Ana içeriğe atla

Üsküp



Geçen hafta ani bir iş meselesi yüzünden Üsküp'e gittim. Vize istenmemesi, yaklaşık bir saatlik uçuş mesafesi ve kültür benzeşmesi nedeniyle çok da yurtdışına çıkmış gibi hissetmedim. Ama yine de konuşulan dilin, mimari yapısının ve hatta alfabelerinin farklı olması nedeniyle evet yurtdışına çıktım :)))

Makedonya, bize kültür olarak çok yakın. O nedenle Üsküp'te yaşam tarzı, insan ilişkileri ve yemekleri konusunda hiç yabancılık çekmedim. Zaten çok küçük bir ülke ve çok küçük bir şehir. Ankara'nın Çankaya ilçesi kadar sanırım Üsküp. Büyük Makedonya Meydanı'nı gezince bir çok meşhur objesini görebiliyorsunuz. Bizim turumuz bir saat anca sürdü ;)







Hotel Super 8 isimli bir otelde kaldık. Booking.com'da yüksek puan aldığı için tercih etmiştik ama kesinlikle tavsiye etmem. Tek iyi tarafı yerinin çok iyi olmasıydı. Hemen 100 metre ileride Türk Çarşısı (Old Bazaar), 200 metre ilerisinde de bahsettiğim büyük meydan var. Vardar Nehri, Taş köprü, Arkeoloji müzesi, Büyük İskender heykeli ve Makedonya kapısı bu meydanda zaten. Geri kalan yerler normal şehir. Meşhur Matka Kanyonu'nu da görmek isterdim ama sadece 2 günümüz ve işlerimiz vardı. 

Yemek konusunda iki şeyi çok merak ediyordum. Üsküp köftesi ve Trileçe. İkisini de yeme fırsatım oldu. Çok güzellerdi. Özellikle trileçe nefisti. 



İnsanları genel anlamda güler yüzlü, enerjik ve çok konuşkan. Bir kısmı çat pat Türkçe biliyor. Büyük bir kısmı da ingilizce konuşuyor. O açıdan da rahat ettik. Oradakilerle konuştuğumuz kadarıyla ekonomik olarak zor durumdalar. Maaşlar düşük, kiralar yüksek. Şehirde genel bir altyapı sorunu da var. Gezdiğimiz bir çok yerde yerlerde ciddi miktarda çöp vardı. 

Son olarak da heykellerden bahsetmek lazım tabii. Belki yukarıdaki fotoğraflardan da fark etmişsinizdir ama inanılmaz derecede çok sayıda heykel var Üsküp'te. Hatta şöyle de bir esprileri varmış; nüfusun % 70'i hristiyan, % 20'si müslüman,  % 10'u da heykelmiş. Şehri güzel kıldığı aşikar ama sanırım birileri de bu heykellerden iyi para götürmüş... :))) Ankara'dan tanıdık geldi mevzu. En azından onların heykelleri estetik...







İyisi ile kötüsü ile geldi geçti bu gezi de. İyi ki de gittim gördüm. :)






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sünger Bob ve Patrick... :)

Bir taş boyama daha tamamlandı. Hem zaman güzel geçti hem de minik bir kalp mutlu edildi (yani umarım...). :)))

Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar ?

Üçüncü etamin işimi de bitirdim. Aslında örnek aldığım fotoğrafta bu kuşlar 4 tane idi ve kalp şeklinde kuyrukları vardı. Ancak hem benim kasnağıma sığmadığı, hem de fazla kalabalık durduğu için ben biraz değiştirdim. Ha bir de göbekleri beyazdı, ben kendi renklerinin açık tonlarını tercih ettim. Bu hali bence daha güzel oldu. Son bir adım kaldı. O da çerçeveletmek. Noel Babayı da henüz çerçeveletmedim. Çerçeveciyi ihya edeceğim bu gidişle. Puzzle, etamin derken bir sürü şeyi biriktirdim çerçeveletmek üzere.  Şimdiki projem bir doğum günü hediyesi :) Hadi bakalım. Bir işe başlamak, o işin yarısıdır derler...  Güm güm...   Göbekleri de doldurduk mu, tamamdır...  Favorim...

Sid' in İntikamı...

Nasıl ki Star Wars serisinin en dramatik ama en sevdiğim bölümü "Revenge of the Sith" ise, şimdiye kadar yaptığım en zor kanaviçe de bu oldu ( Cümleyi toparlayana bir yastık hediye edeceğim :)) ) . Kısaca anlatmak istiyorum hikayesini.... Her şey arkadaşıma doğum günü hediyesi projemle başladı. Ona bir şeyler işlemek istiyordum ama sevdiği bir şey olsun diye düşündüğümden ağzını aramaya başladım. Bir muhabbetin ortasında,  Ice Age' deki Sid' i çok sevdiğini öğrendim. Tamamdır dedim, Sid' i işleyeceğim. Oturdum bilgisayar başına Sid şablonu arıyorum. Kesin vardır diye de anlamsız bir özgüvenim var. Ama yok, yani istediğim gibi yok. Ya küçük ya da aradığım gibi değil.  Tabii ben ümitsizliğe kapıldım ve başka bir şey yapayım bari girişimlerine başladım ama aklım kaldı Sid'de. İçimdeki "yapabilseydim çok güzel olacaktı" sesleri baskın çıktı ve şablonunu kendim çıkarmaya karar verdim   Önce bir Sid fotoğrafı buldum. Sonra onu