Kayıtlar

Mart Bitti Demeden Bitmez...

Resim
Ankara'da iseniz mümkün olabiliyor çiçek açmış ağaçlar üzerinde kar görmeniz. Ben hep demişimdir zaten, "Mart bitti demeden bitmez". .. Bu çiçek resimlerini yaklaşık iki hafta önce çekmiştim. Ben postunu yapamadan kar yağdı bile ...Kış son demlerinin keyfini çıkarıyor...

Gün Ortasında Karanlık...

Resim
Hiç bir zaman aşırı bir siyasi görüşüm olmadı. Kendimce, vicdanımla ve ahlakımla bana doğru gelen yoldan gittim hep. Çünkü bana göre doğrular çok da görece değildir. Zor bir şey değildi yani doğruyu takip etmek. Kimsenin bana yol göstermesine gerek yoktu. O nedenle de kişileri, birlikleri değil sadece idealleri ve fikirleri takip ettim. Çünkü birey olsun birlik olsun, belirli bir güce ulaşınca her şeyin kontrolden çıkabileceğini biliyorum. Bize bunu biyolojide öğretiyorlar. Bir hücrenin asla sonsuz büyüyemeyeceğini... Hücre belirli bir büyümeden sonra ya ikiye bölünür ya da patlar. Gücün dengesi bu sanırım... Bunları neden yazıyorum derseniz, bu kitap bence tam da bunu anlatıyor. Güzel ideallerle yola çıkıp aşırı büyüyen bir gücün nasıl da kontrolden çıktığını ve bu durumun mağdur ettiği tarafları. Aslında böyle yazarak bu kitabın derinliğine saygısızlık etmek istemem. Siyasi olarak ciddi anlamda öz eleştiri var bu kitapta. Bir siyasi mahkumun son bir kaç haftasını geçird...

Serçe

Resim
Okuduğum en iyi, en dramatik, en insan ruhuna dokunan bilim-kurguydu sanırım Serçe . Bir bilim-kurgu insan ruhuna dokunur mu demeyin, ben TV'de bilim-kurgu izlerken ağlayabilen bir insanım. Bireysel dramlardan daha çok etkiliyor beni bu gezegenin ve evrenin dramı. Yine de Serçe için bireysel bir dram diyebiliriz. Mary Doria Russell , her şeyden öte çok güzel karakter analizleri yapmış. Bu derin analizleri de nefis bir bilim-kurgu öyküsünün içine yerleştirmiş. Okurken bir dakika bile sıkılmadım. Merakla, öfkeyle, şaşkınlıkla ve kimi zaman gülümseme ile okudum.  Umarım en kısa sürede güzel bir film uyarlaması da yapılır...

Don Kişot' un İzleri

Resim
Geçen hafta sonu gittik aslında bu sergiye. Alışıldık üzere biraz geç yapıyorum postunu. Birbirinden ünlü ressamların Don Kişot efsanesine bakışlarını anlatan, farklı, güzel, eğlenceli bir sergi olmuş. Dali' ye bayıldım. Gözlerim Picasso'yu aradı sürekli. Eserlerine bakarken heyecanlandım falan :)) Karikatürden tutun da, yağlı boyaya, karalamaya, modern çalışmalara kadar her şey vardı sergide. Çağdaş Sanatlar Merkezi'ni seviyorum zaten. Ne zaman oralardan geçsek uğruyoruz. Üstelik bir çok etkinliğe de ücretsiz ulaşabiliyoruz. En beğendiğimiz eserlerden biri bu radyatörden yapılma Don Kişot çalışması oldu.  Herhangi bir boya olmaksızın sadece metalin eğimi ve paslanma özelliği kullanılarak nefis bir çalışma çıkmış ortaya.   Pablo Picasso'nun kadınlar üzerindeki etkisi devam ediyor :)). Birisi dayanamamış...   Pablo Picasso Salvador Dali Hemen üsteki tablonun bir detayı. Dali çoşmuş burada.  Ben de büyüter...

Çizmeye, Renk Vermeye Devam...

Resim
Taş boyama olayını pek sevdim ben. İnsanların yaratıcı fikirlerini de. Ama sanırım en çok karikatür çizmeyi sevdim. Bu aralar boş durmuyorum...

Biz...

Resim
Distopik kitaplara taktım bu aralar. Üstelik okuduğum kitabın yazarı farklı bir kitabı beğenmişse onu da okuyorum. Böyle buldum Biz ' i de.  Diğer distopik yazarların hakkında söyledikleri merakımı uyandırdı ve son kitap alışverişimin içine kattım bu güzelim kitabı da.  Geçen haftalarda bitirdim okumayı. En ilginç kitap tecrübelerimden biri sanırım. Kurgusu çok ilginç. Öylece olan biteni anlatmıyor. Bize kahramanın gözünden bir günlük aracılığı ile aktarıyor tüm olanları. Gerçekten yazıldığı yılı düşünürsek distopyanın babası sayılabilir bu kitap. 1920' de henüz hiç bir şey doğru dürüst keşfedilmemişken yarattığı gelecek, toplum, teknoloji.... İnanılmaz.  Okuması biraz zor bir kitap kabul ediyorum. Özellikle kahramanımızın matematik sevdası benim gibi sayısalı sevmeyen biri için pek sevimli değil :))) Ama okumak çok güzeldi yine de. Okuduğum bir çok kitabın içinde geçenler, izlediğim bir çok filmde gördüklerim... Yevgeniy İvanoviç Zamyatin , 1920 de bahsetm...

Siyah... Beyaz...

Resim
Hafta sonum gayet sakin ve sıradandı. Dinlendik, güzel bir kaç film izledik, biraz parkta gezdik derken geçti gitti... Ne mutlu bana :)) Nitekim uzun zamandır merak ettiğim " It's A Wonderful Life" filminde de öyle hissediyordu  George Bailey ... Sıkıntıları bile yaşamak güzel, var olmak güzel... Gözümde iki damla yaş ve yüzümde bir tebessümle bitirdim filmi. Bir zil çaldı... Bir melek kanatlandı.