Kayıtlar

Satıcının Ölümü...

Resim
Bu sezon tiyatro performansımız biraz düşük. Sanırım bunda yeni oyunların azlığının da etkisi var. Ama geçen gün gittiğim oyun muhteşemdi. Satıcının Ölümü... Basit bir hayat süren bir ailenin dramı, usta oyunculuklarla nefis bir şekilde anlatıldı. Evet evet bu oyunu güzel kılan gerçekten oyuncular oldu. Yoksa ne müzik, ne kostüm, ne sahne, hatta ne de diyaloglar çok farklı değildi. Ama öyle güzel oynadılar ki resmen içine girdim oyunun. "Willy satıcı idi. Satıcı adamın hayatında dayanacak, temel olacak bir şeyi yoktur. Bir gülümseyişe bakar, bir cilâlı ayakkabıya. Gülümsemesine karşılık gülümsemediler mi işte o vakit dünyanın sonu gelmiştir. Ondan sonra başına iki delik, oldu bitti. Bu adamı kim kabahatli çıkaramaz. Satıcı adam hayal kurmaya mecburdur. Mesleğin icabıdır bu" diyor Devlet Tiyatroları sitesinde. Daha fazla bilgi için buradan alalım sizi.  Erdal Küçükkömürcü , baba rolünde harikalar yaratıyor. Bir başka nefis performans da hayalperest oğlunu ca...

Yılın İlk Karı...

Resim
Bu sabah yağdı :) Tabii ki tutmadı ama ruhu alıştırırcasına beyaz kapladı her yeri, kısa süreliğine de olsa. Kış "Geliyorum, hazır olun" dedi bu sabah. Kalın giysiler, ev planları, uzun geceler için el işleri, filmler, kitaplar, müzikler, sıcak içecekler... cephanemiz hazır, biz hazırız. Bekliyoruz :) 

I Love Your Smile...

Resim
Uzun zamandır yazmıyorum. Hafif bir tembellik var üzerimde. Kışa giriş ruh hali de diyebiliriz sanırım. Bu arada yaptığım şey bol bol Patrick Jane izlemek oldu :)) Evet uzun zamandır görüp de merak ettiğim The Mentalist dizisinin 6 sezonunu üç haftaya sığdırdım. Ve evet artık bir Patrick Jane hayranıyım. Bu muzip, mahçup ve sinir edecek derecede zeki karaktere bayıldım bayıldımmm. Hele bir gülüşü var ki, ne zaman görsem 1990' ların hit bir şarkısı geliyor aklıma...I love Your Smile... 

Orkide Sezonu Açılıyor...

Resim
Kışa girerken orkidelerimiz dallarını vermeye başladı. Yeni orkidemiz hepsinden atak çıktı ve çiçeklendi :)) Sarı ve nefis çiçekleri var. Yakında beyaz orkidelerimiz de açacak. Görün o zaman güzelliği....

Hedda Gabler

Resim
Geçen hafta tiyatro sezonunu açtık ve Hedda Gabler'e gittik. Aslına bakarsanız bu oyun hakkında bir şey yazmam ne kadar doğru bilmiyorum. Zira yarısında çıktım. Evet bunu söylerken utanıyorum ama tüm ekip aynı şeyi hissetmiş olmalı ki, çıkalım bir kahve içelim teklifini kimse reddetmedi.  Oyun eminim güzel, oyuncular eminim çok iyidi de bizi bir türlü içine alamadı. Her şeyden önce Hedda Gabler'i canlandıran oyuncu ile karakteri bir türlü bağdaştıramadım. Anlatılan kadın ile sahnedeki kadın arasında farklar vardı. Ayrıca diyaloglar kendini tekrarlar cinsten, uzun ve sıkıcı. Bir şeyler eksikti yani. Bu sezona çok iyi giriş yapmadık ama devamından umutluyum.  Oyun hakkında ayrıntılı bilgi için  buradan buyrunuz. 

Tatil Dönüşü...

Resim
İki haftalık tatil sonrası işe gelmek nasıl bir duygu bilir misiniz? :)) Pekala abartmayacağım aslına bakarsanız ilk iş günüm o kadar da korkunç geçmedi. Hatta bu postu yazabildiğime göre hiç de korkunç değil :) Eee tabi biraz adaptasyon sorunları yaşıyorsunuz ama olsun değil mi o kadar da. Her şeyin bir bedeli var. Tatilden bol bol güneş topladım. Neredeyse tüm tatilime mavi bir gökyüzü eşlik etti. Ekim'de denize girmek, Manavgat Irmağı'nın doyumsuz manzarası eşliğinde içilen çaylar, kahveler, yeğenimle uzun uzun oynamanın verdiği tatlı yorgunluk, dallarda meyveler, çiçekler... Her defasında aynı şeyleri yaşamama rağmen doyamadığım güzel tatilim... Vee tabii her güzel şey gibi bu da bitti. Döndüm yine kürkçü dükkanıma. O zaman gelsin mi fotoğraflar...:)))  İlk gün böyle bir gökyüzü ile karşıladı beni Manavgat.  Aslında gözün gördüğü, makinenin çektiğinden çok çok daha güzel...  Sazlıklardan havalanan.... :)  Olmazsa olmazımız Manavgat Irma...

Akdeniz, Karadeniz...

Resim
Karadeniz tatilimden döneli iki hafta bile olmadı ama ben yeniden tatile çıkıyorum. Bu kez hedef Akdeniz...tam yol ileri :))) Gitmeden önce Karadeniz'den kalan son notlarımı da düşmek istiyorum buraya... Öncelikle yukarıda gördüğünüz fotoğraf kaldığım köy evinin manzarası. Evet her sabah böyle güzelliklerle çevrili bir güne uyandım. Her gün bayılarak yedim muhlamaları, bıldırcın kaplamaları, tazelikten kabuğu soyulamayan yumurtaları. Arılarla kahvaltı yaptım her sabah... Çay toplayanları izledim, çay topladım :)  Evin 300 mt aşağısındaki dereye düştü bir gün yolumuz. Eskiden etrafındaki duvarlar yokmuş. Tabii yağmurlar ve seller etrafındaki ekinlere zarar verince duvar örmüşler. Korktuk önce dereye inemeyeceğiz diye ama onun da yolunu bulduk. Ayaklarımızı buz gibi sulara soktuk. Karadeniz denince akla gelen ilk şeylerden birisi de yağmur. Bizi hemen hemen her gün ziyaret etti. Ama bunaltmadan. Yağıyor sonra güneş açıyordu. Her halini gördüm yani Karadeni...