Kayıtlar

Erzurum etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Erzurum Çarşı Pazar :)

Resim
Eveeettt, gelelim Erzurum günlerine... Büyük bir heyecanla planladık tatili ama her işin başı sağlık derler ya ilk iki günü hasta geçirdim. Sanırım hava değişimi yolculuk vs. derken iki gün yattım. Neyse ki 8 günlük bir tatildi ve 6 güne de çok şey sığdırabildim.  Erzurum da diğer şehirler gibi değişiyor, gelişiyor illa ki ama bu gelişme şehir merkezine biraz yavaş yansıyor sanırım. İyi ki de öyle oluyor. Şehrin etrafına yeni yeni bir sürü bina dikilirken şehrin ortası tarihi, eski yerlerini korumaya devam ediyor. Yukarıdaki fotoğraf şehir merkezinden :). Annemlerin teyzelerinin eski evleri imiş. Bunu da çektikten sonra farkettik. Şimdi kim oturuyor bilinmez ama tipik bir Erzurum kadını olarak sıcak havayı bulup sermiş yünleri evin önüne. Doğudaki bir çok il gibi burada da kışın yün olmazsa ısınamazsınız.  Üç Kümbetler, nedendir bilmem benim Erzurum' da en sevdiğim yerlerden biri. Üç adet sekizgen kümbetin bulunduğu bu alanın çevresi şu an yapım aşamasın...

Yollarda Bulurum Seni...

Resim
Uzun bir sessizliğin ardından post yağdırmaya başlıyorum. Hazır mısınız :)) Bu sene tatilimin bir kısmında memleket hasreti giderme fırsatım oldu ve düştük yollara. Hep merak ettiğim Doğu Ekspresi ile yolculuk etmek bile başlı başına bir macera idi. Her ne kadar gidişte biraz hasta olsam da dönüşte tam anlamı ile tren yolculuğunun keyfini çıkardım diyebilirim. Bu post sadece tren fotolarından oluşsun. Sonraki postlarda da Erzurum maceramıza devam ederiz... :) 

Babaannem ve evi

Resim
Erzurum' un karayolları yakınındaki toprak evlerden oluşan bir mahallede ömrünü geçirmişti babaannem. Daha 17' sinde, gelin olarak geldiği bu mahalleden ömrü boyunca hiç çıkmadı.  Onunla ve eviyle ilgili olan anılarım maalesef çok fazla değil. İki yılda bir, genelde yazları, birkaç haftalığına tatile giderdik Erzurum' a. Bir çok akrabamız olmasına rağmen, tatilimizin çok büyük bir kısmında o evde kalırdık. İnsan o yaşlarda hiçbir şeyi farketmiyor. Ne yaşadığı anın güzelliğini, ne insanları...hiçbir şeyi. Neyse ki "beyin" gibi mükemmel bir organa sahibiz de, yıllar sonra bazı şeyleri daha dünmüş gibi hatırlayıp, gülümseyebiliyorum. Ne zaman babaannemi düşünsem o ev geliyor aklıma. Tamamen bütünleşmişti babaannem o evle. Ellerinde, bedeninde, zayıf ve erkenden belirmiş çizgili yüzünde o evin kattığı bir şeyler vardı. O evde onu eriten, bağımlılık yapan şey neydi bilmiyorum ama tüm mahalleyi sarmıştı. Tüm mahalle kadınları öyleydi...

Ayakkabı tamircisi...

Resim
Bundan yıllar önceydi. Annemle Erzurum sokaklarında geziyorduk. Erzurum' u görenler bilir yollardaki parke taşlarını. Arnavut Kaldırımı gibi değil, daha şekilsiz ve daha aralıklı. Şimdi belki yenilemişlerdir bilmiyorum ama o zamanlar öyleydi en azından. Tam bir topuk düşmanı. İşte annem de o düşmana yenildi ve yürürken ayakkabısının topuğunu kırdı. Hemen yakındaki bir ayakkabı tamircisine girdik. Küçücük bir dükkanı vardı. Yaklaşık 3 metreye 1,5 bilemedin 2 metrelik bir alan. Yaptırabildiği kadar raf yaptırıp, elinden geldiğince ekonomik kullanmıştı adam dükkanını. Nerede olduğunu göremediğim bir radyodan eski türkülerin melodileri geliyordu. Önünde makinası, arkasında raflar, sağında solunda yığılmış ayakkabılar ile sanki oranın bir parçası gibiydi adam. Saç sakal birbirine karışmış, eller nasırlaşmış neredeyse çalıştığı tahta tezgahın dokusunu almıştı. Dış dünya umrunda değildi. Sanki o tezgah ile dünya arasına bir sınır çizmişti ve ne dışarı çıkıyor, ne de içer...