23 Şubat 2015

Güneşli Bir Pazar...


Bu hafta sonuna yine karla başlamıştık. Ama güneş sonunda yüzünü gösterdi. Özellikle pazar günü çok güzel bir hava vardı. Tabii ki soğuktu ama güneş nefisti. Biz de bu fırsattan yararlanalım dedik ve evimin arkasındaki Dikmen Vadisi'nde biraz yürüyüş yaptık. Koşu yapanlar, köpeklerini gezdirenler ve bizim gibi yürüyüşe çıkanlar vardı. Anladım ki herkes güneşi özlemiş...



Hafta sonunun tek aktivitesi bu yürüyüş değildi elbette. Oscar Ödülleri dağıtılmadan önce aday filmlerden merak ettiklerimi izlemek istiyordum. Hafta sonu The Grand Pudapest Hotel, Birdman ve Boyhood'u izledik. 

The Grand Budapest Hotel, görselliği ile büyüleyen bir film. Müzikleri ve görüntüleri harikaydı. Özellikle Wes Anderson'un simetri takıntısını bilen birisi olarak daha bir zevk aldım. 


Birdman nefis bir filmdi. Nefis nefis.... Kesintisiz sahne geçişleri, dar mekanda büyük bir ustalıkla işi kotaran oyuncular, görüntüler, kurgu, diyaloglar... Aldığı ödüller helali hoş olsun... :)


Boyhood a gelince, gerçekten emek verilmiş. İzledikten sonra öğrendim filmin çekimlerinin 12 yıl sürdüğünü ama buna rağmen beğenmedim filmi. Bana göre Oscar'a aday olacak bir film değildi...


Hafta sonunun bir artısı da Glutensiz Limonlu Kek' ti :) İlk kez denedim ama oldukça başarılı oldu :))




19 Şubat 2015

Kar, Neden Yağar Kar...


Sabah bembeyaz bir Ankara'ya uyandık. Saatlerce lapa lapa yağan karı izledik. Güzeldi, rahatlatıcıydı, soğuktu, zaman zaman da ürkütücü... Aklıma Gölgesiz'lerin meşhur repliği geldi ve içimden tekrarlamadan edemedim... Kar, Neden Yağar Kar...

Yanlışı yapanın siz olduğunu bildiğinizde, daha doğrusu bir şeyler yapmamanın yanlış olduğunu farkettiğinizde artık doğruyu yapmanın hiç bir samimiyeti kalmayacağını hissettiniz mi hiç. Ne yapacağını bilmez halde, bir arafta gibi,... Böyle hissettiğimde uyandım bu beyazlığa... En azından beyaz bir araf... :) Bakalım zaman her şeyin ilacı olacak mı...



10 Şubat 2015

Hayvan Çiftliği


Uzun zamandır merak ediyordum bu kitabı. Hatta tiyatro oyununa da gitmeyi çok istemiş, bir türlü bilet bulamamıştık. Sonunda okuyabildim bu "Peri Masalı" nı. Evet hikaye ne kadar sevimsiz olsa da aslında bu bir peri masalıydı...

Çevirmen Celal Üster, çok güzel bir sunuş yazmış. Hem daha önceki çevirilerden bahsetmiş, hem de George Orwell tarihinden bahsederek kitaptaki bazı ince esprileri kaçırmamamızı sağlamış.

Kitaba gelince, nefis bir kitap. Dünyaya dair acı gerçekleri kısacık bir kitapta böylesine sade ve etkili bir biçimde anlatmak, sanırım George Orwell bu yüzden George Orwell. 

Kitap hayvanların birlik olup bir çiftliği ele geçirmesini anlatıyor. Asıl hikaye hayvanların devriminden sonra başlıyor ve yönetim, işleyiş, güç kavgaları ile aslında hiçbir şeyin değişmeyeceği çok acı bir dille anlatılıyor. 


Okurken kahramanları günümüzün farklı güçleri ile eşleştirdim. Birisi medya oldu, birisi sorgulamayan halk. Birisi muhalefet oldu, birisi iktidar. Trajikomik bu durumdan hem zevk aldım hem üzüldüm açıkçası. 

Kitap bazı çizimlerle de desteklenmiş. Böylece çok daha net gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Okuyun, okutun. Dursun bu kitap kütüphanenizde...

"Napoleon' un toplantıları kaldırmasını protesto etmiş olan dört küçük domuz, seslerini ürkekçe yükseltecek oldularsa da, ansızın köpeklerin ürkünç hırlamaları karşısında susmak zorunda kaldılar. Hemen ardından koyunlar, her zamanki gibi "Dört ayak iyi, iki ayak kötü!" diye melemeye başladılar ve gergin hava geçiştirilmiş oldu.."



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...