resmi günün resmi seçiyorum, kimse de karışamaz...

 Beyaz bir gül görünce, gereksiz sanatsal çalışma dürtüme engel olamadım... :/

Veee bu örümcek de tahminimizce bizimle piknik alanından ofise kadar geldi. Yoksa orada işi ne, kader, şey pardon örümcek ağlarını örüyor başımıza... :)


12 Haziran 2012

Yeni...



Artık başka bir manzaraya uyanıyorum. Hala açılmamış kolilere çarpa çarpa ilerliyorum henüz benimseyemediğim koridordan. Yanlış odalara girip girip çıkıyorum. Sadece perdesi takılmış odalara sığdırdım şimdilik hayatımı, bir kaç güne normale döner diye umuyorum. Bu arada taşındıktan sonraki ilk iş günüm, akşam servisten eski evin orada inerim diye korkmuyor da değilim. Yeni bir şeyler oluyor hayatımda, güzel bir şeyler. Örneğin tahmin edemeyeceğim kadar "benlik" bir perde buldum, hiç aklımda yokken :) Bunu da "nasıl başlarsak öyle gider" ' e yoruyorum. İyi başladım, iyi gitsin...

Kelebekli perdem... :)



7 Haziran 2012

Zaman...

Hayatımızda olup bitenleri, dışardan gözlemleyemediğimiz için belki de, zamanın etkisini farketmiyoruz. Ancak yıllar öncesinin bir yazısını, bir resmini görünce "vay be, bunu mu demişim, o saçlar benim olamaz" gibi tepkiler veriyoruz zamanın etkisine. Tabi biz insanlar için durum bu kadar karışık yoksa bizim meşhur limonumuz için geçerli değil bu durum. Onun gelişimini gün be gün gözlemledik. Zeynep, onun zaman zaman resimlerini çekerek gelişimini gösteriyordu. Şurada ve burada gördüğünüz üzere (İyi ki de çekmiş :D). Şimdi limonumuz odunsu gövdesine kavuştu. Umuyorum bir gün meyvesini de verir...Nereden Nereye...




6 Haziran 2012

İçmişim başım dönüyor...

Hadi itiraf edin, alkol içerikli bir post sandınız değil mi :) Ama yok, bunlar gayet günlük şeyler. İçiyorum, içtiğimi de çekiyorum. Fotoğrafçılıkta yeni bir akım başlatmak üzereyim, takipçisinin bir tek ben olduğu.. :)

Yemek sonrası açık hava ve soda keyfi... Bu arada, şu sıralar dinlediğimiz bir şarkı var, bir kadının sürekli "soda, soda" yakarışları ile muhattap olmaktayız... :)

Sıcak çay gibisi yok, buharı bardağına vurmuş... 

Havalar ısındı tabi, buz gibi bir kola da olabilir... 


Ama söz konusu  yaz ise, favorim, tonik - ananas suyu karışımı...





Venüs ve uzaylı... :)

Bu gece Venüs geçmiş güneşin önünden. Biz mışıl mışıl uyurken, millet balkondan izlemiş geçişi. Güneşte görünen ufacık bir leke... Ben aslında bu gezegen, güneş olaylarının bir şekilde bize yansıdığına inanırım. Zira dün çizdiğim şeyin bu geçiş esnasında bize selam çakan bir uzaylı olma ihtimali var :) Bu bilgileri Nasa ile paylaşmalı mıyım, yoksa kapımda "Siyah Giyen Adamlar"' ın belirmesi an meselesi mi? Bu uzaylı da bi alem, korkmamıza gerek yok sanırım güneşin dibinden geçiyor, giydiğine bak sen... (Arkadaşım ısrarla bunun kaptan mağara adamı olduğunu söylüyor...olabilir, hayallerde de yaşıyor olabilirim ...: D )



Neyse ama ben gökyüzünün kıymetini bilenlerdenim. Venüs geçse de, geçmese de, güzel şeyler oluyor yukarılarda...




1 Haziran 2012

1 Haziran :)



Bugün yaz mevsiminin ilk günü ve böyle buyurdu takvim...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...