İtalya' da 5 Gün...
Eveeeeeettt, sonunda İtalya' ya gidebildim. Üzerinden aylar geçti ama tadı hala damağımda. Şaka gibi apar topar bir vize başvurusu yaptık. Karışık bir iş programımız vardı. Ziyaret edilmesi gereken 3 şehir vardı ve bilin bakalım kaç günlük vize verdiler. 5. Yazıyla "Beş". Evet hepi topu 5 güne sahiptik. O yüzden bu İtalya gezisi biraz fragman gibi oldu. 6 uçak, 1 tren, 1 araba yolculuğu, 3 farklı otel ile Milano, Bari, Matera, Roma ve yine Milano olacak şekilde bir güzergah ayarladık. Ama hani çok detaylı plan yaparsınız ve bir şeyler ters gider ama plansız olunca her şey çok eğlenceli olur ya, işte bize ikincisi oldu :) Doğru oteller, doğru yolculuk alternatifleri ile hem işimizi yaptık hem de gezebildik. Tabii İtalya'yı istesen de bir ayda bile gezemezsin ama bizimki cidden çok hızlı oldu ve inanılmaz yorulduk. Gerçekten hayatımın en yorucu yolculuğu oldu ki toplamda 24 saati yollarda geçirdiğim Amerika yolculukları da buna dahil. Bir de grip oldum. Vitaminlerle ayakta kaldım. Yine de şükrediyorum iyi ki de gittim. Umarım daha geniş zamanda yeniden gidebilirim. Şimdi şehir şehir özet geçelim....
BARİ
Ankara-İstanbul-Milano uçuşumuzdan sonra hemen Milano-Bari uçuşu yaptık. Çünkü ilk ziyaret noktamız Matera şehrindeydi ve orada havaalanı yoktu. Bari' ye indik. Havaalanından araba ile yaklaşık bir saatte şehir merkezine geçtik. Öğlen saatlerinde merkezdeydik ve akşama kadar biraz gezelim dedik. Gezebildiğimiz yerler normalde tipik bir Avrupa şehri gibi ama bazı meydanları, eski yapıları ve insanlardaki neşe ile İtalya farkını görebiliyorsunuz. Aslında çok güzel kıyı noktaları var Bari' nin ama bizde zaman yok :(. İlk yemeğimizi havaalanında yemiştik. Bari' de adam gibi bir yemek yiyelim dedik. Oranın tipik pizzası, bilinen İtalyan pizzası inceliğinde değil. Pizza Barese deniyor sanırım. Daha kalın ve malzemeler resmen çorba gibi yüzüyor. Bu halini çok beğenmedik açıkçası ama yolculuk heyecanı buna da şükürdü bizim için. Sonrasında bir saat sürecek Matera araba yolculuğumuz başladı. Haliyle Bari maceramız 3-4 saatten ibaret... :)
MATERA
Ahhh ahhhh, oradaki 2 günüm masal gibiydi, zira Matera masal gibi bir şehir. 12. yy ' da bir ortaçağ kasabası düşünün, öyle bir havası var. Aslında 1950' lere kadar insanlar neredeyse mağaralarda ve ilkel evlerde yaşamış bu şehirde. Bu mağaralara "Sassi" deniyor. İtalya devleti resmen bu şehirdeki ilkellikten utanıyor ve şehir halkını farklı şehirlere tahliye ederek Matera' yı terk ediyor. Ta ki 1980' lerde akademisyenlerin "bu mağaralar ve bu şehir bir dünya mirası" diye itiraz etmesine kadar. Sonrasında bir proje ile tüm o tarihi alan özüne bağlı kalınarak restore ediliyor. Mağaralar kafe, restoran ve otellere dönüştürülüyor. Tekrar yerleşime açılıyor ve bir turizm masalı başlıyor. Akıllıca yapılan restorasyonlarla her şey butik seviyede bırakılıyor ve şehrin büyük kısmı hiç bozulmuyor. Öyle ki belirli zonlar oluşturulmuş. Buralara araba giremiyor (Bavullarımızı merdivenli sokak aralarında, yağmur altında 500 m sürükleyerek tecrübe ettik bunu :D ). Özetle Matera resmen masallardan çıkma bir hal alıyor. Bizim Mardin+Kapadokya karışımı gibi ama daha özüne sadık restore edilmiş hali.
Neyse... Yorgun argın Matera' ya gelip, bu ortaçağ kentinde otelimizi bulduktan sonra dinlenmek bile istemedik çünkü etrafta o kadar çok görülmesi gereken şey var ve öyle bir adrenalin salgılatıyor ki, bavullarımızı bırakıp tekrar o sokak aralarına düşüp biraz keşif yaptık.
Otelimiz Mağara içindeydi, yemeklerimizi mağara içinde bir restoranda yedik. Her yer ama her yer tarih. Nefis kiliseler, evler, yapılar ve neşeli insanlar. Gerçekten her şeyi anlatmak isterdim ama biraz da yaşanılması gereken bir ortam, nasıl anlatılır bilmiyorum. Otelimiz "Chiesa del Purgatorio" kilisesine 200 m mesafedeydi ve her dışarı çıkışımızda bu muhteşem barok yapıya bakmak bile çok doyurucu idi. Ayrıca geniş açıdan Matera manzarası görebileceğiniz alanlar yapılmış. Çok iyidi. Onyüzbinmilyon fotoğraf çektim. O kadar çok şey gördük ki göz yorgunluğu yaşadık resmen, algımız bozuldu. Orada beni en çok etkileyen kilise "San Giovanni Battista" idi. Nefis bir mimarisi vardı. İçindeki auradan çok etkilendim. Matera'da geçirdiğimiz iki gün boyunca günün erken saatlerinde iş, devamında da şehir turu yaptık.
Yediklerimize gelince... Tabii ki her sabah "Colazione" yaptık. Yani Kruvasan + Cappuccino. Yine oraya özgü özel bir ekmek var. Şekli Matera' nın mağaralarına benziyor. Pane di Matera diyorlar. Biz yiyemedik çünkü çok büyük. Yazık olacaktı. Bir dilim istemeye de utandık açıkçası. İstesek kesin verirlerdi. Neden istemedik bilemiyorum. Neyse... Bir şarküteri keşfettik dönerken doldurduk çantalarımızı yöresel yiyeceklerle. Peperoni Cruschi' ye bayıldık. Şarapları da güzeldi. Ben en basit ama en Matera' ya özgü şarabı aldım. Nefis bir tütsü tadı vardı. Ve yöreye özgü makarna olan Orecchiette' yi denedim. Çok iyidi.
Matera anılarımda, yaşadığıma çok da inanamadığım bir masal olarak yerini aldı.
ROMA
Matera' dan araba ile 4-5 saatlik bir yolculukla Roma' ya vardık. Gecenin bir vakti otele girdik ve sadece meydana gidip bir şeyler yemeye ve içmeye yetecek kadar vaktimiz kalmıştı. Otelimiz Tiber Nehri yakınında "Trastevere" civarındaydı. Ki çok doğru bir tercihmiş. Bir çok yere yürüyerek gidebildik. Hemen otele eşyalarımızı attık ve karanlık nedeniyle net göremediğimiz ama buram buram hissettiğimiz bir çok tarihi yapının yanından geçerek meydana indik. Gerçek italyan pizzası ile burada tanıştım. Nefisti. Ardından meydanda bir kafede oturup Galatasaray - Liverpool Maçını izledik ve otele döndük.
Kolezyum' dan çıkıp benim en çok merak ettiğim yerlerden biri olan "Panteon Tapınağı" na gittik yürüyerek. Bu arada yürüdüğümüz her yerde tarih vardı. Zamanımız yoktu, çoğunun yanından geçtik. Çok acıydı benim için ama dediğim gibi bu gezi gerçekten fragman oldu. Panteon Tapınağı inanılmazdı. "Tüm Tanrıların Tapınağı". 2000 yıllık bir yapı. 5 Euro' ya giriliyor. İçinde bir çok değerli sanatçının eserleri bulunuyor. Mesela Lorenzetto' nun Madonna del Sasso heykeli, ressamı bilinmeyen 8. yy nefis eseri Madonna della Clemenza... Perino del Vaga (Raffaello’nun öğrencisi)' nin süslemeleri. Ayrıca Raffaello’nun mezarıda Panteon tapınağının içinde. İnanılmaz şanslı değil mi?. Vee tabii ki o muhteşem kubbe "Oculus"... inanılmaz ihtişamlıydı. Panteon' da çok zaman geçirmek ve her şeyi detaylı incelemek isterdim ama çok kalabalıktı bir çok güzelliği göremedik bile. İzmir gezimde beni en çok etkileyen, tüylerimi diken diken eden sadece tek sütunu kalmış Artemis Tapınağı idi. Burada da aynı şeyi hissettim. Panteon tapınağındaki tüm tanrıları hissetim :). Sanırım antik dinler beni çekiyor.
Panteon' dan çıkıp meşhur roma dondurmasını yiye yiye birkaç yüz metre ilerideki "Trevi" nam-ı diğer aşk çeşmesine yürüdük. Çok güzeldi ama yine çok kalabalıktı (buraya maalesef yazmıştım sonra sildim. Ben de o kalabalıktandım ve çok mutluydum. Neden kalabalıktan şikayet ediyordum ki...bencilce). Zar zor paramızı çeşmeye atıp, dileğimizi dileyip, dönüş yoluna geçtik. Otele gidip eşyalarımızı aldık ve Milano' ya gitmek üzere tren garına gittik ve attık kendimizi trene. Z raporu: 19.882 adım.
Roma' dan 3 saat süren tren yolculuğu ile Milano' ya vardık. Milano için başlık açmayacağım çünkü tüm maceramız tren garı, 200 m ötedeki otel, sabah iş görüşmesi, orandan da havaalanına yapılan yolculuktan ibaretti. Milano' ya gitmemiş sayıyorum kendimi. İnşallah daha geniş zamanda gezebilirim.
İşte böyle geçti ilk İtalya yolculuğum. Tamamen oraya yerleşir miydim bilmiyorum ama uzuuuun uzuuun kalıp her yerini sindire sindire gezmeyi çok isterdim. Bakalım... Hayat....

































Yorumlar
Yorum Gönder