Kayıtlar

Anladım ki...

Resim
Dün sabahımız bir toplantının gerginliği ile başladı. Öğleden sonra toplantımız vardı ve biz bir gün önce öğrenmiştik. İşin komik tarafı dün bile yani toplantı günü bile katılıp katılmayacağımız belli değildi. Toplantı saatinden bir kaç saat önce toplantıya katılacağımız bilgisi geldi. Hani vardır ya "bodoslama dalmak". İşte biz de o toplantıya o modda gittik. Dürüst olmam gerekirse eğlenceliydi. Hani hazırlıklı olmanın gerginliği olur ya, bizde onun zerresi yoktu. Çünkü hiç hazırlıklı değildik. Lay lay lom bir toplantı oldu. Fena da olmadı yani. Oradan minik ve güzel hediyelerle döndük. Arada bir bu laboratuar ortamından çıkmak gerekiyormuş, dün ben bunu anladım. Bir de Starbucks' ın etiopya aromalı kahvesinin cidden sert olduğunu ve ruh sağlığı açısından günün bu saatlerinde  Retro Türk dinlenmemesi gerektiğini...

Kasım diyor ki...

Resim

Doğru mesaj...:)

Resim
Hani bir çok kitap der ya, "evrene doğru mesajı verin, size geri dönecektir" diye. Şu aralar kendimi biraz şımartıyorum. Cidden de geri dönüyor. Geçen hafta üst üste şımartıldım. :) Önce İzmir'den çok tatlı bir süpriz geldi...Ardından da İstanbul'dan benim gibi bir film meraklısını ihya edecek kitaplar :)) Yok yok, benim kendimi durmadan şımartman lazım. Çözdüm ben olayı...

Bu sabah yağmur var Ankara'da...

Resim
Sonbaharı seviyorum ama erken kalkma zorunluluğu çok fena. Karanlıkta uyanıp, hazırlanırken hava aydınlansın diye sürekli dışarı bakmak. Hele bir de hava o gün yağmurlu ise, gün boyu süren bir karanlık var demektir ki, uyansan da uyanamazsın. Böyle zamanlarda "Bu havada işe gidilir mi ya" cümlesini kuranlar toplansa, hükümeti bile devirir. Bunun biraz rahatlatıcı olması gerekiyor sanırım. Sabah sabah seninle aynı şeyleri düşünen insanların varlığı. Ama yok arkadaş, ben o sıcacık yataktan kalkıp, yağmur ve karanlıkta yollara düşüyor muyum, düşüyorum. Bu havada işe gidilir mi ya.... Neyse ki sabah huysuzlugu çabuk geçer, geçmeli sonuçta. Bir şeyler atıştırıp, bir fincan kahve içtin mi bir şeyciklerin kalmaz. Hatta bu renksizlik içinde renk bile bulabilirsin. Radyoda daha sakin şeyler dinler, cama vuran damlaları izleyebilirsin. Bir müddet sonra hoşuna bile gider. Benim gider en azından. Ne de olsa kalktık ve yollara düştük bir kere. Ne diye tüm günü zehir edeli...

Uyandım...

Resim
Picture by Aeravi Lise ve üniversite hayatım, bana göre eğlenceli geçti. Arkadaşlık, aşk, korku, ihanet, yalnızlık...ne gelirse aklınıza yaşadım azlı çoklu. Ama "yaşadım" en azından. Güzel anılarım, eğlenceli zamanlarım oldu. Sonra bir ara uyumuşum. Yorgunluktan belki... " O yılları tamamen boş geçirmişim. Monotonluğa giden hayatıma itiraz etmeyerek, mutlu sanmışım kendimi. Gereksiz yere her şeyi kafama takarak, her şeyi stres yaparak... İtinayla beni mutsuz edecek şeyler bulup çıkarıp, onları yetiştirip, büyüterek. Buna kendimce büyümek demişim. Toplum bana bir kimlik vermiş, o olmuşum, o olmaya çalışmışım. Neyi istiyorum diye kalbimi dinlememişim. Ben komik bulmuşum, milletin gülmesinden korkmuşum. Kınamasından, yargılamasından. Farklı geleni kınar olmuşum. Sevmediğim insanların kimliklerine bürünmüşüm. Takdir istemişim, güzel söz istemişim, kimin söylediğine önem vermeden. Arkadaşlarımın hayatlarından kendime pay biçmişim kendiminkini yaşamadan. Anılarını...

Yine Ulus...

Resim
Bu hafta sonu İzmir'den gelen arkadaşlarımla, bir farklılık olsun diye Hamamönü' nü gezdik. Malum Ankara'da pek de bir şey yok AVM'den başka. Ama Hamamönü gerçekten güzel bir renk oldu Ankara' ya. Eğlenceli bir sabah geçirdik, anılar kaldı...

Kış Gelmeden...

Resim
Bu sene tiyatro sezonunu hızlı açtık. 33 Varyasyon'dan sonra dün de Kış Gelmeden' i izledik. Oyun hakkında DT sitesinde bilgi yok. Dolayısı ile sadece kendi cümlelerimi paylaşacağım. "Çok küçük yaşta anne babasını kaybeden üç kardeşin dramını anlatıyor oyun. Büyük abla, bir kocaya varır ve tüm hayatı o adam olur. Sessiz, kendi halinde, mutsuz olduğunu bile farkedemeyecek kadar sıradan bir hayat sürer. Küçük abla biraz hoppa, aklı havada, biraz daha farklı olmayı seven, mutluluğu için ailesine karşı çıkmış ancak yine de mutluluğu yakalayamamıştır. En son İzmir'de olduğu haberi alınmıştır ancak akibetini oyunun sonunda da tam anlamayız. Küçük kardeş (ki kendisi başroldür) ise, küçük yaşta okumaktan vazgeçmiş, futbolcu olma sevdası ile Anadolu' nun çeşitli illerinde maceralara dalmış, sonunda bir sakatlık sonucu futbol sevdası son bulmuştur. Olaylar, küçük kardeşin, büyük abla ve huysuz eniştesini görmek için İstanbul'a gelmesi ile başlar." Kadrosu...