Kayıtlar

Nazlı...

Resim
Bizim orkidemiz biraz nazlı çıktı. İlk tomurcuklarını vermesi tam üç yıl sürdü :) Ama olsun, buna da şükür. Az mı uğraştık onun için. Yok fıs fıs, yok yerini değiştir, yok buz koy falan. Resmen emek var bu işte... Beyaz çiçeklerini görmek için sabırsızlanıyorum..

İki Şehrin Hikayesi

Resim
Fazla kelime bulamıyorum aslında bu kitabı anlatabilecek. Daha doğrusu bendeki etkilerini. Zaten klasik bir eser. Okuyunca da neden klasik olduğunu anlıyorsunuz. Çok keyif aldım. Bir tarafta mükemmel bir aşk, bir tarafta kanlı bir ihtilal. Birbirlerine harmanlanmış, Paris ve Londra arasında kalmış anılar, yürekler... Sydney Carton ' un inanılmaz aşkı, Lucie' nin melek kalbi, Dr. Manette ' nin ızdırapları ve J arvis Lorry' nin fedakarlıkları inanılmaz. Böyle insanlar, böyle duygular, böyle sadakat yok artık. Maalesef yok. Yine aynı şekilde hikayenin diğer tarafında aç, sefil bir halkın ayaklanması, şiddet, adaletsizlik... Böyle şeyler yok artık demek isterdim ama var...maalesef var. Zaman geçtikçe iyi şeyleri kaybediyor, kötü şeylerin ise sadece şeklini değiştiriyoruz... Daha önce Dickens' in Büyük Umutlar' ını okumuştum. O kitabı okurken hissettiğim şeyi bu kitapta da rahatlıkla hissettim. Öyle güzel anlatıyor, öyle güzel betimliyor ki, gözünüzde...

ÇizZZzzZZzzz

Resim
Biraz tembel, biraz maymun iştahlıyım sanırım. Mesela aslında hafiften resme yeteneğim var ve ben bunu geliştirmek için hiçbir şey yapmıyorum. Üniversitede tiyatro grubundan bir arkadaşım bende bir ışık görmüş olacak ki bana resim dersleri vermeye başladı. Kendisi güzel sanatlar okumuştu. İlk derste bana sayfalarca daire çizdirdiği için sıkılmış ve bırakmıştım dersi (evet evet benim de gözümün önünde bay miyagi ve öğrencisi canlandı. Daniel benden daha sabırlı, kabul).  Gerçi son zamanlarda canım inanılmaz çizmek istiyor. Ne olursa...Hatta not defterim artık yarı resim defteri gibi bir şey yaptım. Güzel bir yazı ya da notlarımla alakalı resimleri yanına çizmeye başladım. Belki böyle böyle...bilemedim...

Dört Kısa Günden Bana...

Resim
Sezen diyor ya, "dört kısa günden bana bir garip sızı kaldı, bir de deli özlemin..." Benim bu dört günlük tatilimden de bana, iki film, bir oyun bir de aslan kaldı... Öncelikle arkadaşıma yaptığım doğum günü hediyesi projesini bitirdim. Kendisi fanatik Galatasaraylıdır. Daha uygun bir şey bulamazdım herhalde :) Hoş biri beni durdurmazsa tüm odasını aslanlarla donatacağım. Daha önce de aslanlı bir yastık işlemiştim. Bu yaptığım aslanı da duvara pano olarak düşünüyorum, bakalım artık... Ardından iki güzel film sığdırdım bu tatile. The Help ve The Hunt (Evet alfabetik ilerliyorum... :P ). İkisi de dolu dolu bayıldığım filmlerdi... İkisini de sinema bloğumda yazacağım bir ara. Ardından da Cumhuriyet Bayramımızı bir tiyatro oyunu ile süsledik. Ramiz ile Jülide... Bunu da yazacağım ilerleyen günlerde. Çok eğlenceli bir o kadar da dramatik bir oyundu. Bu vesile ile tiyatro sezonunu açtık. Hadi bakalım...

Dickens ve Şirinler...

Resim
Yeni bir kitaba başlamış olmanın verdiği heyecanı yaşıyorum. Hem de daha ilk sayfalarında öykünün içine çeken bir kitap. Bazı şeyleri okumakta geciktiğime hayıflanıyorum bazen. Sonra düşünüyorum da hakkını verecek bilinç ve birikim gerekiyordu belki. Belki lise yıllarında bu klasiği okusam hakkını veremeyecektim. Böyle düşündüğümden midir bilinmez (kesin ondan) geriye dönüp lise yıllarında okuduğum kitapları yeniden okumak istiyorum. Artık 'aaa ben bu kitabı okumuştum' demek istemiyorum, 'aaa ben bu kitabı okudum, şu bölüm çok güzeldi' demek istiyorum. Derdimi tam anlatamadım değil mi? Neyse işte, aldım sütlü kahvemi, %70 yoğunlukta bitter çikolatamı ve kitabımı, şu saatlerin tadını çıkaracağım Bu arada süslü şirin de kendine dikkat etse iyi olacak. Aynaya bakmaktan yaklaşan tehlikeyi farketmiyor :(((

Cem Mumcu ve Makber...

Resim
  Daha önce hiç Cem Mumcu okumamıştım. Arkadaşım bu kitabı verdiğinde de içeriği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. O yüzden aylarca beklettim kitabı bir kenarda. Kapağı ve adı  itibari ile biraz karanlık, ağır bir havası vardı. Benim bir inanışım vardır ve bunu bu bloğun bir yerlerine de yazmışımdır kesin. "Kötü kitap yoktur, uygun psikoloji vardır" .  Aylar sonra 'artık hazırım ağır bir kitap okumaya' diyerek açtım kitabın kapağını... İlk bir kaç sayfasını 'iyi ki de bekletmişim, ağırmış cidden, aslında pek de sevimli değil yazdıkları ama gerçekçi ve çok iyi bir dili var, devam edeyim' düşüncesi ile okudum. Meğer okuduğum kısımları çılgınca akan bir nehire giden küçük bir dereymiş. Sonra kitap aldı sürükledi beni. Bu kez akıntıya karşı gelmedim, bıraktım kendimi. İki saat sonra bitirmiştim kitabı. Zaten ince bir kitap ama içerik ve dil olarak kesinlikle çok şey barındırıyor. Öncelikle Cem Mumcu' nun cümlelerini çok çok beğendim. Bundan s...

Bayram Provası...

Resim
Sanırım her evde bir bayram kahvaltısı ritüeli vardır. En azından bizde böyle bir şey var. O sabah kahvaltıya ayrı bir özenilir. Pastalar, börekler, hatta dolmalar... Ailenin en büyüğü kimse, onun evinde yapılır bu kahvaltı ve aileden olan herkes davetlidir. Bayramlaşma bu kahvaltı eşliğinde olur.  Henüz bayrama girmesek de, bugün de böylesi bir kahvaltıdaydım. Herkes bayram nedeniyle bir yerlere dağılacaktı o nedenle erken bir kutlama gibi oldu kahvaltımız. Ev sahibinin kendi deyimi ile "kırmızı, beyaz, yeşil" konseptli kahvaltı sofrası gerçekten muazzamdı.  Ben de bu güzelim kahvaltıya "elmalı turta" ile katkıda bulundum ki uzun zamandır yapmamıştım. Ara vermek yaramış bana. Söylemesi ayıp nefis olmuştu turtam. Maalesef o hengamede, kendi turtamın fotoğrafını çekemedim :/ Bir dahaki sefere artık. Bu arada ben de bavulumu topladım. Şimdilik Abbas yolcu. Herkese mutlu ve sağlıklı bayramlar diliyorum. Yakın zamanda görüşürüz.