Kayıtlar

İtalya' da 5 Gün...

Resim
Eveeeeeettt, sonunda İtalya' ya gidebildim. Üzerinden aylar geçti ama tadı hala damağımda. Şaka gibi apar topar bir vize başvurusu yaptık. Karışık bir iş programımız vardı.  Ziyaret edilmesi gereken 3 şehir vardı ve bilin bakalım kaç günlük vize verdiler. 5. Yazıyla "Beş" . Evet hepi topu 5 güne sahiptik. O yüzden bu İtalya gezisi biraz fragman gibi oldu. 6 uçak, 1 tren, 1 araba yolculuğu, 3 farklı otel ile Milano, Bari, Matera, Roma ve yine Milano olacak şekilde bir güzergah ayarladık. Ama hani çok detaylı plan yaparsınız ve bir şeyler ters gider ama plansız olunca her şey çok eğlenceli olur ya, işte bize ikincisi oldu :) Doğru oteller, doğru yolculuk alternatifleri ile hem işimizi yaptık hem de gezebildik. Tabii İtalya'yı istesen de bir ayda bile gezemezsin ama bizimki cidden çok hızlı oldu ve inanılmaz yorulduk. Gerçekten hayatımın en yorucu yolculuğu oldu ki toplamda 24 saati yollarda geçirdiğim Amerika yolculukları da buna dahil. Bir de grip oldum. Vitaminlerle a...

Çarpık Senfoni

Resim
Hem işlerdeki yoğunluğun daha da artması hem de 2. üniversite okumam nedeniyle artık resim yapmaya çok zaman ayıramıyorum. Ama evimizin müzik köşesine bu tabloyu yapmasam olmazdı :) 

Emrah Ablak

Resim
" 5 Sanatçı 5 Sergi Ayan Beyan" sergi serisi kapsamında "Emrah Ablak Buradaydı" 'ya gittim geçtiğimiz aylardan birinde. Çizimlerini severim zaten de serginin tasarımını ayrı bir beğendim. Zor olsa gerek böylesi bir serginin akışını ayarlamak...Çok iyidi.

Sokaklar Konuşursa...

Resim
Sokakların da bir dili var. Her gün yüzlerce yaşanmışlık izi bırakılıyor sokaklara. Kimi zaman bir kağıt parçası, kimi zaman bir not, kimi zaman da sokağın gerçek sahipleri :) Böyle ufak ayrıntılar yakalayınca mutlu oluyorum... Bir çöpün gülen yüzünü görünce mesela... Ya da o ilaç alınmış mıdır diye meraklanıyorum mesela, paraya sevdasını yazan arkadaşla birlikte dertleniyor, "Goptum yaa" diyenle kopuyorum... Şehrin duygularının dışavurumunu duvar yazılarında görüyor, bir sokak köpeği ile birlikte üşüyorum.  Avatar filminde bir ağaç ile tüm gezegen canlıları birbirine bağlanıp, birbirini hissediyordu. Biz öyle gelişmiş, öyle gezegenimizle barışık bir tür değiliz ama biz de paylaşıyoruz be duygularımızı... Kalpten kalbe bir yol buluyoruz. Hiç tanımasak da birbirimize dokunuyoruz. Aynı taşları, aynı havayı, aynı evi paylaşıyoruz. Üstelik mavi bile değiliz... 

Lügat Kafe

Resim
Cebeci'de bir konsept mekan daha keşfettik. Keşfettik yanlış oldu. Zaten bilinen bir yer ama biz anca gidebildik diyelim. Lügat Kafe, eski bir mimari yapının modern dokunuşlarla bir kitap-kafe olarak tasarlanmış hali. Aslında mekan da, mimari de, ortam da hiç fena değil. Ama konumunun verdiği bir sıkıntı var. Ulaşımı kolay değil. En azından bizim için öyle. Tam önünden ya da yakınından dolmuş geçiyor mu bilmiyorum ama metro ile gidip, dikimevi durağında inip, arka sokakta banliyö üst geçidinden geçip birazcık yürüdük. Öyle "canımız istedi hadi gidelim" denilen bir yerde değil maalesef. Ancak etrafında bir çok yurt ve kampüs olduğu düşünülünce amacına hizmet ediyordur rahatlıkla. Özel ders çalışma alanları ve minik kütüphaneleri var. İçinde bir de güzel bir kafe var. Bazı noktalarını biraz bakımsız buldum açıkçası biraz daha özenilebilir. Fikir güzel...